başta uçuşan mutlu poşet olmak üzere ekranda görünen her oyuncunun muhteşem bir oyunculuk sergilediği, aslında anlatmak istediği bir çok konuyu son zerresine kadar içimize kazıyan ve bitiminde garip bir ruh haliyle etrafa boş boş baktıran ender filmlerden biridir.
amerikan tarzı yaşamın iflası, tüketim çılgınlığının sınır tanımazlığı, kişisel gelişim zırvaları, gençlik bunalımları ve tabiki korkuları, yalnızlık, geçmiş özlemi, özgürlük ve herşeye rağmen hayatın içinde yaşamak için ne kadar çok güzelliğin olduğu.
hırslarımızın kölesi durumuna geldiğimiz, bok püsür bir çok şeyle meşgul olduğumuz,statü ve otorite için hayatı zehir ettiğimiz, kendimizi sahip olduklarımızla ifade ettiğimiz, mutlu olmayı hep ertelediğimiz orta sınıf yaşantılarımıza sunulan alternatif duruşlar büyüler aslında bizi. kazananlar ve kaybedenler yer değiştirir. kişisel gelişim budalası emlak kralı karşısında kevin abimizin cool duruşu, güzelliğini kendi sıradanlığına kalkan yapan taş bebek kızın karşısında ise umursamazlığı, hayata karşı cüretkar duruşu ile kevin spacey ve kızı dahil tüm izleyenlerin kahramanı olan komşu evin çevresine yabancılaşmış oğlu.
mimikler ile müziklerin bu kadar uyum içinde olduğu başka bir film daha yoktur. rüzgarda uçuşan torba isimli ve ismine paralel çalan müzik ruhumun en ücra köşelerine temas etmeyi başarmıştır.
vel hasıl-ı kelam etkisinden günlerce kurtulamadığım ve birçok sahnesinde göz yaşlarımı tutmadığım bir filmdir.
(bkz:
sözlükte hissetiklerini anlatamama)