amat  

adana çık aradan

  1. ihsan oktay anarın yedi yıl sonra okuyucuya tekrar dönüşünü muştulayan romanı. ayrıca amat 17. yüzyılda istanbulda bulunan savaş gemisinin adıdır. keza kitapta da öyle.
    (ya hu, 09.10.2005 14:55 ~ 10.10.2005 20:54)


  2. içinde denizcilikle ilgili terimler hem de 17.yüzyıl osmanlı denizciliğinde kullanılan terimlerin fazlalığından dolayı belki de okuması en zor ihsan oktay anar kitabıdır.
    (bkz: usturlab)
    (geceleri esen teror, 21.11.2005 23:44)
  3. adı ölüm ve felaket anlamına gelen ve kaptanı bizzat şeytan olan bir gemide; geçmişte türlü günahlara bulaşmış mürettebatın ölüme yolcululuğunu anlatan bir ihsan oktay anar klasiği.
    (assyrian, 22.11.2005 23:32 ~ 14.06.2006 15:46)
  4. ihsan oktay anar'ın yeni kitabı. yeni bir dil ziyafetine hazır olanlar için kaçırılmaması gereken yapıt.
    (betty blue, 22.11.2005 23:35)
  5. birçok seviyede okunup bitirilebilecek bir kitap. kenarda köşede saklı göndermeleri görmezden gelerek bir çırpıda okumak mümkünse de okumasını bilenler için sembolizmiyle, keşfedilmeyi bekleyen küçük hazineleriyle harikulade bir eser. ince ince dokuduğu diğer eserleri gibi bu da uzun süredir beklemekten bitap düşmüş okurlarının bekleyişine değecek kadar iyi olmuş. (bkz: puslu kıtalar atlası) (bkz: kitab-ül hiyel) (bkz: efrasiyab'ın hikayeleri)

    -------------------------
    "ilk kez öldürdüğünde bir değil, sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilmiş o bebeği öldürmüşsündür. babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da, zavallı bir kadının kocasını da, savaşa giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. ikinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişi öldürmüşsündür. üçüncü kez ise, kimseyi öldürmüş sayılmazsın."
    -------------------------
    (dem, 04.03.2006 00:44 ~ 14:40)
  6. ibranice: gerçek
    (aksamustune dogru kis vakti, 28.03.2006 01:37)
  7. latince'de "sevmek" fiilinin üçüncü tekil kişiyle çekilmiş halidir. (amo, amas, amat...)
    (vietna, 08.04.2006 13:21)
  8. karakterler,tarihte yer almış önemli kişileri sembolize etmektedir.(bkz: metafor) marangoz nuh , nuh peygamberi simgeler; çünkü rivayete göre kendisinden bir gemi yapılması istenmiştir. romanda da amat gemisini yapan marangoz nuhtur.ayrıca kur'an'a göre sur borusunu üfleyecek meleğin adı israfildir. amat'ta, borudan ses çıkarmayı başaran tek kişi olarak bahsedilen karakterin adı israfil'dir. rüzgara hükmettiği rivayet edilen hz.süleyman'ı simgeleyen amat kaptanı kırbaç süleyman da şiddetli rüzgar sırasında amat'ı rüzgardan kurtarmaktadır. tüm yorumlarda da geçtiği üzere 247 meşe ağacından yapılan amat'ta 247 adet denizci vardır; fakat anlam veremediğim, hikayede hiç birşeyle ilişkilendiremediğim bikaç şeyden kafama en çok takılanı sürekli aynı sayıları getiren zar.
    (lupin, 06.05.2006 01:03)
  9. ölümsüzlüğü ararken alna yazılan lanettir amat
    ihsan oktay anar'dan bir başka büyük eser
    harika bir üslup, heyecanlı bir macera
    (çelişkili dinginlik, 05.07.2006 01:26)
  10. içinde her biri hayatında en az bir cinayet işlemiş 247 mürettebatla istanbuldan yola çıkan 247 adet meşe ağacından yapılmış amat adlı osmanlı kalyonunun macerasının anlatıldığı kitap. denizcilikle ilgili çok fazla terim içerdiği için - eğer ansiklopedileri karıştırmaya üşeniyorsanız - özellikle deniz savaşlarının anlatıldığı bölümlerin kavranılması oldukça zor bir eser olmuş. ancak ihsan oktay anar ın tarzına aşina olanlar bunu fazla dert etmeden kitaptan çok rahat zevk alabilirler. yazarın puslu kıtalar atlası kitabına göre daha felsefi bir hikayeye sahip amat, okuyanı 17. yüzyıla götürüp o büyülü ortamı yaşamanıza olanak sağlıyor...
    (erc, 07.07.2006 00:34)
  11. bu kitabı okuduğum mekanlardan olsa gerek, okurken en çok kendimi kaybettiğim romanlardan biri olmuş, en az puslu kıtalar atlası'nın bıraktığı tat kadar tat almışımdır. pencere kenarları ahşap kaplı fenerbahçe vapurunun açık kısmında o kocaman bacasının yanında, barbaros hayrettin iskelesinin yanında, hatta çaka bey deniz otobüsünde okuduğum kitap en kısa zamanda deniz müzesi'ne gitmeyi planlayacak kadar etkilemiştir beni.
    (excalibur, 10.07.2006 22:28)
  12. inanılmaz başlayıp anında kendinizi o gemide herhangi biri gibi hissettirip,finaliyle de bambaşka biri gibi hissettiren bir ihsan oktay anar kitabı.en az puslu kıtalar atlası'ında olduğu gibi tadı damağınızda kalır,tekrar okursunuz ve belki tekrar okursunuz.
    ihsan oktay anar ege üniversitesifelsefe bölümü mezunu olup,istikrarlı bir şekilde master ve doktorasını da aynı üniversitede ve aynı bölümde yapmıştır.hobilerinden biri keman çalmaktır,oldukça mütevazi bir yaşamı ve kişiliği vardır.

