“galata köprüsünden ufaktan bir yel değiyor sırtlara... kalabalık bir masa etrafında toplaşmış eski yeni bir sürü tanıdık. “kandil geceleri kandil oluruz, hakkı göstermeye delil oluruz” diyen bir melodi rüzgarla beraber dürtmekte içleri. mevsim yaz hem de! ona rağmen yer yer titriyor içler; frekanslar tutmuş belli ki bol alkole rağmen yayın net kafalarda. kafalar güzel, yazılar güzel, gri şehrinden kopmuş gelmişlere eşlik etmek tüm gece pek güzel. müzikler güzel, tekilalar, rakılar, biralar... sabah güzel(miş) şehrinizde, dostluğunuz pek güzel. “
itü sözlük ile gerçekten tanışmamın sebebi güzel vefalı insan evladı. muhteşem yazıyor.
ben görmezden evvel de öyleydi, ben gördükten sonra da... ama gene de o son tekilayı içmicektin be abi.
sol omzumda isminin baş harfini taşıyorum. hayatıma anlam katan tek insan, güzide adam.184x97 bir şeydir, koca adamdır. sinirlidir, ters adamdır, hak geçirmez, geçmez. kaliteli şarkılar dinler. "dedo" hitabı vazgeçilmezidir. köfte canavarıdır. rakı sevicidir. sigarası kalmadığında hatun kişilerden aldığı ince sigarayı gizli içer. ilgiyi sever. hasta olduğunda ilgi ister. ilaçlarını içmeyi hep unutur. burnusu akınca da burnunu selpakla tıkar.
sanki elinde sihirli bir değnek var. dokunduğu insanı adeta değiştiriyor. hayatı yaşamayı, yaşatmayı seviyor. bana, güzel olan ve olabilecek her şeyi, gülmeyi, mutlu olmayı, hayattan zevk almayı, mizah dergisi okumayı, sözlükte yazılar yazmayı aşılamıştır.
kendisi ile aynı sofrada içki içmek, sağlığa ya da mutluluğa kadeh kaldırmak vazgeçilmezimdir. kendisi ile fransız sokağı’nın morlu koltuklarında saatlerce oturabilmek, ortaköy'de oturup geçen gemileri seyredebilmek, soğuğunda çaylarımızı yudumlamak, patlayana kadar yemek yedikten sonra üzerine waffle yiyebilmek, sinemada izleyecek film bulamayınca garfield’ı izleyebilmek, bir yandan çikolata yerken bir yandan da kahveyi yudumlayabilmek muhteşemdir. en güzeli de; deli gibi yağan yağmura rağmen, deli gibi şarkılar söylerken dans ederek yürüyebilmektir.
mutlu olduğu kadar mutlu etmeyi seven birisidir. gülüşü, her defasında içime işleyerek beni mutlu edendir. tıpkı sol omzumdaki isminin baş harfi gibi, ömrümün sonuna kadar benimle var olacaktır.
ha bir de nisan'da askere gidecekmiş. özlenecektir.
hayatın kesik attığı yaralarımdan kan sızarken, beni sancılarımdan utandıran insan gibi insan...
öyle sıradan olmayan koccaaa bir yürek!..
her yüreğe sığmayacak kadar bir çok güzelliği barındırdığı,
sevginin hariçten gazel okuyan seslerinden süzülmüş saflığıyla
çoğul bir yürek!
adına hayat denilen bu yolculukta adımlarının yankısı olmalı senin...
her akşamın sonrası yarınların olmalı aydınlık kalbin kadar parlak..
rengin de belli zaten, ışığın saf beyazlığı... fikrime dost oldu bak..
(bin yıl bu gezegende kalma isteği uyandıran, hayatı senin algılarınla da seyretmeye özlemli bir ölümlünün gözlerine yakamozlar serpiştiren insan evladı..)
az önce gelen telefonla, asker ocağında vatani görevine başlayalı bir hafta olan, iyi haberlerini aldığım güzel insan.
hatırlı, gönlü güzel insanım özlemişim seni. zaman dediğin nedir ki su gibi akar geçer..
hem bi yazına ithafen diyebilirim ki:
"6 ay dediğin nedir ki 2 dakikada geçer.."
