“tarih, roman sanatçısının evinin arka bahçesidir.” *
psikolojik geri planlı romanlardan sonra, okunması en keyifli tür olsa da, kanımca en az psikoloji temelli varoluş romanları kadar yan etki barındırır bu türdeki romanlar. kurmaca ile gerçek arasında muğlak, kırmızı ve bazen de siyaha kayan, “kıldan ince kılıçtan keskin” bir çizgi vardır. roman sanatının en zor kıvrımlarından bir olan kurgu ile gerçeği aynı potada eriterek kurgu ve gerçeklik arası bir dünya algısı yaratmak, alternatif tarih romanlarının temel çıkış noktası olur hep; fakat bu türden alternatif tarih romanları, belgelere dayalı yazılı tarihle eşgüdümlü olarak okunmazsa, büyük bir zaman algısı çarpıklığı ya da kurmaca sarhoşluğuna düşürür insanı. yazılı tarih dediğim şeyin de “kazananların tarihi” olduğunu düşündüğümde, hangisi tarihin aslı, hangisi romanın aslı bilemeyeceğim derin bir uçurumun içinde buluyorum kendimi.
alternatif tarih romancıları içerisinde ülkemizde en iyi bilineni kuşkusuz amin maalouf. adam akdeniz çevresi ve anadolu tarihini, afrika kıtası tarihini yalayıp yutmuş ve bu nedenle osmanlı’nın (özellikle 1500’ler sonrası) tarihine kuvvetle hâkim. gerek bizim coğrafyamıza yakınlığı, gerekse hemen her kitabında istanbul, adana, bursa, izmir gibi şehirlerimizin en azından bir kere olsun arz-ı endam ediyor oluşu dolayısıyla bu adamın ülkemizde sevilmesi de gayet doğal. biçimine fazla girmeden, yalın cümlelerle yoğun ifade gücünü hedeflediğini söyleyebilirim. kurgusu ise tam anlamıyla bir alternatif tarih. gelgelelim, alternatif tarihin yan etkisi de bu adamın eserlerinin “tarihten bağımsız” ya da en azından “tarihten beslenen kurmaca” olduğunu bilmeyen bünyelerde çok geniş kapsamlı olarak ortaya çıkıyor. bir eserine bakalım:
peki, rubaileri okumadan, selçuklu tarihine az çok bulaşmadan, nizam-ül mülk ve hasan sabbah üzerine yapılmış araştırmalara göz gezdirmeden, doğrudan alternatif tarih referans alınabilir mi? alınabiliyormuş demek ki:
“hasan sabbah, nizam-ül mülk’ün sınıf arkadaşıdır.” kaynak: amin maalouf, semerkant (bir sanat tarihi sitesinde, selçuklu eserleri üzerine yapılan bir tartışma farklı bir boyuta sürüklenince, kullanıcılardan birinin maalouf’u refere ettiği tartışmadan alıntıdır.) http://www.sanattarihi.org/...
dostum sen kaynak olarak amin maalouf’u göstermişsin; ama amin maalouf tarihçi değil ki, romancı? ne oldu şimdi, tarihle kurgu yine birbirine girdi. yapmayınız etmeyiniz.
yalnızca maalouf değil tabii, bizim türk yazarların “kurmaca” (altını yüz kere çiziyorum, kurmaca) eserlerine biat eyleyip bunlarla tarih yorumu yapanları da ayrıca gözlerinden öpüyorum. al sana örnek:
“osmanlı padişahlarından 1. ibrahim’in (deli ibrahim) hayatını anlatan eseriyle, oflazoğu yine…” (bursa yerel gündem gazetesi, turan oflazoğlu’nun deli ibrahim oyununu tanıtıyor. link bulamadım.)
yavrum kardeşim, cankuşum, kankişim ve tombişim, oğlum gazeteci olmuşsun ama adam olamamışsın desem ben sana, yeridir. o eser, ibrahim’in hayatını anlatmaz. ibrahim’im kayıtlardaki resmi tarihi ile o eser arasında dağlara taşlara bir fark var. o eser, “söylencelerden ve efsanelerden” yola çıkarak, osmanlı padişahı birinci ibrahim’in hayatını konu alarak dramatize eder. hadi gidip oyunu izlemedin anladık. lan yazmadan evvel git de bir oyuncuyla konuş, ne bileyim yönetmenle röportaj falan eyle.
sonuç olarak güzel hemşerim benim: bir adam tarihçidir, bir şey yazar, kaynak gösterirsin, başımın üstüne. ben tarihçi değilim, tartışmam. bir başka tarihçi belgelerle, evraklarla, yazıtlarla gelip o tezi çürütene kadar istediğin yerde kaynak göster. lakin, evladım, yavrum, ciğerim, tarihsel roman, hiçbir yerde tarihsel kaynak olarak gösterilmez, gösterilemez. analoji yapalım gel:
roman: kurmaca
kurmaca: kurgu
kurgu: hayal gücü
hayal gücü: gerçeklerden yola çıkarak hayal etmek. ya da hiç gerçek olmadan doğrudan kurgulamak.
e o zaman roman: gerçeklerden yola çıkarak hayal etmek. ya da hiç gerçek olmadan doğrudan kurgulamak.