    ihsan oktay anarın yayımlanmış kitapları;
    puslu kıtalar atlası,kitab-ül hiyel eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri,efrasiyabın hikayeleri ve amattır.
    (tinklend, 11.07.2006 00:31)
  13. bu kitabı okurken yelkenler biçilecek adlı eserin mehterandan dinlenmesi havaya girme açısından katalizör görevi görebilir.
    (excalibur, 21.07.2006 00:30)
  14. önemli karakterleri:

    (bkz: diyavol paşa)
    (bkz: kırbaç süleyman paşa)
    (kırbaç süleyman paşa, 11.09.2006 00:59)
  15. denizciliğe ve gemicilikle ilgili terimlere meraklılar için bulunmaz bir romandır. eserde birçok bilinmeyen kelime ve terim vardır ama ihsan oktay anar’ın dilini tadanlar bu kelime yoğunluğuna rağmen bir solukta romanı okuyabilirler. yazarımızın yazdığı romanlar arasında benim için en fazla yabancı kelimeler içeren romandı. ilginç olan şu ki 235 sayfa olan romanda olayı anlamak için bu kelimelerin bilinmesine gerek yoktur.


    amat kelimesi romanda “o uğursuz gün tersaneden kalkıp denize açılan esrarengiz kalyonun adı bu idi.” cümlesiyle okuyucuya olacaklar hakkında bilgi vermiştir. amat’ın yapımı için toplam 247 meşe ağacı navarin’den getirilir. önce 117 meşe, sonra 130 meşe ağacı daha gelir. bu yolculuğun amacını sorgulayan bence romandaki en önemli cümle göbelez baba’dan gelir: “gemide her birimize tam 1 meşe ağacı düşüyor! bu ne garip tesadüftür.!ey allahım! yoksa bu bir imtihan mı? ah güzel allahım! bize kıyma! bize acı! bize kaldıramayacağımız yükü yükleme!”

    bir gemi dolusu günahkar kendi rızalarıyla uzun bir yolculuğa çıkar. kırbaç süleyman hariç herkes bir kişiyi öldürmüştür. sonraları kırbaç süleyman’ın da gerekçesi diğerlerinden farklı olmakla beraber karısını öldürdürmek zorunda kaldığı öğrenilir.

