belki ilginizi çeker
  1. · madde 98: hiç olmayacak birine dünyanın en inanılmaz konuşmasını yap (reklam)
gündem
  1. · sözlük yazarlarının itirafları
  2. · otuz yaşına gelen kadının kendini avutma yolları
  3. · itü sözlük e bir daha gelinse alınacak nickler
  4. · günün tek şarkılık özeti
  5. · tunceli alevileri dinsizdir
  6. · 2012
  7. · darbeci baro taksim e hoş geldin
  8. · ünlünün cenaze namazında meksika dalgası yapmak
  9. · 1929 dünya ekonomik bunalımı

ameliyatla alihan olmak  

  1. "etkileyici bir geçmişiniz var köksal bey. üniversite hayatınız boyunca ders sonlarında gelen "sorunuz var mı çocuklar" sualine bir kez dahi olumlu yanıt vermediğiniz gibi verenleri de kampüsün kuytu köşelerinde sıkıştırıp dövmüşsünüz. kimseye adres sormadığınız için izmir'de dört, ankara'da beş kez kaybolmuşsunuz. istanbul'a ise "koca şehir beni yutar" düşüncesiyle bir kez bile gitmemişsiniz. sorgulamayı sevmeyen bir yapınızın olduğu ortada. kafanızın arka tarafındaki saçlar çok gür. sol elinizi kullanmadaki ustalığınız ise hayranlık uyandırıcı."

    ses diafondan geliyordu. talimatları bu şekilde alacağım söylenmişti. yeni olduğum için fazla kimseyle konuşma fırsatım olmamıştı ama anlattıklarına göre şefin yüzünü şu ana değin hiç kimse görememişti. eğitimin sona erdiği ikinci hafta itibarı ile ben de bir istisna olarak değerlendirilemezdim. konuşma bitti. sızlamaya başlayan elimi diafondan çektim ve yola koyuldum.

    adreste belirtilmiş olan yere ulaştım ve kapı zilini dört kez çaldım. dördüncü çalıştan sonra sürgü çekildi . kırklarına gelmiş bıyıklı bir adam eşiğin sağını ve solunu kontrol ettikten sonra takip edilip edilmediğimi sordu. başımı iki yana salladıktan sonra beni içeri aldı ve kuaför koltuğuna oturmamı istedi.

    40 dakika kadar sonra arka tarafına kaynak yapılmış olan permalı saçlarımla binadan dışarı çıktım . plan basitti. 44. caddedeki köprünün hemen altında bekleyen ticari taksinin arka koltuğunda unutulmuş olan çantayı benzeriyle değişecektim. 5 dakika kadar türkcell süper liginde anadolu takımlarının yapmış olduğu çıkıştan bahsettikten sonra da araçtan inecek ve hemen karşı tarafta beklemekte olan bir ikincisine binecektim. seyahatim dışkapı'daki sayanora otel'e kadar sürecekti. alişan kepez adına ayırtılmış olan süite çıkıp çantayı açacak ve benimle bağlantı kurmalarını bekleyecektim.

    102 nolu süite geldiğimde kapıyı kilitledim ve çantaya uzandım. kilidini açtığımda içinden muhtelif boy ve ebatlarda bigudilerin çıktığını gördüm. gözümden kaçan bir şeylerin olup olmadığını kontrol etmek maksadıyla elimi çantanın diplerinde gezdirdiğimde çalan telefonun sesiyle irkildim. bariton olması haricinde hiçbir ipucu vermeyen donuk bir sesten yeni talimatlarımı aldım. bigudileri kafamın arka tarafındaki saçlara bağlayıp yüz üstü uyuyacaktım.

    ertesi sabah gözlerimi hafif bir baş ağrısıyla açtım. görüşüm puslu da olsa farklı bir odada olduğumdan emindim. yüzüm sıkı sıkıya bandajlanmıştı. dokunmak için sol elimi kaldırdığımda serumdan gelen plastik boruyu gördüm. başkası olsa ne tepki verirdi bilmiyorum ama ben televizyon kumandasına uzanmayı seçtim. esra ceyhan'ın programı henüz başlamıştı.

    ilk ziyaretçimle hastanedeki on ikinci günümde karşılaşacaktım. ellisini geçkin bir adamdı. yanındakilere koridora kimsenin girmediğinden emin olmaları talimatını verdikten sonra odama girdi ve kapıyı sıkıca kilitledi. elindeki cihazla odada bir tur atıp etrafı kontrol ettikten sonra yatağımın kenarına oturup samimiyetle elimi sıktı: "geçmiş olsun köksal bey. sıradan iş arkadaşları olmadığımız için daha önce tanıştırılmadık. ben genel koordinatör fehmi tuncer. meslekte gizliliğin esas olduğunun farkındasınız. ancak yaptığınız fedakarlığı göz önüne aldığımızda merak ettiklerinizi sizinle paylaşma hususunda mutabık kaldık. siz bunu hak ediyorsunuz. buraya sorularınızı cevaplamaya geldim.

