1. bu yazıya ve devamına iyi bakın. okumak için acele etmeyin. sadece bakın. dönüp dönüp tekrar okuyup her defasında yeni anlamlarını keşfedeceğinizi bu notları öncelikle kavrayın, sindirin, hissedin, içinize alın. okumak için çok zamanınız olacak.

    beşinci nesille ilgili görüşlerimi paylaşmıştım. beni yanıltmadılar. yanıltmaları da mümkün değildi zaten. bebek özürlü doğmuştu. sonrasında gelen ölümü de kimseyi şaşırtmadı. ölü sevicilerin bile tatmin olmadığı kakalak cesetler bıraktılar arkalarında. onları suçlayamayız.. başka şansları yoktu çünkü. dördüncü nesil yazarların yarattığı çeşitliliği, yeniliği, farklı üslupları benimseyip onları devam ettirmeye çalışmanın dışında alternatif bulmaları çok zordu. yeni bir şey söyleyemediler. özgün olmadılar. varlıklarını hissettiremediler. herhangi bir değişikliğe yol açamadılar. dediğim gibi yapacakları bir şey yoktu. karanlık-şafak gibi dördüncü nesille gelen muazzam çıkışın bedelinin beşinci nesille ödenmesi gayet normal. zira dördüncü nesille gelen farkların bir anda kesilip atılması mümkün değildi. öyle ki beşinci nesillin itü sözlük'te yarattığı kişiliksiz dönemi ekşi sözlük gecikmeli olarak şimdi yaşıyor. itü sözlük'te beşin nesil ara, amiyane tabirle "piç" nesildi. geçiş dönemiydi. değişim sancısıydı. eee doğal olarak bu dönemden iz bırakacak bir yazar çıkamazdı, çıkmadı da. kendilerinden önce gelen neslin gölgesinde silik, samiyetsiz, içten pazarlaklı üslupla yazdılar, yazdılar, hala da yazıyorlar. okuduklarında kendileri bile çıkartımıyor yazılarınların onlara ait olduğunu. böyle bayağı bir nesildi beşinci nesil, ama bitti...

    net konuşacağım. karıştırma amaçlı gelenleri dışarıda tutarak söylüyorum, altıncı nesil yazarlar bu sözlüğe damgalarını vuracak. tamamen değiştirecek. bu bir beklenti ya da öngörü değil, salt gerçek. altıncı nesil yazarlara söylüyorum; yazmaya bırakıp etraflıca bakın şu sözlüğe. inceleyin. eski yazarlara, istatistiklere girenlere, ortalarda dolananları öyle bi süzün. ne görüyorsunuz? hiç. evet, görebileceğiniz hiç bir şey yok. içerik, konum, strateji, teknik, v.s ne varsa altın dönemini yaşayan bu sözlük, yazar bağlamında derin bir hiç. burayı tamamen siz şekillendireceksiniz. en kötününüz, yeteneksiniz bile belki önemli bir görev üstlenecek. büyük bir şans. yerinizde olmak isterdim. hatta manyak bir egom olmasaydı başka bir nickle sıfırdan başlayıp yapardım da bunu. bakıyor musunuz sözlüğe? yazarların haline, kapasitesine, havasına... kokuyu aldınız mı? bir numara olabilirsiniz burada. aaaa ben de gördüm şimdi bi şey. büyük ölçüde yokluğumun etkisiyle haftanın en beğenilen girilerine bile girebilmiş içten pazarlıklı, kişiliksiz yazılar, bayağı usluplar...

    yapmanız gereken çok fazla bir şey yok aslında. yazmanız yeterli. yalnız şunu eklemeden geçmek istemiyorum: altıncı nesil yazarlara tavsiyeler konusu olmak üzere, ne kadar eski yazarların dediklerinden uzak durursanız, başarı o kadar çabuk gelir. tavsiyelerin gereksiz olduğundan, kendi bildiğinizi okumanız gerektiğinden, falandan filandan değil onları siklememeniz, sadece bu yazarların size bir şey veremeyeceğiyle alakalı. yahu adama sormazlar mı sen naptın, ne başardın, bu zamana kadar ne sikime faydan oldu, kimsin ki bana tavsiye veriyorsun diye? görüyorum, yazmışlar, şöyle yap, böyle yap, şundan sakın, eyyy altıncı nesil yazarlara tavsiye, öğüt vermeye kalkan kortizon ruhlu hergeleler, had bilmezliğin bu kadarına şaşırmıyor, garipsemiyor, yalnızca salavat getirebiliyorum. nesiniz kimsiniz de kime ne öğreteceksiniz? bugüne kadar hangi yazınızla, duruşunuzla kimde iz bırakabildiniz? altıncı nesil yazarlar; burada tavsiye alabileceğiniz yazar yok. hepsinden üstün olup olmayacağınızı bilemem. ama kesinlikle daha aşağıda değilsiniz. ve istediğinizi bitirirsiniz.

