kevin spacey'nin en iyi erkek oyuncu oscarını kaptığı film
bir sam mendes yapımı
aynı zamanda en iyi sonlardan birine sahip olduğunu düşündüğüm filmlerden
hiçbir şeyin tamamen göründüğü gibi olmadığını anlatıyor çarpıcı bir şekilde
sloganında dediği gibi: "look closer"
but it's hard to stay mad, when there's so much beauty in the world. sometimes ı feel like ı'm seeing it all at once, and it's too much, my heart fills up like a balloon that's about to burst... and then ı remember to relax, and stop trying to hold on to it, and then it flows through me like rain and ı can't feel anything but gratitude for every single moment of my stupid little life... you have no idea what ı'm talking about, ı'm sure. but don't worry... you will someday.
başta uçuşan mutlu poşet olmak üzere ekranda görünen her oyuncunun muhteşem bir oyunculuk sergilediği, aslında anlatmak istediği bir çok konuyu son zerresine kadar içimize kazıyan ve bitiminde garip bir ruh haliyle etrafa boş boş baktıran ender filmlerden biridir.
amerikan tarzı yaşamın iflası, tüketim çılgınlığının sınır tanımazlığı, kişisel gelişim zırvaları, gençlik bunalımları ve tabiki korkuları, yalnızlık, geçmiş özlemi, özgürlük ve herşeye rağmen hayatın içinde yaşamak için ne kadar çok güzelliğin olduğu.
hırslarımızın kölesi durumuna geldiğimiz, bok püsür bir çok şeyle meşgul olduğumuz,statü ve otorite için hayatı zehir ettiğimiz, kendimizi sahip olduklarımızla ifade ettiğimiz, mutlu olmayı hep ertelediğimiz orta sınıf yaşantılarımıza sunulan alternatif duruşlar büyüler aslında bizi. kazananlar ve kaybedenler yer değiştirir. kişisel gelişim budalası emlak kralı karşısında kevin abimizin cool duruşu, güzelliğini kendi sıradanlığına kalkan yapan taş bebek kızın karşısında ise umursamazlığı, hayata karşı cüretkar duruşu ile kevin spacey ve kızı dahil tüm izleyenlerin kahramanı olan komşu evin çevresine yabancılaşmış oğlu.
mimikler ile müziklerin bu kadar uyum içinde olduğu başka bir film daha yoktur. rüzgarda uçuşan torba isimli ve ismine paralel çalan müzik ruhumun en ücra köşelerine temas etmeyi başarmıştır.
vel hasıl-ı kelam etkisinden günlerce kurtulamadığım ve birçok sahnesinde göz yaşlarımı tutmadığım bir filmdir.
aldığı heykelciği sonuna kadar haketmiş ; şehirli modern görünümlü sıkılgan çaresiz insanların yalancılıklarını ; hayatlarının temellerini oturttukları değerlerin uçuculuğunu harikulade oyunculuklar ve akıllıca yazılmış senaryoyla iliklerimize kadar hissettiren ; tekrar tekrar izlenesi ; kevın spacey'nin kızını oynayan genç oyuncunun ismini bitürlü ezberleyemediğimden hafızamdan şüphe ettiğim '' görülmezse olmaz'' lardan olan film...
--spoiler--
yıllarca izlemeyip daha sonra çeşitli tesadüflerden dolayı 1 hafta içinde 3 kere seyrettiğim ve gerçekten çok sevdiğim film. bütün karakterlerin komik ve zavallı bi biçimde kaybetmesi başta eğlenceli gelse de, hepsinde kendimden bi özellik bulma talihsizliğini yaşadım malesef. ki bunlar sadece bende diil bi sürü kişide vardır herhalde.
mesela lester'ın kızının özgüven eksikliği, evin annesindeki takıntı haline gelmiş mükemmellik çabası, lester'da son noktaya gelmiş olan hayattan bıkma ve yeni hayat yaratma hevesi.
yine de, bence en etkileyici karakter, diğerleri kadar dikkat çekmese de, lester'ın kızının arkadaşıdır. mena suvari'nin başta itici görünmekle beraber aslında inanılmaz sevimli ve masum göründüğünü düşünüyorum şahsen. bütün film boyunca yalanlar söyledikten sonra aslında onun da etrafında kendisine yönelen ve pek de masum olmayan bakışlar yüzünden masallarda yaşamaya başladığını görmek değişik. özellikle de -spoiler olmasın diye tamamını söyleyemiyorum- filmin sonunda bi sahnede banyoda yüzünü yıkarkenki veya lester'a 'nasılsın' diye sorarkenki hali bence çok 'güzel'di.
--spoiler--
alan ball'ın yazıp sam mendes'in yönettiği ve kevın spacey'in müthiş bir oyunculuk çıkarttığı 99 yapımı film. amerikan kültürü ve aile yapısı üstüne kurgulanmış, her ne kadar basit bir konu olsa da detaylar ile müthiş işlenmiş bir dram.