    -aslında çok merak ettiğim bir konu vardı.
    -çekinmeyin lütfen.
    -ben şu anda ücretli izinde miyim yoksa ücretsiz izinde mi?
    -geçirdiğiniz operasyon işinizin bir parçası olduğu için ücretli izindesiniz. şimdi sorunuzu sorabilirsiniz.
    -sorum buydu.
    -yüzünüz yeniden yapılandırıldı. sizi kime benzettiğimizi merak etmiyor musunuz?
    -hayır. ama maaşların ayın kaçında yatacağını çok merak ediyorum.
    -ayın onbeşinde.
    -bir de ben işe başlarken yol artı yemek olarak anlaşmıştım. şu ana kadar sodexho almadım. bildiğim kadarıyla kurumun bir yemekhanesi de yok. ayrıca sayanora otel'e giderken bindiğim taksinin parasını kendi da cebimden ödedim.
    -ödemeyi kredi kartıyla yaptıysanız taksi parasını geri alabilirsiniz. sodexhoyu ise birim başkanından temin edeceksiniz.
    -iyi ama kendisine ulaşmanın imkansız olduğunun farkındasınız. etrafımdaki kimse yüzünün neye benzediğini bilmiyor.
    -bir yolunu bulacağından eminim köksal. bu arada senden çok etkilendiğimi belirtmeyi isterim. doğruyu söylemek gerekirse bu kadar tecrübesiz birisinin böylesi bir göreve atanmasından duyduğu rahatsızlığı ilk dile getirenlerden biriydim. ancak bugün tüm şüphelerimden sıyrıldığımı görüyorum. tamamen duygusuz olmanın yanı sıra bir hayata da sahip değilmiş gibi davranıyorsun köksal. bu iş için doğmuş gibisin. çalışanlarımızı sana benzetebilmenin kaç yıla mal olduğunu tahmin bile edemezsin.

    bir hafta daha kaldıktan sonra taburcu edildim. çıkış dosyamı ve yarım bırakmış olduğum çubuk kraker pakedini yanıma alarak bahçeye indim. sonra da sigara almak için en yakın büfeye uğradım. paketi açtığımda ayaklarımın dibine bir kağıt parçasının düştüğünü gördüm. eğilip aldığımda bunun bir sinema bileti olduğunu fark edecektim.

    bilette yazan salona belirtilen saatte girdim. içeride ben ve ihtiyar bir adamdan başka hiç kimse yoktu. fragmanlar başladığında ayaklarımı iki yana uzatarak koltuğuma yayıldım. öndeki ihtiyar ise ayağa kalktı. elindeki metal çubuk ile perdeyi işaret etti. sonra da kendisinden beklenmeyecek kadar gür bir sesle konuşmaya başladı:

    "işte adamımız. kamuoyunca ajdar anık olarak biliniyor. 1972'de fransa'da doğdu. lisans öğrenimini tamamladığında sadece 15 yaşındaydı. bir süreliğine italya ve norveç'te bulunduktan sonra birleşik devletlere geçti ve oradaki çeşitli üniversitelerde başta "kaos yönetimi" bulunmak üzere pek çok alanda ihtisas yaptı. mühendis olduğu kamuoyumuzca biliniyor. bilinmeyen şeyse onun bir toplum mühendisi olduğu. hem de en iyilerinden biri... ukrayna'daki turuncu devrimin arkasındaki adam olarak gösteriliyor. ne kadar güçlü olduğunu belirtmek için tek bir şey söylemeyi istiyorum: ajdar hala televizyonlara çıkıyor olsaydı ergenekon davasından bugün bahsedemiyor olurduk. kitlelerin dikkatini dağıtma konusunda inanılmaz bir yeteneği var."

    ihtiyar boğazını temizledikten sonra bir süreliğine bekledi. benden tepki alamadığını görünce de konuşmaya devam etti:

    "televizyon boykotumuzu nasıl deldiği hakkında hiçbir fikrim yok. ama bir yolunu bulmuş gibi gözüküyor. önümüzdeki çarşamba gecesinde esra ceyhan'ın programına çıkacağı istihbaratına eriştik. seninle çalışmamaya başlamamızın ardında da bu istihbarat yatıyor köksal bey. yoksa alihan mı demeliyim?"

    tekrar boğazını temizledi. sonra da bir sorumun olup olmadığını merak etti. "önümüz kış" dedim. kurumdan yakacak yardımı alıp alamayacağımı sordum. başını iki yana salladıktan sonra "sadece bunu mu merak ediyorsun " diye sordu. kendisini onayladım.

    hareketimi gördüğünde gülümsedi. geleceğimin çok parlak olduğunu söyledi. sonra da kaldığı yerden devam etti:

    "gerçek alihan kepez şu anda new mexico şehrine ilerlemekte olan bir uçakta. kendisi işbirliği önerimizi kabul etti. alejandro munez adına düzenlenmiş pasaport eline ulaştığında saatler 12:20 yi göstermekteydi. bu, senin bandajlarınızı çıkardığımız vakte tekabül ediyor. gelecek çarşamba gününde esra ceyhan'ın programına sürpriz konuk olarak katılacaksın. stüdyoda ajdar ve kont adnan da yer alacak. ajdar, alihan'dan tokat yediği görüntüleri defalarca izlemiş olmalı. senin sağ elini kullandığını düşünecektir. dolayısıyla stüdyoda seni gördüğü anda kanepenin en sağına kayacağından eminiz. stüdyoya girdiğinde senden onun güvenini kazanmanı istiyoruz. yaptığının yalnış bir hareket olduğunu söylemeni ve ondan defalarca özür dilemeni istiyoruz. güvenini kazanmaya çalışacaksın. sonra da uygun anın gelmesini bekleyeceksin. uygun an mı ne? ajdar'ın bardak yiyen insanlara karşı bir zaafının olduğu bilgisine ulaştık. önceden ayarladığımız bir adam programın ortalarında stüdyoya girecek ve bardakları yemeye başlayacak. üçüncü bardağı yuttuğunda da sen harekete geçeceksin. solak olduğun için ajdar bütünüyle gafil avlanmış olacak...bunu sadece sen başarabilirsin alihan! onu bir daha televizyona çıkamayacağından emin olana kadar tokatla evlat! hepimiz sana güveniyoruz. "

    hareket etmediğimi görünce aklıma takılan bir şeyin olup olmadığını söyledi. bayram ikramiyelerinin ne kadar olduğunu sordum. maaşına göre değişir cevabını aldığımda da çıkışa doğru ilerledim. hayatta önem verdiğim üç şey vardı. bunlar para , sosyal haklar ve seksti. üçüncüsünden epeydir uzak olduğumu düşünerek telefonuma uzandım. sevgilimin numarasını tuşladım: "alo hayatım. n'apıyorsun?......hayır, ben şu anda ülke dışındayım......hı-hı , kamboçya'dayım......bilmiyorum, birkaç ay kalacağım galiba. şirket gönderdi.....bak, ne diyeceğim hayatım: benim çok sevdiğim bir arkadaşım var. ismi alihan. hani sanatçı olan belki hatırlarsın. sana onu gönderiyorum. çok iyi bir insan. onunla tanışmanı istiyorum......hayatım, ben nereden baksan 6 ay kalırım burda. yalnız kalma diye gönderiyorum .yalnızlığını paylaşırsın. hem çok yakışıklı biri.....tatlım, ağlama ama. niçin ağlıyorsun? ben senin için uğraşıyorum burda......hayır, sen öyle biri değilsin tabi ki ama iti var kopuğu var. ben yokken yanlış biriyle birlikte olmanı istemiyorum. o yüzden tanıdığım bildiğim birini gönderiyorum. şarkıcı alihan.....sana seranat yapacak bu gece.......ama ağlama. ağlarsan anlaşamayız ki!"

    o ağlamaya devam etti. bense bir gece klübüne yaklaştığımı gördüğüm için telefonumu kapattım . ünlü bir sanatçının yüzüne sahiptim. buradan biriyle çıkmak ne kadar zor olabilirdi ki?

    bir saat kadar yanıma birilerinin gelmesini bekledim. kimse gelmedi. sonra da bara gidip sarışın bir bayanla konuşmaya başladım. "beni hatırladın mı? ben alihan. fantazi müziğin prensiyim."
    -duyamıyorum. müzik çok yüksek!
    -alihan diyorum. fantazi müzik benden sorulur.
    -hatırlayamadım.

