|
|
- sbf'de çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri bölüm başkanlığı görevindedir. siyasal bilgiler fakültesinden mezun olduktan sonra fransa'da lisansüstü öğrenimini tamamlamıştır. sendikacılık faaliyetleri hakkındaki yazıları özellikle okunmalıdır.
- (prof. dr. alpaslan ışıklı’nın lozan 2005 etkinlikleri çerçevesinde 23 temmuz günü isviçre- winterthur’da düzenlenen panelde yaptığı konuşmanın metni)
lozan ve türkiye
prof. dr. alpaslan ışıklı
24 temmuz 1923’te imzalanmış olan lozan antlaşması, yalnızca türk halkının yakın tarihi içinde değil, aynı zamanda tüm mazlum milletlerin kurtuluşu yönünde atılmış ilk ve önemli bir adım olarak, dünya tarihinin akışı içinde de başlıca dönüm noktalarından birisini oluşturmuştur.
lozan, yüce önder atatürk’ün öncülüğünde emperyalizme karşı kazanılmış olan çetin bir kurtuluş savaşının ürünü olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır. lozan ile varılan sonuç, cumhuriyetimizin kurulmasıyla taçlanmıştır.
bugün de emperyalizmin yeni bir aşaması olarak küresel kapitalizmin küresel faşizme dönüştürülmek istendiği mevcut koşullarda, lozan ve onunla birlikte türkiye cumhuriyeti küresel saldırıların hedefi haline getirilmiş bulunuyor. çünkü biliyorlar ki “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi yerine “egemenlik kayıtsız şartsız küresel sömürücülerindir” ilkesi üzerine kurulu bir dünya ancak bu yolla yapılandırılabilir.
lozan’a yönelik saldırılar, akıl almaz boyutlara varan yalanlar ve gülünç iftiralar halinde karşımıza çıkmaktadır. kimi “ver kurtulcu” zavallıların, kendilerini savunmak için lozan’ın da bir “ver kurtul” olduğunu iddia ettikleri görülmüştür. sanki lozan, kanuni’nin mağripten maşrıka uzanan imparatorluğuna son vermiş gibi bir mantıktan hareket etmektedirler. böyle bir iddiada bulunabilmek için, ülkenin sevr ile batılı emperyalist güçler tarafından paramparça edilerek bölüşülmüş olduğunu göremeyecek kadar gaflet içinde bulunmak gerekir.
son zamanlarda hız verilen bir diğer iddia da, lozan’ın emperyalistlere karşı değil de bazı etnik unsurlara karşı yapıldığı yalanı üzerinde temellendirilmektedir. oysa, tarih tanıktır ki kurtuluş savaşımızda bizim karşımızdaki asıl unsur emperyalizmdir. bu savaş boyunca yunanlılara, ermenilere veya içimizden bazılarına yüklenmiş olan rol, emperyalizmin maşası olmaktan ibarettir. nitekim, mütareke anlaşması için mudanya’ya kadar gelen yunanlıların temsilcileri –bu oyunda asıl iradeyi temsil etmeyen birer piyon olduklarını görmüş olacaklar ki- müzakerelere katılmak gereğini duymamışlardır.
içimizden bazılarının, emperyalizmin oyunlarına alet olmuş olması, kurtuluş savaşımızın ve lozan’ın herhangi bir etnik gruba karşı kazanılmış olduğu anlamını doğurmaz. gerçekte ise emperyalizme karşı kazanılmış olan bu zaferin gerisinde yatan temel nitelikteki belirleyici faktör, türk halkının ırk veya mezhep ayrılıklarının üstüne çıkarak tek bir yumruk halinde ulusal birliğini sağlayabilmiş olması gerçeğinden kaynaklanır. bugün bu gerçeğe gözlerini kapayarak mazlum milletlerin davasına ihanet içinde olanlar, dün atatürk’le omuz omuza vererek emperyalizme karşı hayatını ortaya koymuş bulunan tunceli’li diap ağa’nın torunları olamazlar. onlar, dün ingilizlerin kışkırtmasıyla cumhuriyet’e karşı ayaklanarak, başka pek çok kayba uğramamızın yanı sıra, musul’un ingilizlerin malı olmasına hizmet etmiş olan şeyh sait’in çocuklarıdır.