    kırbaç süleyman’ın isteği üzerine geminin baş tarafı için kaburgadan bir kadın heykeli yontulur. kiraz gibi dolgun dudaklı, bir ceylan gibi iri ela gözlere sahip, aydınlık yüzünde hilal gibi kaşlar, uzun ve zarif bir boyun…

    güverte adlarının da başka bir ilginçliği vardır: sair, sakar, cahim, hutame, leza, haviye.
    dini göndermelere de çok sık rastlanır: huni biçiminde bir pirinç çalgı vardır. bu çalgıdan israfil dışında hiçkimse ses çıkaramaz. israfil’e de gemi de özel bir görev verilir.
    marangoz olduğunu söyleyennuh usta ise romanda ilk izlenim olarak sadık biri gibi görünmez. bilgece suratında ise kainatın sırrını çözdüm ifadesini okur tüm gemi mürettebatı.
    birçok düşünürün hayatla ve ölümle ilgili görüşleri de diyavol paşa’nın kütüphanesinden seçtiği kitaplardaki alıntılarla okuyucuya sunulur. ölümün ve ölümsüzlüğün bilgisine erişmek isteyenler için çok iyi bir kütüphane vardır amat'ta. her kitabı okumaya izin verilir ama bir kitap hariç…
    yasak kitabın adı da kitabın son sayfasında verilir. ibranice’de ‘gerçek’ anlamına gelen kelimedir.

    emilio santos’un hikayesi de vardır. sonucu olmadan sadece düşündüren cümlelerle:
    “…. ona bu nedenle atılan dayaklar bir öküzü bile öldürebilirdi. ama o dayandı. çünkü yaşaması gerekiyordu. yaşaması gereken kişiyle öldüğü kişi aynıydı.”
    her satırda ihsan oktay anar karakteri kabul edebileceğimiz uzun ihsan efendi'yi aradığım ve bu yeni yolculukta artık yazarımızın bu rolü diyavol paşa'ya ve nuh efendi'ye –kitapta deli marangoz olarak da geçer- biçtiğini farkettiğim eserdir.
    (sunflower, 03.07.2007 21:29 ~ 07.07.2007 09:53)
  16. osmanlı işi bir karaip korsanları masalı.

    ne zamandır bir kitapta kaybolmamıştım.

    kırbaç süleyman bizden biri.

    gazetelere kitap eleştirisi olacak bu üç beylik cümleden sonra;
    yazarın daha önce sadece puslu kıtalar atlasıromanını okumuş biri olarak, amatı heyecan duyarak okuduğumu ve bahsi geçen kitabın bu heyecanı kaçırmadığını memnuniyetle söylemek boynumun borcudur.

    bir gemi dolusu günahkarın ve ölümsüzlüğün ve denizin üstüne yemin ederim ki kitap beklentilerinizin üzerinde.
    yazarın kökten felsefeci oluşu ve yaşanan tarihe dair derinliği kitabın bir kerede okunmasının ve hazmedilmesinin mümkün olmadığını haykırıyor.
    tabi yazılanlar doğru ise....

    bir küçük eleştiri yapmak gerekirse, deniz, gemi, korsanlık hakkında haddinden fazla malumat sahibi olan anar'ın, sahip olduğu bilgiyi verirken bir nevi kibir yaşaması ve hikayenin bazen bu malumatfuruşluk dolayısı ile inkitaa uğraması söylenebilir. ama dediğim gibi küçük bir eleştiridiri bu.

    ezcümle, bu kitabı okumak vakit kazacıdır hem ölümsüzlük de kebire de
    (khaki, 06.03.2008 16:10 ~ 17:16)
  17. eğer bu kitabın son iki sayfasını okurken tüyleriniz diken diken olmuyorsa ve amat'ın yelkenlerini dolduran, onu fersahlarca ileri götüren rüzgarın soğukluğunu ensenizde hissedip ürpermiyorsanız bu kitaptan hiçbir şey anlamamışsınız demektir.
    (strutter, 23.04.2008 23:08)
  18. sırasıyla ilk üç kitabından sonra yeni başladığım ve daha giriş kısmında ilgi uyandıran ihsan oktay anar ın iletişim yayınlarından çıkan ve ilk aşamada iyi izlenimler edindiğim kitabı.
    (bibak, 25.09.2008 09:54)
  19. ihsan oktay anar ne yazsa okurum.