    "çok sarhoş ondan hatırlayamadı galiba" diye düşünerek bir başkasına yaklaştım. "merhaba. ben alihan. fantazi müziğin prensiyim."

    -burasının rock bar olduğunun farkındasın değil mi? sana buradan ekmek çıkmaz.
    -parfümün çok güzelmiş. tadına bakabilir miyim?
    -tadına bakmak mı?
    -boynunu yalamayı istiyorum.

    arkamda duran votkadan bir yudum aldıktan sonra tepkisini ölçmek için yüzüne bakmayı istedim. döndüğümde gitmişti. sinirlenmeye başlamıştım. içimden "son bir kez daha" dedim "olmazsa evime gidip uyuyorum."

    -merhaba. bendeniz alihan.
    -hangi alihan?
    -fantazi müziğin prensi.
    -hatırlayamadım.
    "belki bu hatırlamana yardımcı olur" dedikten sonra suratına okkalı bir tokat patlattım. kim olduğumu hatırladığını söyledi. ama bundan hemen sonra da bar güvenliğini yanımıza çağırdı. iki iri kıyım tarafından yaka paça dışarı atıldım. toparlandıktan sonra da karnımın acıktığını fark ederek kebapçıya ilerledim.

    yarım ekmeğimi yerken yıllardan sonra ilk kez bir şeyler hissettiğimi fark ettim. hoşnutsuzluk gibi...sanki alihan olmaktan memnun değildim. etrafımdakilere imza vermekten köftemi bitirememiştim. kebapçılar muazzam bir ilgi gösteriyordu. barda ise prim yapmıyordum. gözümün önüne düşen kahküllerim yoktu. ama ensem sürekli terliyordu. kendimi duvara çarpan tenis topu gibi hissediyordum.

    o yoğun duygusallıktan çabuk sıyrıldım. ensemle saçlarım arasına bir mendil koydum ve mırıldandım: "hiç kimse bunun kolay olacağını söylememişti."

    çarşamba gününe gelindiğinde esra ceyhan adımı anons edecekti. ben de mokasenlerimden çıkan abartılı seslerle birlikte stüdyoya girişimi yapacaktım.

    içeri girdiğimde ajdar'ın yutkunduğunu gördüm. kont adnan'da ise uzun süredir televizyona çıkmamış olmanın verdiği gerginlik dikkat çekiyordu. başımı çevirerek esra ceyhan'a ilerledim. yanaktan öpüşürken yanlışlıkla yapmışım gibi gözükerek kalçasına dokunmaya çalıştım. ancak kendisini son anda geri çekti. "ne de olsa yılların televizyoncusu" diye düşünerek kafamı yukarı aşağı salladım. sonra da üçlü kanepenin en sağına oturdum.

    yeni albümümün gelip gelmeyeceği soruldu. bomba gibi bir albümle döneceğimi söyledim. "fantazi müziğindeki standartları alt üst edeceğim" diyerek çok iddialı açıklamalarda bulundum.

    sonra söz kont adnan'a verildi. o konuşurken seyircilerin arasında tanıdık bir simayı gördüm. bölüm koordinatörünü...eliyle sürekli ajdar'ı göstererek bir şeyler mırıldanıyordu. muhtemelen ajdar'ın güvenini kazanmam gerektiğini hatırlatmaya çalışıyordu. esra ceyhan aşk hayatımı sorduğunda bu konuda çalışmaya başladım.

    "ablacığım aylardır tık yok. endamsa endam, saçsa saç ;ama olmayınca da olmuyor bu işler. kader kısmet meselesi bir yerde...hepimiz bu konuda ajdar bey kadar şanslı değiliz."

    esra ceyhan o alışıldık ses tonuyla "öyle mi ajdar bey? biz niçin hiç bilmiyoruz" diye sorduğunda ajdar liseli oğlanlar gibi kıkırdamaya başladı. "yok ya" dedi.

    ayağa kalkarak "yalan söylüyorsun ajdar" dedim. "ne zaman görsem en az üç bayanla birliktesin. keşke sana vuracağıma elimi o nurlu yüzüne nazikçe sürtseydim.bir şeyler kapardım belki. ama bilememişim. yalan söylüyor esra abla. bu adam çok zampara. bıraksan seni beni..."