bugün lozan’ı tarihe gömmek isteğiyle yanıp tutuşanlar, başlıca çabalarını bu büyük eserin dayandığı ulusal birlik ruhunu yok etmek yönünde yoğunlaştırmış bulunuyorlar. bunun için türk halkını farklı etnik kökenden gelen yurttaşlar üzerinde baskı uygulayan ırkçı bir görünüme sokmak gayreti içindedirler. öyle anlaşılıyor ki ırkçılığın anavatanı olanı avrupa, türk halkının yüce karakterini anlamak ve kavramak bakımından bazı güçlükler içindedir. kendileri, tarih boyunca diri diri yakmaya ve kitlesel imhaya varan değişik türde ırkçı eylemlerinin failleri olmak sabıkasını taşıdıkları için olacak, türkleri de aynı düzeye indirgeyerek içine düştükleri suçluluk kompleksinin acısını hafifletmeyi umuyor olabilirler.
oysa, türk halkının etnik ve sair farklılıklar konusundaki tavrının özünü “yetmiş iki milleti bir sayan” anadolu hümanizması üzerinde yükselen kemalizm belirler. kemalizmin bu yönünün çok iyi görmüş olan unesco, 1978 yılında “atatürk yılı” ilanını karara bağlarken, atatürk’ün insanlar arasında renk ve din farkı gözetmeyen mutlak bir uyum çağının öncüsü olduğuna işaret etmiştir. ayrıca belirtilmesi gerekir ki “türk” deyimi asla etnik anlamda bir nitelendirmeyi içermez. bu deyim, batı’da ilk olarak italyanlar tarafından, osmanlı topraklarında yaşayan tüm toplulukları tanımlamak üzere kullanılmıştır.
türk halkı, avrupalıların anlamayacakları kadar ırkçılıktan uzak bir karaktere sahiptir. 1492’de ispanya’da yahudiler tarafından yakılmaktan kaçıp kurtulan yahudiler, yeryüzünde sığınabilecekleri yeri bizim topraklarımızda bulmuşlardır. bunun gibi, 2. dünya savaşı öncesinde hitler’in zulmünden kaçan alman ve isviçreli bilim adamları , özgürce bilimsel faaliyette bulunma olanağına türkiye üniversitelerinde kavuşmuşlardır. bizim kardeşlerimizin emperyalist “böl yönet” politikasının kurbanı olmuş bulunan kuzey ırak’taki kardeşleri de halep’çeden kaçarken sığınacakları yeri, gene bizim topraklarımızda bulmadılar mı!
emperyalizm, osmanlı imparatorluğu’nun son dönemlerinde tırnaklarını bu imparatorluğun topraklarına geçirinceye kadar ermeniler ile diğer halk kesimleri arasında son derece uyumlu ilişkiler egemen olmuş ve ermeniler, kültür, siyaset ve iş alanlarında son derece saygın konumlara sahip kılınmışlardır. çarlık rusyası başta olmak üzere emperyalist güçler, ermenileri kışkırtıp osmanlı’yı arkasından hançerletmeyi ve kimi masum insanların yığınlar halinde katledilmelerini başardıktan sonradır ki ermenilerin tehcire tabi tutulmaları durumu ortaya çıkmıştır.
bugün bazı avrupa parlamentolarında ermenilere türkler tarafından jenosit uygulanmadığını söyleyenlerin cezalandırılmalarını öngören kanunlar kabul edilmiş bulunuyor. vaktiyle galile de “dünya yuvarlaktır ve güneş’in etrafında dönmektedir” dediği için engizisyon mahkemesinin hışmına uğramıştı. galile’yi bilimsel gerçekleri inkâra mecbur ettiler. ama dünya gene dönüyor. bazı parlamentoların sözde jenosit iddiaları konusunda aldıkları karar ne olursa olsun, bu konudaki tarihsel gerçekleri değiştirmek veya çarpıtmak da mümkün olmayacaktır.