    şunları ezberleyin;

    -burada sizi zorlayabilecek yazar yok. burada size ayar verebilecek yazar yok. burada sizinle kapışma cesareti gösterebilecek, gösterse bile bunu başarabilecek yazar yok. polemik yok. action yok. dedikodu yok. acımasız saldırılar yok. size söyle diyebilirdim aslında, benim yaptığım gibi, ilk günlerde ayar savaşlarından, yazarlarla kapışmaktan, sokarcasına göze batmaktan kaçının, ağır ağır ilerleyin... ama buna gerek yok. benim geldiğim dönemde halihazırda burada iyi, iyi derken star kumaşı olan, hareket getiren yazarlar vardı. bununla beraber dördüncü nesille gelen yazarlar da çarpıcıydı. kelimelere takılmayın. çarpıcı derken biraz önce bahsettiğim action, ayar, polemik, kısacası sözlük dinamiklerini harekete geçiren yazarlar vardı. açıkçası çok eğlence zamanlar geçti. çekirdek çitleyip izlenmelik... arada kaybolup gitme ihtilami vardı. o yüzden bulaşmadım. yeterince güçlenene kadar hiç bir olaya girmedim. tek adam oldum. gerçi tek adamlık hala devam ediyor... ama sizin böyle bir zorunluğunuz yok. ilk andan başlayın yazmaya. . bilmem kaç girisi, nick altısı var diye kimseden çekinmeyin. tekrar söylüyorum, burada lider vasfı taşıyacak, star kumaşına sahip yazar yok.

