evvela:
kanıtlamak ile yokluk birbiriyle aynı amaca hizmet eder şekilde birarada kullanılamaz: varolmadığı iddia edilen birşeyin tanım gereği yokluğundan mütevellit kanıtı da yoktur. akla, mantığa aykırıdır; yapmayındır etmeyindir.
kanıt; iddia sahibine düşer. allah'ın varolduğunu iddia eden adam, eğer çok istiyorsa, kanıt peşinde koşar. koşmuştur. koşuyor. hatta bir de ilmi var lan, allah seni inandırsın (anaaa): islam söz konusu ise bu ilmin adı "kelam"dır; genel bağlamda ise bu mevzu "din felsefesi"nin kapsama alanına girer.zzzttzz....
başlık da allah yazıyor madem (üzerinde allah yazan odun gibi unik bir deneyim sundu bana sözlük) kelamdan söz edelim azzzzcık:
kelam sekseknbinaltıyüzoniki yıldır ahanda yolda olan şahsı karıncam kadar ilerleme göstermememiştir; bak ben sana diyeyim. daha evvel de muhtelif başlıklar altında bahsetmiştim: felsefe içinde yapılan "tanrının varlığına dair delil sunma" çabaları kant'ın 18.yüzyılda ortaya koyduğu eleştirel-aydınlanmacı felsefenin bulguları ışığında yok olup gitmiş idi. kelam; thomas aquinas olsun efenim descartes olsun, ne bileyim bir agustine olsun; bu adamların ortaya koyduğu kozmolojik, ontolojik, teleolojik felandı filandı her ne delil varsa direk bunlardan nemalanmıştır zaten. ha, kötü niyeti yok zira "tanrı"yı ortaya koymadaki mantık aynı; yani "herkesi seven, kudretli, sonsuz bilge, herşeyin en"i bir tanrı kavramı var her iki dinde de. bir de ibni sina gibi baba bir adam var; aristo'nun psişik kankası; verdi gazı verdi gazı.
velakin;kant bu delilleri parça pinçirik etti ya babuş; heh sonrasında bu hıristiyan teologları bi "noluya yeaa" dediler, bir sarsıldılar; elbette itiraz ettiler; ama bak sana söylüyorum; o zamandan sonra hiçbir kimse de çıkıp "ahanda ben halen daha akinas'ın yöntemiylen tanrıyı ispat edecem" diye diretmedi. çünkü içten içe herkes kant'ın "metafizik bulguları bilimsel yöntemle ararsan aha bunu bulursun anca" tandanslı ayarı karşısında "hımm" dedi.
sonrasında kieerkegard çıktı, varoluşçuluk peydah oldu (ooooh canıma değsin). kant'a "beğenemedin mi yaaarraaam" diye nanik yaparak şu cümleyi kurdu: "imanın ispata ihtiyacı yoktur".
herşey çözüldü mü? hayır; insanlar hala "bir tanrıya imanın makul olup olmadığını" tartışıyorlar. evet, delil getirme çabası bitmiş gibi görünüyor; ki zaten delilin gelişimi direkt bilimin gelişmesine bağlı olarak suret değiştirdi kanımca. yani "aman da ben şu tanrıyı alt etmek için atom bombası diye bişey keşfedeyim bi milyon adamı kazıdımmıydı tanrı nerde diye bağırırlar" demedi. başka sebeplerden bilim gelişti; geliştikçe bilime iman arttı; bilimin götü kalktı; tanrıya dil çıkardı. delil getirme çabası bitti çünkü bilim de bir ara "napioz baba biz" diye sarsıldı. yüzyıllık bilimsel dogmaları sarsacak kuantum olayları hasıl oldu, bi nevri döndü bu bilimin. nedensellik ilkesine hume'un verdiği ayardan sonra bilim az bucuk afallamıstı zaten ama bu kuantum, tanrı, evren, bilim meselesi şu an çok canlı. artık eski kanıt çabalarının yerini deyim yerindeyse, "yapısökümcü" bir tarzda "evreni okuma" aldı.
son olarak konuyla ilgili sürpriz bir isimden bahsedeyim; niçe'yi nasıl bilirsin bilmiyorum ama bu mevzuda varoluşçu yaklaşımıyla bilime sağlam giydirmiştir. niçe'nin yazılarında ben şahsen kant'ın o "karanlık agnostisizmini görürüm" yani "tanrı yok ama... tüh lan keşke olsaydı" der gibidir. en azından bilimle karşılaştırıldığında dine daha bir samimi giydirir. yani sokaktaki adamdan dayak yemez din; kendi oğlundan dayak yer sanki. anladın di mi?
niçe daha bilimin nesenlliğiyle, tarafsızlığıyla barışmamışken; "ulan hep sizin bu bok yemeleriniz yüzünden tanrı öldü.. amınıza koyayım ben sizin" der sanki. aslında bireyin, öznelliğin ve tarafgirliğin yanında yer aldığı için dine (ki buradan metafiziğe sıçra) biraz daha "karanlık ve melankolik" bakması doğal olabilir. kafka'ya benzer; "amaaan benim götümde ayı bağırıyo, kafa olmuş bir milyon; ben olmuşum din... trajediden iyimserlik çıkarırım; dinle diyanetle de işim olmaz, ben oluşuma bakarım" der.
hani kafka'da şöyle demişti: "benim yahudilerle benzer neyim olabilir ki? benim kendimle bile bir benzerliğim yok"
edit not: lan lan... asıl şeyi diyeceğidim; bu niçe çok zeki adam bak; öldü gitti ama acayip bir kapıyı da araladı; hah ondan önce de aralayan olmuştur belki; ben bilmem odunum bilir ammmaa... sadede gel:
"
kötülük problemi"... hala okuyorsan bu başlığa bir göz at. bu konu şu an teizmin başındaki en büyük bela. 173873 tane kuram ortaya atıyo teolog-filozoflar, durmuyo baba; anında çatır çatır çürüyo. ateizmin kayası. niçe de "sokarım böyle işe" derken bu mevzuya atıfta bulunur. ve bence bu açılım çok önemlidir. adam zeki; necip taylan hoca'nın dediği gibi, cennette aristo, dekart, kierkegaard ilen sigara içeceğimiz zaman cehennemden de ateşi niçe getirecek bize. birlikte tüttürücez.
hangi sigarayı içiyodun sen?
kelam editi: yaaa... kelamla başladım, onunla bağlayayım. heh, şimdi bu deliller çürüdü gitti diyoduk ya (ortaçağda ve aydınlanmaya kadar ortaya konan ontolojik, teleolojik, kozmolojik deliller) ama şimdi ilahiyat fakültesine git; eşşek sıpası kadar koskoca 4. sınfıta hala gaye-nizam, hudus delilini öğretiyorlar. sanki kant hiç yaşamadı, kierkegaard kant'ı fortlamadı, hume kant'ın yolunu açmadı... sanki biz hala akinas'ın agustin'in talebeleriymişiz gibi... hah işte, yeni-ilmi kelam diye bi dalga çıktı ama; pırak yea.... en az benim kadar yaşlıdır o dalgada. kelamdaki bu kırılma da olmadan (bunu mınor bir kırılmaya benzet) türkiyeden din felsefecisi çıkmaz-çıkamaz (bunu da kısmi analoji kurup major bir açılıma benzet)