bugün, karen fogg, claudia roth gibi çağdaş lawrence’lerin oyunlarıyla kürt asıllı yurttaşlarımız bölücülüğe zorlanıyorlar. uluslararası spekülatör soros’un desteğiyle ayakta duran bazı vakıflar, kürtlerin yahudilerle akraba olduklarını ispata yönelik sözde bilimsel faaliyetlerde bulunuyorlar. öyle olsalar ne olur! yahudilerin bilinen asıl akrabaları araplar değil midir? ama bu gerçek arapların yahudilerden çektiklerini unutturabilmekte midir!
denktaş’ın anlattığına göre, yaser arafat, “sizin arkanızda türkiye cumhuriyeti var, bizim arkamızda böyle bir güç yok” diye yakınırmış. türkiye cumhuriyeti ile bağlarını koparmış bir kukla devletin başına neler gelebileceğini (ki bizim topraklarımızda böyle bir şey asla olmayacaktır) bugünden kestirmek zor olmasa gerek. bu konuda sonuca varmamıza yardımcı olabilecek bazı gerçekleri şöyle anımsayabiliriz:
1) ermeniler, kürtlerin dostu mudur? bu konudaki gerçek niyetlerini pek gizleyemiyorlar. fransızların ünlü le monde gazetesinin geçtiğimiz nisan ayı ortalarında yayınlanan bir ekinde claire moudian isimli ermeni asıllı olduğu anlaşılan bir yazar, ermenilere karşı uygulandığı ileri sürülen sözde soykırımın asıl faillerinin kürtler olduğunu yazmıştır.
2) 4 mart 1999 tarihinde ınternational herald tribune’de çıkan bir haber de (thomas goltz, “the kurds are far from ethnic monolith”), bu konuda çok düşündürücü acı bir olayı gözler önüne sermiştir. habere göre, azerbaycan-ermenistan savaşı sırasında, yukarı karabağ’da doğup büyümüş olan kürtler, ermeniler tarafından tam bir etnik temizliğe uğratılmışlardır.
3) ab komisyonu’nun 6 ekim 2004 tarihinde açıklanan “ilerleme raporu”nda dicle ve fırat havzasındaki sulama tesislerinin uluslararası yönetim altına konulabileceği öngörülmüştür. o zaman sormak gerekmez mi: teksas petrollerini kim yönetecektir? isviçre bankalarını kim yönetecektir? görülüyor ki eğer türkiye parçalanırsa (ki bunu asla başaramayacaklardır), ortaya çıkacak parçaların sahiplerinin dün sevr’de öngörüldüğü üzere, yine sömürgeci büyük devletler olacağı şimdiden bellidir.
bütün bu gerçekler, bölücü kışkırtmaların asıl kurbanlarının kürt asıllı yurttaşlarımız olacağını açıkça göstermektedir. bugün de yıllardır kışkırtılan silahlı terör eyleminden en çok zarara uğrayanlar, gene o bölgelerin insanları değil midir!
- emekli olsa da hala ders vermeye devam eden ton ton hocamız. sarsılmaz atatürkçülüğü ve uğur mumcu ile olan dostlukları hatırlanasıdır. odasında, prof. dr. muammer aksoy 'un mezarı başında çekilmiş, bir mezar taşının yuvarlağı arasından uğur mumcu ve kendisinin yer aldığı fotoğraf, boğazlarda bir düğümlenmeye sebebiyet vermektedir.
isminin alparslan şeklinde telaffuz edilmesine ve derslerde sakız çiğnenmesine pek sıcak bakmayan hocamızdır.
- derslere devam etmeyen ya da arada bir uğrayan öğrenciyi hemen tanır ve dersin başında deşifre eder bu kişileri. neden gelmediğini açıkla açıklayabilirsen.
- inek bayramlarında;
"amasya'da doğdu
mülkiyeli oldu
helal olsun sana
alpaslan hoca"
şeklinde bir tezahürat yaptığımız hocamız.
|