şaka şaka elbet o kadar çabuk geçmese de hayırlısı ile bitir ve
dön aramıza da bir an önce o güzel yazılarına (bkz: @2926855) kavulaşım diyorum..
seni özlüyorum.
sabahları seninle uyanmayı, beyoğlu sokaklarında seninle yürümeyi, dükkanlarda çalan şarkılara eşlik etmeyi, yağan yağmurda seninle ıslanmayı, soğuk havalarda sinemaya gitmeyi, çikolatamızı alıp kahvelerimizi yudumlamayı, fransız sokağının mor koltuklarında saatlerce oturup gözlerinin içine bakmayı, her anın fotoğrafını çekmeyi özledim.
seni özledim. her şeyi, her anı özledim.
sen yokken her şey özleniyormuş yeni öğrendim. özleyerek öğrendim.
''atarsa 100''
ben veda etmek isterken herkese kalbim çarptı birden bire. aşık oldum bir adama, söz geçiremedim kendime. hayatıma giren adamın bugün doğum günü ve ben ondan kilometrelerce uzakta, yanında değilim. bilsin ki ruhum yanında. nice doğum günlerinde berabere. doğum günün kutlu olsun sevdiceğim. nice yaşlara.
sevdiğiniz yanındayken de özleyebilir misiniz onu? ben özleyebilirim. hem de öyle çok özlerim ki tarif edemem, anlatamam duygularımı. içimden taşar sevgim. sımsıkı sarılırım, her nefeste öperim, kollarına dolanırım, yüzünü okşarım...
kendisiyle ilgilenilmesini çok sever. ilgi adamıdır ama ilgi göstermez. o da çok sever aslında ama belli etmez sevgisini, duygularını. dokunmak ister dokunamaz, sarılmak ister sarılamaz.
hiç canınızdan çok sevdiniz mi birini? ben sevdim. hem de öyle çok sevdim ki canımın içi oldu o benim. ya bir gün olurda hayatımdan sessizce çıkıp giderse diye düşündüm hep. korktum… kaybetmekten korktum. canımdan can gider diye korktum. korkuyorum…
onunla yağmurda yürümeyi, çalan şarkılara eşlik etmeyi, hiç kimseye aldırmadan sokaklarda dans etmeyi, yanında olmayı, onunla gülmeyi, her anın fotoğrafını çekmeyi, kısacık saçlarını kurutmayı sevdim. aslında bunların hiç birini değil onu sevdim ben yalnızca.
aşkın tarifini yapabilir misiniz? ben yapabilirim. bana göre aşk; sağanak halinde bastıran yağmur gibidir. sonra yağmurun ince ince çiselemesi ve bir daha sen olamamaktır.
yani ona aşık olmaktır. her sabah kalktığında sen ya da ben değil ‘biz’ olmuş olmandır.
o da aşkın eşiğindedir. o da artık o değildir. ama kimse bilmez, kimse anlayamaz onu. belli etmez hiçbir zaman. içinde yaşar ne yaşanacaksa.
siz hiç rüya gördünüz mü? ben gördüm. hem de açık gözlerle gördüm. eğer bir kız açık gözlerle rüya görüyorsa bütün dünyası değişmiş demektir. ve fark ettim ki bütün dünyam değişmiş. tüm dünyam o olmuş.
her anıma mutluluk ve anlam katmış, gülüşüyle içime işlemiş, tek adam. kısacık saçları ile daha bir tatlı. uykudan uyandığında bile.
yine yağmurda yürüyeceğiz onunla. gözlerimizi kapayıp yağmuru hissedeceğiz. içimize işleyecek yağmurun her damlası. ardından da koca bir of çekeceğiz en derinden.