'70 yılında yayınlanmış grateful dead albümü. grubun diğer albümlerini henüz dinlemediğimden abartılı bir yorum yapmak istemesem de, tek kelimeyle "güzel" diyebileceğim birşey. ileriki günlerde gruba karşı besleyeceğim muhtemel hayranlık-sevgi-saygı duygularının başlangıç noktası.
01. box of rain
02. friend of the devil
03. sugar magnolia
04. operator
05. candyman
06. ripple
07. brokedown palace
08. 'till the morning comes
09. attics of my life
10. truckin'
amerikan ailesinin penceresinden içeriye süzülen kameranın seyirciyi alıp başka diyarlara götürdüğü film.bu kameranın sahibi yönetmen sam mendes'i de tiyatrodan sinemaya geçişinin ilk adımında oscar'la kucaklaştığı için kutlamak lazım.filmin sonunu başlarda söylemesine rağmen hiç sıkmayan ve amerikan ailesinin rüyalara ama daha çok kabuslara daldığını anlatan, amerika'nın amerikan yapımı gerçeği.
insana gerçekten keyif veren, izlerken bütün amerikalıların rahat ve mutlu bir yaşantısı var yalanını bir kez daha gördüğünüz bir film. kevin spacey oyunculuk konusunda rakipsiz.
toplumsal eleştiriden ziyade ''ne ise o''nu gösteren bir film. gerek yetişkin gerekse ergenlerin iç dünyasına gerçekçi bir bakış. kevin spacey kusursuz.
--- spoiler ---
filmin sonunda; ''katil kim'' sorusuna açık bir cevap buluyorsunuz ama bunu yapma nedeni havada kalıyor ve sizi ikileme düşürüyor. ordu emeklisi despot, disiplin manyağı, hormonları patlamış hasta adam; oğlunun eşcinsel olup olmadığını öğrenmek için mi lester burnham'ı öptü yoksa bunun nedeni tamamen bastırılmış bir eşcinsellik miydi? aslında adamın karakterine baktığımızda ikincisi olma ihtimali de bir hayli kuvvetli. ve burhman'ı öldürme sebebi de; oğlunu evden kovmasının temelini oluşturması ve bir nevi intikam alması olabilir. diğer taraftan gizli eşcinsel olduğunu düşünürsek; yaptığı girişimin hüsran ile sonuçlanması ve burhman'ın onun bir eşcinsel olduğunu anlaması veya sanması sonucunda, onurunun darbe alması ve bu olayın tek şahidi olan insanı ortadan kaldırma arzusu da olabilir.
--- spoiler ---
yani hiçbir zaman bazı şeylerden emin olamayacağınız bir film. biraz kakalama bir hollywood filmi olduğu izlenimi verse bile, aldığı ödülleri pek abartılı bulmuyorum. önyargı ile yaklaşılmaması gereken bir film. zaten filmin işlediği konulardan biri de bu.
benim de içlerinde bulunduğum birçok kişiye göre the shawshank redemption'dan sonra en dolu film. muhteşem senaryo, normalin üzerinde oyunculuk kalitesi, tam anlamıyla filmi yansıtan müzikler, yaşadığımız hayatın özellikle de amerikan rüyası denilen şeyin laftan ibaret olduğunu izleyicinin gözüne sokmadan, kendi kendiliğinden anlaşılmasını sağlayarak aldığı ödüllerin hepsini sonuna kadar hakeden bir yönetmenlik.
sinemada izlerken diğer izleyicilerin kahkahalarına, kimi zaman göz yaşlarına, kimi zaman ise düşünmelerine yol açtığını görebileceğiniz ender filmlerden. ek olarak bütün emeği geçenler büyük iş başarmış olsa da başroldeki kevin spacey'in, senarist alan ball'ın, yönetmen sam mendes'in ve de müzisyen thomas newman'ın önünde saygıyla eğildiğim filmdir.
filmi izlemeden önce konusuna bakmamıştım, sadece isminden yola çıkarak değerlendirdiğimde, çok farklı bir konu ile karşılaştığım filmdir.kevin spacey'nin canlandırdığı karakterdeki bir baba olmaz olsun dedirtir,insana.
nedense sevemediğim, izlerken sıkıldığım filmdir. belki de amerikan aile yapısının ve sosyal yaşantısının iğrenç hale gelmesidir beni sıkan. sonuçta filmde, kızının yakın arkadaşını düşleyen, ona iyi gözükmek için spor yapan bir baba, kocasını aldatan garip bir kadın, eşcinsel bir albay, babasını öldürmeye istekli bir kız, freud çu düşünceye sahip olayları şiddet - cinsellik olarak algılayan bir kız vardır.. ne konu akıcı gelmiştir ne de sosyal içerikleri mesajlar.. sevemedim efendim ben bu filmi..