beden diyeyim de diyemeyenlerin diline tercüman olayım.
aslında ben küçükkene tercüman olmak istemiştim. o zamanlar tercüman diye bir gazete vardı. hatta iki tane olmuşlardı bir zamanlar. dünden bugüne tercüman mı neydi birinin adı. biri de halkın tercümanıydı sanki. ılıcaklar'ın tercümanı da deniyordu birisine, ama hangisiydi bilemedim ben onu. bilemedim ben onuuuuuuu diyen çocuk geldi şimdi de aklıma. çocuğun konuşması çok bozuk aslında. yazık kız. "abijim aman da aman ne yakışıkyıymış menim kujum, oy oy yeyim şeni" diye konuşan ailelerden ne beklersiniz ki zaten. ben bir şey beklemem mesela. gerçi ben size sordum, bana kimse sormadı; ama olsun, söyleyesim geldi. söyleyemediklerimiz yakmıyor mu zaten hep canımızı. bizim de canımız her boka yanıyor gerçi. ne hassas insanlarız la, ota boka ağlıyoruz. üstüne de iki afili cümle kurup, milletin beğenisini bekliyoruz. nerede kaldı bizim ağlamamızın asaleti? "nerede kaldı" diyince de sanki gecikmiş gibi oldu, ama aslında öyle değil o. "kalmadı ki" anlamında gibi bir şey. sanki anlamamışsınız gibi açıklıyorum ben de. gerçi öyle şeyleri anlamıyorsunuz ki bazen, kendimi zeki sanıyorum. havalara giriyorum, sonra bir bok yapamayınca ben de ağlıyorum. ondan sonra "vay efenim niye hayat zor, yok ben niye şanssızım; yok ılık bir sonbahar gecesinde kederimle ıslattım duvarlarımı ve sen geldin buğulu gözlerimin önüne. aslında yoktun, ben seni yaşatmaya çalışıyordum hayallerimde" bıdı bıdı işte bir sürü. sürü psikolojisi geliyor şimdi tabi aklıma ve "anket bu" diyesim var. anket kelimesinden de ne kadar nefret ettiğimi anlatamam. anlayamazsınız olm, benimki süper dert. çok dertliyim lan ben, siz ne bilirsiniz ki derdi tasayı? aah ah...
tamam, boku çıktı çoktan. sustum, sanki susmam bir şeyi değiştirecekmiş gibi. "öyle işte" diye de bitiresim var. bu da telefonu kapatamama muhabbeti gibi oldu. sen kapa, yo sen kapa. evet.