    -size burayı biraz tanıtmak istiyorum. lider yazar yok dedim ya, burada bazı önemli yazarlar var, ama değerli yazarlar yok. değerli yazar var.birtakım şeylerin öyle olması konusunu inceleyin mesala. buraya kimler girmiş, ne yazmış? okuyun. muhtemelen bir sikim anlamayacaksınız. kendileri de anlamıyor zaten. önemli yazarın tanımı bu ama, bilin yeter. bu yazarlar ortalama üstü insanlara hitap ettiklerini savunur, açıkça savunmasalar bile düşünür, ara ara örnekte olduğu gibi tuhaf görünebilecek yazılarla birilerine bir yerlere mesaj yollarlar. okudun mu? bi sikim anlamadıysan üzülme. anlamış gibi yapman yeterli. eğer "önemli" yazar olmak istiyorsan, ortalama üstüne hitap edeceksen, anlamış gibi yapıp sen de oraya aynı sıyırmışlıkta bi şey yaz. ne anlama geldiğinin önemi yok. hatta ne kadar anlamsızsa değerin o kadar artar. zaten orada gördüğün yazıların yazan yazarların hiç birinin ne yazıldığı hakkında herhangi bir fikri yok. kendi yazıları dahil hiç birini anlamıyorlar. yalnız değilsin. "önemli" yazar olmayı ayrıntılı anlatırım sana altıncı neslim, sen sadece bu tiplerin zararsız olduklarını bil yeter. sana bela olmazlar. hem seni kendilerine yakıştıramadıklarından hem aynı konularda rastlaşmanız mümkün olamayacağından hem de, ki en önemlisi, bu işi beceremeyeceklerinden. merak etmeyin, ben geldiğimde de vardı bu yazılar, hala da var, komünlerinde uysalca yaşıyorlar. eskiden bazen sıkıldığımda ayar verip susturur, sonra da üzülürdüm. neyse yeteri kadar anlaşılmaz olursanız siz de girebilirsiniz aralarına. sevecenlikleri, kolay arkadaş kabul etmeleri üstünlüklerinden kaynaklanır. ama dediğim gibi bu sizi değerli yazar, lider, kanaat önderi yapmaz.. sizi çok sevdiğini söyleyen, iyi biri, tatlı biri, süper biri deyip de sıkıcı yazılarınızı okumayan hayranlarınız olur. puslu kıtatalar atlası, bu kitabı sevmenin yarattığı karşılığa gelir bu yazarla sözlükle, statü sağlar, ayrımlar sizi. bir araya gelip git kendini çok sevdirmedenlerle, yolda üç kişilerle taşak geçersiniz.
  2. -moderasyona sarmanız hata olur. burası diğer sözlükler gibi değil. karıştırmanızı istemiyorum. iktidar üzerinden yüklenip bunu kişisel faydaya dönüştürebilmek çok zor. uçucağınızdan değil, o da olabilirdi de, benim söyleme amacım başka. kısa geçmek istiyorum bu kısmı. size herhangi bir getirisi olmaz da ondan. aslında sözlüklerin birinci beslenme kaynağı, muhalafet. her türlü muhalefet. hayata, zamana, ülkeye, ne varsa işte, sözlüğe, sözlük moderasyonuna, her şeye. ki bu muhalefetin de haklı olması gerekmiyor, muhalefetlik işte, öylesine... ama burada olmuyor. bunun en önemli iki nedeni var. birincisi, diğer sözlüklerde yapılan muhalefet, dalga, bilmem ne bizi diskoya götür şeklinde başlayıp uzayan taşak olayları oralarda soyut kalırken, burada somut bir anlam ifade ediyor. ortalama sözlük yazarlarına hitap eden biri olduğum için daha net söylemem gerekirse, başka sözlüklerde moderasyon, admin, neyse artık muktedir kişiler hakkında yapılan yorumlar bir müddet sonra anlamını kaybederken, sulanırken, gerçekçilikten çıkarken, neyin gerçek neyin hayal olduğunun ayrımı yapılamazken, burada her zaman gerçek anlamına denk düşüyor. ne söylüyorsanız o. yani bu sözlükte moderasyon topluma mal olmuş muamelesi görüp hakında rahatça geyik yapılamıyor. bunun niye böyle olduğu da ikinci ve daha önemli nedene karşlılık geliyor. çünkü itü sözlük yapısı, kuruluşu itibarıyla böyle bir yer değil. siz herhangi bir şekilde moderasyonu eleştirirken, haklı ya da haksız, ve muhtemelen moderasyon bunu siklemiyorken, diğer yazarlar devreye girip bu ortama kendiliğinden ortadan kaldırılıyor. yani burada isyan yapamazsınız. arkanızda herhangi bir kitle yok çünkü. dolayısıyla başka sözlüklerle karıştırmayın. oralarda eşit, eşite yakın, 60-40, 70-30, vs gibi oranlarla muhalefet-iktidar dağılımı söz konusuyken, burada bu oran çok daha aşağılarda. açık yanıt şu: moderasyon üzerinden bir yere gidemezseniz. moderasyon dedimse üç kişiden söz ediyorum. diğerleri zaten yazı bağlamında ortalıkta pek görünmüyor. görünenlerden de size malzeme çıkmaz.

    -heee illa da moderasyona sarmak mı istiyorsanız? okey. o zaman hamlelerinizi akıllı yapın. inandırıcı olun. daha önce söz etmiştim size. dedikodu, entrika, action, ayar savaşları, kim kiminle ne yapmış olayları sözlüğün en keyifli yanı. hani diyorum ki keşke ne bileyim altıncı nesil yazarlardan iki eşcinsel çıkıp birbirine aşık olsa, sonra aldatılan bi erkekle kız kapışsa, başka biri kafayı sıyırsa, falan filan, bişeyler olsa yani, izlemesi acayip zevkli. muazzam bir şey. burada zamanında böyle şeyler çok oldu.. muktedir kişinin de geldi başına bir kaç şey. bütün bunları izlemes hoştu. herkesin hoşuna gider böyle şeyler. aaa ne yazdı... aaa ne yazıyor... hahahha bak bak ne dedi... zaman zaman ben de dahil oldum. hakkında söylenenlerin bi kısmına acaba dedim hatta. daha doğrusu ulan keşke olmuş olsa dedim.... ta ki onu tanıyana kadar...

    -onunla ilk tanışmamız wwdc 2007 fuarında steve andreas jobs'un tiger ve cp3 boot camp'ta getirdiği yenilikler üzerine yaptığı konuşmada oldu. orada iki türk bizdik. ama tabii ki o benim sözlükte yazar olduğumu bilmiyordu, ben de onun sözlük olduğunu. bi müddet sonra öğrendik ama bunu. neyse zamanla muhabbet ilerledi, klasik bildiğiniz şeyler işte, bi gece dışarı çıktık. benim sözlükten ayarladığım beşinci nesil iki hatunla beraber. iyi geçmedi ama. ben kah burhan altıntop taklıdi yapıp bebişimli konuşuyor, kah karizmam, esprilerim, coolluğumla ortamı ısındırırken, o hep garip garip mevzulardan söz edip muhabbete tıkıyordu. dediğinden bişey anlamamalarına rağmen ayıp olmasın diye idare ediyordu kızlar. tam hatırlamıyorum şimdi ama, bi ara şakasına yahu sizde de ne mallar var be yevrrumm mu dedim, öyle birşey, neyse yalan söylemek istemiyorum, "heee malloc mu? o objective-c'de karşılığı alloc'tur. her türlü nesne için instance yaratırken kullanılır. acayip bir sentaksı vardır. objective-c, constructor'ları elle çağırmanızı şart koşan ilginç bir lisandır." filan bişeyler dedi. şoktayız tabii biz. bi tek sonuna anladığımıdan acaba birinin eline vermek mi istiyor, tahrik mi oldu diye düşünüp bi tanesine dönüp "canım şununla ilgilen lütfen. elinle göster, çağır, bişeyler yap, bu da böyle biri işte, demek manyak manyak fantezileri var" dedim. kız da sağolsun "ay hanimiş de benim küçük bilmem kimim deyip" davrandı. ama o da ne! kızların sözlük yazarı olduğu anlayınca bi sinir, bi agresif haller, surat beş karış, çıldırcam hakikaten... neyse kenara çekip konuştum. bağırdım, çağırdım, güzellikle konuştum, yalvardım, abi meryemin adını verdim yapma dedim, bilinen bütün metotları denemedim ama, yok, gitsinler deyip bi daha masaya dönmedi. rabbimin yüceliğini, büyüklüğünü görüyorsunuz di mi? böyle insanları sözlük sahibi yapıyor da niye beni yapmıyor? işte adeleti. hayır yani benim sözlüğüm olsa her kızla takılırım demiyorum tabii. ama bakmam yani. yazarmış, mimarmış, falanmış filanmış diye. kasmam. başarılıysa değerlendiririm. neyse o sözlük yazarları sonra bi şekilde uçtu da olay büyümedi.

    -pes etmedim ama. bu sefer sözlük yazarı filan değil, bildiğimiz prostitutelarla takılıyoruz. hafiften gerginim ben de o gün. bu da tam aksine bi neşeli, artistlik haller, havasında. ulan iyi diyorum bari, bu sefer neşemiz bozulmayacak. odalara çıktık. neden bilmiyorum keyfim pek yok. prostitute olayını sevmememin de etkisi var tabii. kendisi de diğer arkadaşla yan odada. kahkahalar, gürültü, uğultu, ne kadar ses varsa hepsi geliyor. zaten konsantrasyon sorunu yaşıyorum, aşkları biten ceset çift tadındayız, bi de yan masadaki mutlu, eğlenen çift havası gelince iyice dağıldım. neyse kesildi hemen. çıt çıkmıyor. tam işe koyulmaya başlamıştım ki kapı yumruklandı. pahalı bi otel olmasa basıldık diyeceğim, o derece. açtım hemen. o ve çırılçıplak kadın. ama karşımda öyle bir duruyorlar ki, hani sanki evlerinde şeker bitmiş de komşudan istemeye gelmişler, gözlerime diklenmiş bakıyor öyle. kıza dön bi şöyle dedi, kız döndü etrafında, affedersiniz ama utanıyorum buralara söylemeyi, neyse ya söyleyeceğim, kukusuyla kıçını gösterip "ya bişey sorcam sana, seninkinde de bi usb bi etnernet girişi mi var, ona bakmaya geldim, bunda iki giriş var çünkü" dedi. ne tepki vereceğimi bilemedim. ciddi ciddi yüzüme bakıyordu. sonra ikisi birden patlattılar kahkahayı. sonra kadın "ne esprili, tatlı bişey bu ya ya hasta oldum ben bu çocuğu" dedi, beraber oynaşa oynaşa çıktılar. tadım kalmadı hiç. biraz önce cd rom'a, offf ya ne cd rom'u bana da bulaştırdı, ağzına boşalmaya çalışıyordum, ama o an yapamayacağımı anladım. keşke cd rom lafı daha önce gelseydi aklıma dedim kendi kendime, üç girişi var deyip koyardım lafı. o gece benim için berbat geçti. bi de ilginç bi özelliği olduğunu öğrendim. hani küçükken tuvaletimizi yaptıktan sonra "bittiiiiiii" diye bağırırdık ya, o da her sevişme sonrası yapıyordu bunu. herkesin farklı bi huyu var işte. yalnız bi erkek2 saatte 6 kere bitti der mi ya?(bu da tüyo size. sözlükte önemli, güçlü biri hakkında bi yazı mı yazacaksınız? olayı dengeleyin. iki salla bi bağla hesabı. )bi açıklama yapamadım partnerime. iyi gibi görünüyor ama zararlı bişey bu dedim. ikimiz de anlamadık ne dediğimi.
  3. (dönersem de dönmezsem sen gerçeği görene kadar kader ağları örene kadar aşk kalbine girene kadar seni sikerim.

    tarz değiştirdim. yazı yazarken, nick altıma hoş bi şey mi yazıldı, cevap verip devam ediyorum, interaktif bi tarz. deneyin. tutabilir. an itibarıyla yazılan bi yazıya cevap da bu. neyse devam edelim. )

    -ne anlıyoruz? genç kızlar bu tür bindimeler yapmasın, tutmaz. en azından ona. ciddi, ağırbaşlı, sorumluluk sahibi, falan filan sıkıcı bi adam işte, ağır abi, ayrıca hani böyle piç, fırlama erkeklerden biri de değil. kızlara çok çektiren,onlara oynayan tiplerden. inandırıcı olmaz. moderasyonun diğer üyelerinin ortalıkta görünmediğini söylemiştim. kalan ikisine bakalım. azureel'i tanımıyorum, görmedim hiç, ama zannetmiyorum, onda da yok o kumaş. assasin'le beraber iki yazarı izlemiştim bi zirvede uzaktan. onlar hakkında da bilgi verebilirim. assasin'de bi kızı süründerecek bi tip yok. iki tatlı söze, üç bakışa, yanaktan sıcak bir buseye çözebilirsiniz onu. her ne kadar ilk görüşte sinirli, birden parlayan, anında kestirip atan bir izlenim bıraksa da, gördüğüm yazarların ikisinden biri olan great dilemma, en duygusalı, romantiği. gönlünü almak çok kolaydır bi kız için. çabuk bağışlar. yeter ki inansın... ama biri var ki onun için aynı şeyi söyleyemem. tam bi villain. kızları kendine bağlayan, aşık eden, süründüren, uçlarda gezdiren erkek tipi. o sessiz, sakin, düşünceli gülümsemesinin altında gizemli bi erkek var. olaheboy'dan söz ediyorum. ben gidersem, yeni kötü jön o olur. dikkat edin bu adama. bu sadece ilk görüşlük izlenim tabii. ama neden bilmiyorum, olaheboy'un ilişki yaşadığı kız ona çok kötü aşık olur, lise aşkı gibi, o da bu özellik var.
    -evet. konu dağılmasın. nerede kalmıştık? kaldığımız yeri siktir edin. başka bir şeyden söz etmek istiyorum. diazepam üzerinden. bi ara sözlükten gitmişti. hakkında bişeyler yazacaktım hatta. yeni fark ettim ki, dönmüş. kim olursa olsun giderken açıklaması gerektiğine inanan biriyim. bunu yazdım da. o yapmış böyle bi açıklama. sonra da hiç bir şey olmaamış gibi geri dönmüş. hani bunu ben yapsam, olur, kimse benden hesap soramaz çünkü, kankam yok, öyle çok sevildiğime, desteklendiğime dair yazılarım yok, dahası ortalama yazar kitlesine hitap eden önemli olmayan bir yazarım ben. nickimin ağırlığı yok. aaa gitttiğini söylüyordu ama geri gelmiş, artık tüm saygımı kaybettim ona, siktir lan var mıydı sanki? eee benden her şey beklenilebilir yani. hem dönebilirim de demiştim, demesem ne olur ayrıca? "hahahaha şaka yaptım. hahahah şaka yapmadım, eski kayser sozer öldü, bu yenisi o yüzden yazmayacağım dedim, yazamıycaktım ama fikrimi değiştirim bebişlerim, planlı bi şeydi" v.s, v.s, v.s. açıklama mı yok yahu? ama dediğim gibi benim böyle bi zorunluluğum yok. bırakmak isterim, bırakırım, yazmak isterim, yazarım. tek adamım. kimseye müdanam yok. çok sevenim yok. olanlar da deşifre edilmemeyi tercih ediyor. süper bir şey. neyse biz konumuza dönelim? diazepam bırakmıştı, niye döndü? bununla ilgilenmem. insanların fikirleri değişir, bırakmıştır, yapamamıştır sonra, dönmüştür, normal. kaldı ki gidip gelmesine rağmen nick altında hiç ters bi ses çıkmadığına göre anlaşmalı dönmüştür. baksanıza, bi kişi bile "hani gidiyordun niye döndün türünde yazı yazmamış". demek ki garantisini almış bunun. belki de çağrımıştır, bilemeyiz, neyse biz asıl mevzuya dönelim. neden geldiği önemli değil, ama gidişine bir yazı ayırıp da hiç bi şey olmamış gibi gelmesi hoş değil. nickinin ağırlığına yakışmaz. hani şimdi grup halinde bi yerde oturuyorsunuz, arkadaşlarınızdan biri bi mazeret gösterip gidiyor, gelmeyeceğim ben bi daha diye, ve bi müddet sonra hiç bi şey olmamış gibi geri dönüp sizle beraber cips yemeye başlıyor. şaşırmaz mısınız? ne oldu da döndün diye sormaz mısınız? sormasanız da, bi daha kalktığında ciddiye almazsınız.

    -eyyyyy altıncı nesiller, bize ne dizapeam'den diyorsunuz di mi? başucu notlarımızla ne alakası var lan şeklinde ters ters baktığınızı biliyorum. merak etmeyin, geldik... başarılı olmak istiyorsanız, başınıza her ne gelirse gelsin sinirlenmeyeceğiniz, dağılmayacağınız, kontrolünüzü kaybetmeyeceğiniz alanlarda dolanın. asla dışına çıkmayın bunun. yazdığınız şey, uçlarda gezen sapıklıklar, acayip acayip konular, ya da sıradan, normal şeyler, önemi yok. her ne olursa olsun geri dönüşümlerini düşünün ve bunlar sizi rahatsız etmeyecekse yazın. sözlükte biten yazarları başka bi yazar değil, bizzat kendisi bitirmiştir. açıyorum. çok kapışma yaşadım. çok can aldım. zaman zaman dozajı kaçırdığım da oldu. ama hiç bir zaman kapıştığım yazara karşı duygusal bişey hissetmedim. aramızdan geçenler beni sinirlendirmedi. ondan nefret etmedim. yazdıklarını okurken yazacaklarımı düşünüp zevk alıyordum sadece. hani şöyle de bişey var, benim burada çok yakın bi arkadaşım olsaydı, muhtemelen onla da aynı şeyler yaşanırdı. hatta üstüne diğer yazarları da getirip, makarasını yapardım, ahahah ulan dün nasıl sıçtılar ağızlarına derdim, o da bana sarardı, falan filan. eeee peki ne demek istiyorum? şunu diyorum: her kimle ne yaşarsanız yaşayın, malzemeniz bu sözlükten oldun, yazdıkları olsun, ortaya koydukları olsun. tanışıklığınız, hakkında duyduklarınız, hatta özel mesajlarınız bile bunun içinde yer almasın. buraya ne vermişse onunla yetinin. belden aşağıya vurmayın. evet, çok pis, vurucu, hoş olmayan yazılar yazdım, polemikler yaşadım. ama bunların içinde bi tanesi bile onların sözlüğe yazdıklarının dışında değildi. ne yazmışlarsa onlarla taşak geçtim, ezdim, vurdum. sinirlenmek istemiyorsanız, ki sizi bitirebilecek tek şey, adil olun. merte savaşın. dolaylı yoldan küfür etmeyin. kadınlara bulaşmayın. ve yazdığınız şeyin sizin aleyhinize kullanabileceğini düşünüp yazın.

    -dizapeam üzerinden bişey söyleyecektim, önemli, unutmak istemiyorum. konuyla alakalı zaten. okuduğumu söyleyemem. sevmediğimden, beğenmediğimden falan filan değil, öylesine, bi nedeni yok. ama bu gitme olayında başta kendi yazdığı yazı olmak üzere nasıl yazılar yazdığını, yazı demeyelim de, yazılarında geçen kişileri ve bunlar üzerinden eleştirildiğini biliyorum. bu konularda hassasım. sevmem yazmayı. bu konular dediğim, özel hayat, sözlük nerede başlıyor, nerede bitiyor falan filan.. o yüzden kendi sözlerini kullanmak istiyorum. bu paragraf çok önemli;

    "ben sözlüğü kapatıp işten eve geldiğimde karşımda eşimi ve oğlumu buluyorum, işte benim gerçek hayatım burası. ben eve girdikten sonra sözlüğü, oraya yazdıklarımı, birilerinin bana yazdıklarını unutuyorum. çünkü bu eve diazepam’ı sokmuyorum ben. eşim diazepam’ın yazdıklarına aldırmıyor, eşim diazepam’a yazılanlara takılmıyor, onun itü sözlükte bir yazar olduğunu ve o yazarın benim ufak bir kısmım olduğunu biliyor. işte bu yüzden bana kızanlara, sayıp sövenlere hiç kızmıyorum çünkü onlar asıl beni bilmiyor. ben bir tek şeye kızıyorum o da diazepam'a kızarken kantarın topuzunun kaçırılıp oklarını gerçek ben'e yöneltilmesidir, benim özel hayatıma girilmesidir. kimsenin buna hakkı yoktur. beni tanımadan, sadece yazdıklarımdan yola çıkarak böyle bir eleştiri yapmaya hakkınız yoktur. "

    okların gerçek ben'e yöneltilmesi? bu yazar üzerinden bi şey söylemeye çalışıyorum size. bunu yaşamamınız için. özel hayatınıza girilmemesini istiyorsanız, ki kimse istemez, özel hayatınızdaki kişileri specific olarak buraya sokmayın. sözlüğün içindeki yazılara dahil etmeyin. çünkü dahil ettiğinizde kamuya açmış oluyorsunuz. arkasından gelebilecek yazıların, yorumların içine girebilme ihtimalleri doğuyor. somut olarak açıklama istiyorum bunu. basit bi örnek. bi yazı yazacaksınız, yaşadığınız ya da yaşamadığınız bi şey, yazının neden yazıldığını okuyanın umurunda değildir, o yüzden önemi yok. neyse bu yazının içeriğnde halanız ve amcanız var. gerçekte de var halanız ve amcanız, ama teyzeniz ve dayınız yok. değiştirin, teyze ve dayı yapın. bu size ne kaybettirir? sevgilinizle ilgili bi şey mi yazacaksınız? geri dönüşümünü kaldıramayacaksanız, hakkında yapılacak bi yorum sizi çıldırtabilecekse, cool değilseniz,onunla oynayın. "bi sevgilim" deyin, "eski sevgilim" deyin, "yavrularımdan biri deyin", ama "nişanlım", demeyin mesela. derseniz de bi kere olsun o.sonra her sevgili yazışta karakteri, fiziksel özelliği, gülüşü, huyu suyu değişsin bu sevgilin. kendinizi kandırmıyorsunuz, size ve ona ulaşabilecek alanı sınırlıyorsunuz.
  4. bi "kişiyi" sadece bi yazıda kullanın. aksini yaparsanız, hem insanların zihninde "birileri" oluşturursunuz, hem de birinin eşiniz, oğlunuz bilmem kim hakkında yazınızın altında bi şeyler ima ettiğini görebilirsiniz. adam o hakkı görür kendinde. der ki, "yaaa ben de diazepam'ın eşinden dostundan söz ediyorum, gerçek ondan değil, yazıdaki eşinden dostundan yani, gerçek kişilere yöneltmiyorum oklarımı". "baba", "anne" dediğinizde mesala, haliyle bi tane olduğundan, onları da açmış olursunuz, onları da tanıtırsınız, onları da yazarlara kullanma amaçlı vermiş olursunuz. kelimelerin text içinde önemli yeri vardır. sizin yazınızda annenizi, babanızı, eşinizi, çocuğunuzu kullanmanız, hangi amaçla olursa olsun, ister masum ister dikkat çekmek için, tabii ki onlar hakkında yazı yazılmasını haklı göstermez, ama bu olabilecek bi şeydir. diazepam bu eve diazepam'i sokmuyorum ben diyor, onları da bu sözlüğe sokma. özel hayatını girebilecek malzemeleri insanların eline verme. ama şunu söyleyim, oldu mu bilmiyorum ama, en azından ben duymadım, bu sözlükte bunu yapan yazar olmadı. tüm yazılarına, içeriğinde ne geçerse geçsin, itü sözlük yazarları direkt ya da dolaylı yazdığın kişilerle ilgili espri, söz, bilmem ne etmedi. saygı duyuldu, hala da duyuluyor, sana duymasalar da yazının içeriği ne olursa olsun yazıda geçen kişilere ve kendilerine duydular.kimse yazılarına, bakınızlarına alet etmedi onları. ama bu uladağ sözlük'te olsaydı aynı olur muydu? sanmam.

    çok ince bi çizgi bu. nerede başlıyor nerede bitiyor emin değilim. tartışabilecek bi şey. mesela dizapeam biz de hamlamışız lan geliyoruz ankara zirvesine yazarken gerçek “ben”, ama öbür konularda sadece dizapeam, karakter mi? neyse lan çok sıcıcı.

    eyyyyy altıncı nesil sözlük yazarları, size şunu söylüyorum, yazdığınızın geri dönüşümünü düşünüp öyle yazın. ne amaçlayarak yazdığınızın önemi yok, buna karşılık gelenlerde ayakta durup duramadığınız önemli. heee bi yazar eşi, çocuğu, annesi babası hakkında yazmasın, yazmamalı demiyorum, yanlış anlaşılmasın. yazsın tabii. sadece onları sözlüğe açtığının farkına varsın. hepsi bu.

    bi konu daha var. uçmayla ilgili. yakın zamanda uçacak arkadaşlar olacak aranızdan. ve sitem edecek. ya da daha fazlası. neden uçtuklarını soracak. cevap veriyorum;

    itü sözlük’ün işine yaramıyorsunuz çünkü. bu kadar basit. formatı filan unutun. format yok. ulan format denilen şey ne ki zaten, başlığı tanımlıyorsunuz işte, dolayısıyla “format” deyip bi bilinmezlik yaratmaya gerek yok. neden çok aslında. ve bu açıklığa rağmen uçan yazarlar hala neden “ben formata aykırı değilimdim neden uçtum ki” diyor. bilmiyorum. uçtunuz, çünkü istenmiyorsunuz.

    basit düşünün. burayı bi gazete olarak alın. şimdi ibrahim çalık engin ardıç’ı işten çıkarıyor, engin ardıç’ta “ya ben formata uygun yazıyordum” mu diyecek. ya ne akıl dolu örneklerim var ya. gazeteye geçtim. internet sitelerini biliyorsunuz di mi, gazetelerin, haberturk filan, işte oradaki yazarlar gibi olduğunuzu düşünün. istenmediğinizde, yarar sağlamadığınızda, gidiyorsunuz. bu kadar basit. burayı daha güzel açıklardım da sıkıldım. çok uzun bi yazı oldu. anlatmak istediğim genel anlamda şu ama, eğer bi sözlükten uçarsanız, siktir edin formatı filan, istenmiyorsunuzdur, bu kadar net.