    okudum da. puslu kıtalar atlasından sonra uzun ihsan efendinin tahayyülü müyüm diye düşündüm, suskunların ardından aynaya bakıp sustum, kitab ül hiyeldeki çizimleri şevkle çizdim ben de, efrasiyab ın hikayelerinde kaçan uzun ihsan efendi oldu, kovalayan ben.

    amat'a ne demeli?

    amat içerdiği dinsel göndermeler açısından 'tanıdık gelen' bir roman. kaptan 'efendimiz'in huzurundan kovulan, 'bana mühlet ver' diyen ali reis, rüzgarı durduran süleyman, taşa toprağa 'bana secde et' buyuran psikopat diyavol, açılmaması gereken bir kitap, (yasak meyve misali) ve belki şu an aklıma gelmeyen daha fazlası. anar'ın kullandığı denizcilik dili, - terimleri anlamayan biri için bile yüksek dozda aksiyon vadeden deniz savaşları , ayrıntılı karakter tasvirleri- her açıdan takdire layık.

    yine de, kitabı bitirdiğim zaman eksik kalmış kısımların, yerine oturmamış taşların farkına varıp tedirgin oldum. başta suskunlar ve puslu kıtalar atlası- diğer anar kitaplarının finalinde roman akışı içinde küçük ayrıntıların ne için olduğunu açıklayan kısımlar vardı. amatta buna rastlayamadım, ve kitabın sahip olduğu bu kadar gönderme sadece birşeyleri referans olarak görme zevkini okuyucuya yaşatmak için miydi diye merak ettim.

    ----sona kalan spoyler---

    kaptan diyavolun malta kıyılarından ayrılma konusundaki acelesine taktım ben. bu ne telaş?
    gabyarlar yangından mal kaçırır gibi kalyona bindi, yetmedi 'kabus' namlı güzelim topu da orada bırakmak zorunda kaldılar.

    235 sayfa içinde taktığım nokta budur efendim, evet.

    ----sona kalan spoyler---
    (emekli organel, 03.02.2009 15:22)
  20. ilk cümlesi:

    "peygamber efendimizin ve onun tebliğ ettiği kitaba iman edenlerin mekkeli putperestlerden gördükleri eza ve cefa nedeniyle medine'ye hicretlerinden 1080-1082 yıl, isa aleyhisselamdan ise 1670 yıl kadar sonra şevval ayının üçüncü gecesi, debdebesi ve cağcağasıyla yedi iklim dört bucağa nam salmış o konstantiniye şehri, gökyüzündeki karanlık bulutların altında yorgun bir dev gibi uyumaktaydı."

    olan kitap.
    (nick uçar sözlük kalır, 06.03.2009 23:23)
  21. (bkz: maat)
    (dirtypain, 06.03.2009 23:31)
  22. murat uyurkulak'ın kitap hakkında radikal kitap ekine yaşasın edebiyat başlığıyla bir yazı yazdığı roman.
    (adamkitap, 06.03.2009 23:35 ~ 23:35)
  23. gerek kurgu gerek anlatım açısından mükemmel bir i.oktay anar masalı. bazı kitapları içinden okursun... bu kitap da öyle işte. "nasıl" deme, nasılını tarifleyecek kadar becerikli cümle kuramam. kitabın yüz yetmiş sekizinci sayfasının beşinci satırında diyavol kaptan, mürettebatın geçmişte öldürdüğü insanların adlarını bir bir sayarken, baltacı ramazan nam bir katilin geçmiş günahını yüzüne vurduktan, yani tecavüz ettikten sonra başını taşla ezerek öldürdüğü kızın hikayesini katile anımsattıktan sonra şöyle söyler:
    "adlar da ölüler kadar ağırdır, taşıyabilecek misin bu adı?"
    (yerçekimli karanfil, 08.10.2009 13:16)
  24. beni biraz hayal kırıklığına uğrattı açıkçası çünkü diğer kitapları gibi belli bir amaca gitmiyor kitap.birçok boşluk var.açıkçası üslup açısından belki en iyi kitabı ihsan oktay anar ın fakat içeriğinde biraz aceleye gelmişlik var bu kesin.
    (elkas mirza, 04.11.2009 21:16)