    ağzımdan yalnış bir şey kaçıracağımı hisseden esra ceyhan boğazını gürültülü bir şekilde temizlemeye başlayıp sarf ettiğim son kelimeyi
    anlaşılmaz kıldı. ama ajdar duymuştu. ve hala liseli oğlanlar gibi kıkırdamaktaydı. işi garantiye almak için ayağa kalktım. "ellerim kırılsaydı da sana vurmasaydım " diyerek ajdar'ın dizlerine kapandım. hıçkırarak ağladım.

    oldukça hareketli geçen ilk yarım saatin ardından programa ara verildi. kuliste kont adnan'ın yanına yaklaştım. "abi kusura bakma, bugün dikkati üstüme fazla çektim galiba. sen uzundur ortalıkta görünmüyordun. ayıp oldu" dedim. önemli olmadığını söyledi . ben de başımı alçakgönüllülükle salladıktan sonra da "emekliğiğe çok var mı daha" diye sordum . "askerlik borçlanmasını halledersek seneye emekliyim alihan'cığım " cevabını verdi. "abi bağ-kur artık sgk oldu .dilekçe yazarsan ona göre yaz. kurumda düzeltirsin sonra ama can sıkar. sıran kaçar " dedikten sonra ajdar'ın geldiğini görüp yanına yaklaştım. "senle bir ara diskoya gidelim" önerisinde bulundum.

    "ikimiz de yakışıklı adamlarız . dün gece ben gittim ama iş çıkaramadım. bu işler tek olmuyor. üç dört kişi gidersen o da kalabalık olur. en iyisi iki. sen ve ben. ne dersin? ilk votkalar benden."

    teklifimi değerlendireceğini söyledikten sonra stüdyoya geçti. ben de ardından ilerleyip soluna oturdum. dikkat çekmemek için kont adnan'la konuşmaya başladım. "abi senin klip vardı ya limuzinde hani kızların bacaklarını elliyordun."

    -kuş koliyi diyorsun.
    -evet abi. şeyi sorucam. onda bacaklarını ellemeni yönetmen mi söyledi yoksa sen mi istedin?
    -evli barklı adamım lan ben. yönetmen söyledi tabi.
    -zevk aldın mı peki?
    -almadım. etrafta 20 tane insan vardı. olmasalardı belki alırdım. bilmiyorum.

    yayının başladığını fark ettiğimizde ikimiz de sustuk. çeşitli telefon bağlantılarından sonra büyük an geldi. bardak yiyen adam.

    birinci bardakta ajdar'a baktım. gösteriyi ilgiyle takip ediyordu.

    ikincisinde tekrar başımı çevirdim. herşeyden habersizdi. ne kadar da masum bakıyordu?

    üçüncüde sol elimin karıncalandığını hissettim. bunu yapmalıydım. bir anlık tereddüt başarısızlığa eşdeğerdi. tüm gücümle vurdum. kırılan gözlükleri avuç içimde hissettim. parmaklarımın arasındaki kalın deri, ani bir şaklama sesi; herşey bir senfoni gibiydi. vurduktan sonra ayağa kalkıp seyircileri selamladım. sonra da kapıdan çıkıp gittim.

    ajdar bir daha ortalarda görünmedi. bense o haftanın sonunda terfi aldım. hala alihan'dım ama çok mutluydum. zira maaşım ve sosyal haklarım artmıştı.
    düzenlenen bir kokteylin ardından koordinatör yanıma yaklaştı. ağzını şarap kadehiyle kapatarak konuşmaya başladı: "bunu bir kez daha yapabilir misin?"
    "neyi bir kez daha yapabilir miyim" diye sordum.
    -yeniden yapılandırma ameliyatlarının çok zor geçtiğinin farkındayım. birim olarak da sana fazla yüklendik gibi ama öte yandan da sana çok ihtiyacımız var. hande ataizi'nin ekranlara geri döneceği haberini aldık. edindiğimiz bilgilere göre çok büyük bir iş çeviriyor. onu ancak sen durdurabilirsin.
    -sevda demirel olmamı istiyorsunuz.
    -kabul ediyor musun köksal?
    -kadınlar daha erken emekli oluyordu , değil mi?
    -evet.
    -o halde kabul. ameliyat ne zaman?
    (nebiros, 25.11.2008 22:06 ~ 26.11.2008 00:18)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil