solistinin eroin ve kokain karışımı bişi olan speedball aşırı dozundan öldüğü, metal başlayıp grunge'a dönen süper grup. ayrıca solistlerinin pearl jam'in gitaristi ve screaming trees'in bateristiyle kaydettiği mad season diye bir albüm vardır ve lezizdir.
şarkıları açıldıktan sonra, "damardan verin lan!" diye efkar bastıran, kanımca nirvanadan müzikalite olarak çok daha başarılı bir gruptur. would olsun, down in a hole olsun, angry chair olsun, bunlar insanı alemlerden alemlere, triplerden triplere koşturan şarkılardır.
yeni vokal william duvall'mış. bazı video paylaşım sitelerinden rock am ring 2006 performansları bulunup izlenebilir. hala güzel gruptur, grubu sadece vokalden ibaret görmeyenler için hala dinlenilesi gruptur.
her dinlediğimde pearl jam aklıma geliyor nedense, o tat var her seferinde dilimde, sözlerinde, müziğinde..ama bu onlardan farklı, tuşesi farklı bir kere kulağınıza dokunuşu farklı, ikisini ardarda dinlediğinizde anlıyorsnuz farkı rahatlıkla, sadece hisler aynı diyeyim..dinleyin.
onları dinlemek, dünyanın rengini değiştirmesi gibi bir olaya sahne oluyor. şimdi, hiç beceremediğim bir şey varsa, bu duygusallığın üzerine gitmektir herhalde; bu yüzden, metaforsuz şeysiz, bahsettiğim rengi direkt söylüyorum: koyuturuncu. bence, koyuturuncu. hiç duygusal değil hakikaten. hatta, 'ne lan bu ?'. bir yere varamıyorum anlatırken. şarkılardaki tüm sözler, tüm müzikler, bu renklerin içinden patlayarak üstüme saçılıyor sanki. şarkı içerikleri, hissedilen duygular apayrı tanımlar, betimlemeler bulabilir kendilerine mutlaka. ama bu, daha ziyade tecrübe gibi bir şey. yaşanan bir şey. allahım, zerre anlatamıyorum... ama dinliyorum ? [ten points go to alik]
yazdıkça açılacağımı sanmıştım lan. bu grubu ben kadar seven bir arkadaşımla, gruptan konuşamıyoruz. beraber şarkılarını dinliyoruz, hüzünleniyoruz, coşuyoruz, durgunlaşıyoruz vb. ama anlatamıyoruz. edebi olup olmamaktan bahsetmiyorum yalnız. evet, bir duyguyu, durumu tasvir, açıklama, betimleme gücü, edebi yetenekle alakalı. benim bahsettiğim şey, tepki. bizde bu yok. bende bu yok. türlü örnekler var mesela: "ağzıma sıçan grup" , "çok şahane grup" , "layne öldükten sonra bitti yea" , "tek başına yakalamasın, birebirde çok etkili"... bunları topladık diyelim, ya da çarpabiliriz. bilemiyorum. "kimse benim kadar sevemez" gibi iddialı bir cümle de söyleyemiyorum. belki, iddialıyım, ama diyemiyorum. tepkisizce seviyorum. yahuttt; işte, aldığım tat bu ? her şey yeterince anlamlı ve güzel. keyfini çıkarıyorum belki de. o an çoğu başka şeyin önemi olmuyor çünkü. bu, böylesi, doğru gibi. gerçek gibi. hakikat... hakikat, evet. inşallah muhafazası da kolay ve zevkli olur.
bu yazıyı okuyanlara down in a hole desem, bir parça da olsa çaldığım zamandan telafi olunur mu ?
ya da şöyle bir tanımım var, belki alakalıdır:
çok sevilen; arkadaş: müziğin temel yapısına da uygun şekilde, dert paylaşan, bazen sanki dinleyen, sesi duyulduğunda mutlu olunan bir arkadaş gibi. en çok sevilen; küçükkardeş: grunge müziğinin son gruplarından, sevimli, haşarı, en çok ilgi gösterilen [şükür ki popüler manada değil] minik kardeş gibi. bunun dışında, çok sevilen; sevgili veya hayat gibi. düşünmesi sıkıntı veren; ölüm gibi. alice in chainz.
ayrı, çok ayrı bir yeri olan grup. ne grunge deyip geçebilirsiniz müziğine , ne de sözlerini bir dinleyip unutabilirsiniz.
ilk 90 lı yıllarda ilk çıktığı zamanlarda dinlemiştim. daha teenager olarak yeni yeni rock dünyasıyla tanışmış bir sorunlu hatun adayı olarak, bir arkadaşımın "abi ben bu aralar alice in chains e sardım, deli valla" deyişiyle tanışmıştım. "kim ki onlar "dediğimde "duymadın mı ortalığı dağıttı adamlar, al dinle" diye verdiği kasetle. o dönemler kaset vardı . sonra bırakamadım. evet başka gruplar dinledim, çok şanslıydık muhteşem adamlar, muhteşem gruplar ardı ardına çıkıyordu, ama herkesin kendine yakın bulduğu daha hissettiği bir grup vardı elbette. bazen nirvana, bazen pearl jam, bazen eskiler deep purple, led zeppelin v.s. ya da gnr falan diye uzasa da liste.
benim asıl adamlarım hep bu arkadaşlar oldu işte.
would la öfkelendim, down in a hole le depresifliğin dibine vurdum, beraber ağladık kurt un arkasından brother la ya da nutshell dim kimi anlar. hep bir kırıklık vardı içimizde, hep bir uyumsuzluk. bunu en çok layne stanley in sesinde hissettim. hep bir öfkemiz vardı, ama bilinçli ama değil, uyumsuzduk. grunge sorunlu deyip geçilenlerden değil ama, asla öyle değildi grunge, tüm dayatılanlara başkaldırıydı. grunge 90 lardı. en son toplumsal hareketliliğin yaşandığı dönemler. nasıl ki 68 lerde 70 lerde tüm dünyada gençler arasında yaşanan isyan hareketleri beraberinde pink floydları, led zeppelinleri getirmişse, 90 larda grunge ı doğurmuştu. sonra onun da içi boşaltıldı belki ama grunge tepkiydi. bu tepkiyi en çok hissettirenlerin başında da bu adamlar geliyordu işte, pearl jam le beraber.
bu yüzden ayrıdır benim için alice in chains. yaşadığım sürece asla vazgeçmeyeceğim gruplardan biri olacaktır.
again diyeceğim her seferinde yine onlarla beraber .
''en yaratıcı grup isimleri'' deyu bir anket açılsa menkul kıymetler borsası'na bir numaradan girecek kadar yaratıcı bir isme sahip, pearl jam ile eşzamanlı dinlendiğinde yüksek dozda his aşılayan, adıyla müstesna olmasına rağmen bireyin içindeki hayatsal damarları pörtleten, özünde grunge'ın en başarılı eserlerini icra eden, göz nuru, baş tacı grup.
her daim dertlerinize, acılarınıza ve mutsuzluğunuza sözcü olacak grup demeye dilimin varmadığı bir bütünlüktür.
yıllar evvel layne staley in ölümünden önce tanıdığım bu grup resmen en zor anlarımda gelip bana dost oldu. zamanla hep sevdim. hiç dinlemediğim zamanlar oldu ama o hep bekledi zamanı gelecek dedi ve beni yine dinleyeceksin dedi. hep te dediği gib i oldu.
her insanın hayatında belli zorlu zamanlar olduğu gibi benimde hayatımda çok zorlu ve mutsuzlukla dolu zamanlarım oldu ve içimdekilere sözcü oldu down in a hole.
çok sevdiğim kız arkadaşımla ayrıldım. imdadıma love hate love yetişti.
hayattan bir beklentim kalmadığında nutshell ben burdayım dedi.
işte alice in chains budur. kısacık bir ömüre mükemmel şarkılar sığdırmış gruptur. keşke ama keşke layne staleywe die young demeseydi, bu diyardan uçup gitmeseydi. keşke grup yıllarca bize mükemmel eserlerini sunsaydı. neyse artık geride bıraktıkları eserleriyle yetineceğiz.
2002. hayatımın seyirini değiştiren sınavın olduğu yıl. o yıllarda daha yeni bilgisayarla tanışmıştım. bir gün internet cafeye gittim. birkaç müzik sitesinde dolanırken bir haber belki de beni benden almaya sebepti. alice in chains vokali layne staley ölü bulundu...
hiç beklemediğim bir haberdi daha doğru düzgün bütün şarkılarını dinlemeden sevdiğim bir grubun vokalinin ölmesi beni hayalkırıklığına uğramıştı. mp3 player daha doğru düzgün piyasada yokken eski bir walkmanimde dinliyordum alice in chains ı. sadece 3 şarkısıyla onların fanıyım diye ortalıkta dolanıyordum. down in a hole, would ve i stay away .
layne daha çok küçükken babasının olmadığını öğreniyor ve hayatına belki çok kötü bir etki yaratacaktı. içine kapanık ve bunalım bir bünyeye daha o yaşlarda belli oluyordu. ilk olarak bir çok vokal gibi **** o da davul çalarak başladı müziğe. baktı gözü vokallikte önplanda olmakta. lisede bir grup kurdu " alice n chaynz " diye orada vokalliğe başladı. o yıllarda bir tanrım bir de gitarım deyip evsiz bir şekilde yaşayan jerry cantrell ile bir gün yolları kesişti. evinde kalmaya davet etti layne onu. birlikte grup kurma teklif etti jeryy ve eski arkadaşları bas gitara mike starr, davula sean kenny i gruba alarak alice in chains kurulmuş oldu.
grunge ın yavaş yavaş su yüzüne çıktığı ve müzik tarihinin en önemli gruplarının ana vatanı olarak bilinen seattle ın barlarında çalmaya başlarlar. iyi de çalarlar sevilirler. glami yaşatmaya adamışlardır kendilerini. plak şirketi anlaşırlar ve ilk ep lerini piyasaya sürerler. bu ep nin en önemli şarkısı aslında layne in bize yıllar evvel verdiği mesajdı: we die young .
çok beğenilir bu ep. hemen arkasından " facelift " albümünü çıkartırlar. çok ses getirir albüm. hatta van halen, iggy pop ve poison gibi bir çok taşaklı ismin alt grubu olarak konserlere çıkarlar. hatta bu konserlerden sonra hayran kitlesinin miktarı - konser grafiğinde inanılmaz bir artış olur.
ikinci albümü çıkarmadan önce artık onlar glam olarak anılmaktan ziyade seattle grunge nın ekibinin oyun kurucuları olarak biliniyorlardı. would single ı piyasaya çıkmıştı ve klip te çekilmişti bu şarkıya. alice in chains ın en tanınan ve en bilinen şarkılarından biri olacaktı.
grup durdurak bilmiyordu. dirtalbümü çıktığında çok farklı şarkı sözleri ile karşılaştılar. özellikle layne resmen emrah modundaydı. aşk acısı dolu şarkı sözleri ve uyuşturucu bağımlılığını anlatana şarkılar mevcuttu albümde. yine konserler furyası ve dirt albümünün satışı rakamının 3 milyona ulaşması alice in chains ın içten içe fethediyor müzik piyasasını anlamına geliyordu.
93 yılında grupta bir değişiklik oldu mike starr yerini başka bir adaşı ve ozzy osborune un basçısı mike inez e bırakıp gruptan ayrılmıştı. bir sene sonra jar of flies ep sini çıkardı ama konser vermedi.
o ara grunge ın sağlam adamlarından kurulmuş real madrid gibi rüya takım olarak adlandırılabilecek bir grup kurulmuştu. vokalliğini layne üstlenmişti. birçok şarkıyı o yazmıştı. mad season dı bu grup. daha doğrusu layne uyuşturucudan rehabilitasyona yattığı zaman rehabilitasyon merkezinde yattığı zaman o ara alkol tedavisi gören pearl jam gitaristi mike mccready ile ortak birşeyler yapma kararı almışlardı. zaten kafaları her daim güzeldi. işte mad season böyle kurulmuştu ( gereksiz bilgi ).
grup kendi adlarını taşıyan albümlerini çıkarmıştı ama turneye çıkmamışlardı. çünkü layne iyice kendini uyuşturucuya adamıştı. babasız ve sevgisiz büyümek ilerleyen yıllarda yaşadığı aşk acıları kendini iyice uyuşturucya itmesine sebepti. her açıklamasında uyuşturucudan tiksindiğini fakat onun pençelerinden kurtulamadığını söylüyordu.
1996 yılında mtv nin unplugged konser teklifini geri çevirmediler ve kanımca efsane olabilecek bir unplugged konserine imza attılar. konserde yer almayan birkaç şarkı eklediler ve bir albüm yayınldılar. gene en çok satan albümler arasında yerini almasına rağmen. grup iyiden iyiye dağılma noktasına gelmişti. jerry cantrell solo takılıyor, mike inezslash ile albüm çıkartmak için stüdyoya giriyor ve layne ise iyiden iyiye kendini uyuşturuya verince mad season grubunuda bırakıyordu.
artık herkes dağılmış gözüyle bakıyordu alice in chains için. uzun bir süre layne den haber alınamadı ve bir gün otel odasının birinde ölü bulundu. aşırı doz olarak açıklama yapıldı sadece ama belki de daha ayrıntılar saklandı.
hiçbir zaman alice in chains içtenliği, samimiliği ve doğallığı bilinmedi. layne in ölümü bile kurt cobain kadar etki yaratmadı. normal bir insan ölmüş gibi davranıldı. ama şu hep unutuldu. alice in chains her daim nirvanadan ve diğer gruplardan on gömlek fazlaydı. hep iyisini yaptılar. dinleyenlere gerçek ve samimi duygular yaşattılar yaptıkları şarkılarla, albümlerle.
yıl olmuş 2009 ben hala alice in chainslayne staley diyip duruyorum. - hayat ne garip - by mahsun kırmızıgül.
unplugged performanslarında ne çekmişlerse ben de ondan istiyorum.. muhteşem adamlar ki kişi bu kadar bayık söyleyip bir o kadar da insanın ağzında ve kulağında bu kadar güzel tat bırakabilir.. beni bu hale getirten adamlar işte, konuşamayacak vaziyete sokuyorlar insanı..