|
|
- civelek erdi abiyle havalanından çıkar çıkmaz iki hatunun önünü kestik. adres sormamız lazımdı. erdi abi amerika’ya gideceğiz diye son iki ay eve kapanıp lost ve prison break izlediğinden aksanlı ingilizcesiyle o girdi olaya. gayet düzgün sormasına rağmen hatunlardan biri hızlı hızlı “cross right through the street” diyerek manalı manalı gülünce kıllandım. üstüne de “ne zaman geldiniz? yeni mi? nerelisiniz?” diyince iyice kıl kaptım. erdi abi “yep… we like a fish” şeklinde bir gönderme yapınca ikisi birden kahkalarla gülmeye başladı. erdi abiyi anladığım kadarıyla aşağılıyorlardı. amerikan özentisi, hahaha filan dediler. dayanamadım tabi. “what did you said my friend? we came a few minutes ago... you are very bad people…”dedim. kızgındım.
birden gülmeleri kesildi. bir tanesi pantolonumun fermuarına aniden asılıp çekmeye başladı, süreklendim. hayır yeni geldik diye bir şey de yapamıyoruz, olay çıksın istemiyoruz başımız belaya girer hesabı. neyse hatun bana “ya sen ne tatlı şeysin öyle… bak bi de arkadaşını savunuyor… yerim ben seni” sözleriyle küçük kayser’e yapıştı. öbürü de saçlarımı okşuyordu. allahtan etrafta kimse yoktu. civelek erdi abi “yapcak bir şey yok iğrenç bi manzara bitince çağır” diyerek uzaklaşırken hatun emdikçe emiyordu. “stop my sister. don’t do it”, dur bacım yapma etme demeye kalmadan öbürü de “hayır ya ben yalıycam” diyerek topuklarıma yapıştı. neyse ki hemen boşaldım. bıraktılar beni. hatunlardan biri filmlerdeki gibi çabuk çabuk “55567… call me” dedi ama numaranın tamamının anlayamadım.
şoktaydık. ayrıca adresi de öğrenememiştik. erdi abiye” siktir et kafayı yemiş bunlar” dedim ama cidden ne olduğunu kavrayabilmiş değildim. 50 metre ileride bir kadın daha çıktı karşımıza. erdi abi kusursuza yakın ingilizcesiye bir kez daha sordu adresi. kadın garip garip bakıp bir şey söyledi ama anlayamadık. sonra ben girdim devreye. iki parmağımı birbirine yaklaştırıp “can you go to that way? if you gou can we go together please” dedim. kadın birdenbire “ahhhh…ayyyyyyy” diyerek dudaklarıma atladı. milletin ortasında boynumu ısırarak “fuck me” şeklinde bağırıyordu. yüce meryem adına yapma, rahat dur, hold on filan dedim ama nafile. çıkarıp oracıkta sahip oldu bana.
otele vardığımızda perişan bir haldeydim. public, oral, any kinds of sex yaşamıştım iki saat boyunca. utanıyordum kendimden, benliğimden, küçük kayser perişan bir halde bana baktığında tutamadım kendimi, deli gibi ağladım.
amerika’da kızların teklif etmeden verdiğine acı deneyimlerle şahit oldum. tr’de engin türkçe hakimiyetim, dil oyunlarıyla hatun kaldırırken, amerika’da tam aksiyle kaldırılmış, kullanılmıştım. “offfff yaa…” iç sıkıntısıyla debelenirken erdi abi’nin türkçe kanal aradığını gördüm. aksanından kurtulmaya, özüne dönmeye çalışıyordu. sawyer gibi olmanın bi sikime yaramadığını böyle öğrenmemeliydi ama. sayid aksanıyla konuşup jin kadar ingilizce bilmenin good fucker olmanın sırrı olduğunu nerden bilebilirdi ki…
- (bkz: hay ağzına sağlık)
|