belki ilginizi çeker
  1. · çocuğunun adını hrant koymak
  2. · hrant dink
  3. · sınır tanımayan taraftarlar
  4. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · 21 kasım 2009 beşiktaş fenerbahçe maçı
  2. · her şey iyi giderken ayrılalım diyen sevgili
  3. · 100 opera
  4. · kemal kılıçdaroğlu
  5. · uykusu olup da uyumayan insan
  6. · aklidengegorecelibikavramdir
  7. · yılmaz özdil
  8. · sözlüğü ülkücüler bastı
  9. · gün içinde bir tane bile kadın görememek

ali topu agop a at  

  1. hrant dink in ardından, arkadaşlarının o nunla ilgili anı ve bilgilerini bir araya topladıkları kitap. sinsice büyüyen düşmanlığın sebebini, ismindeki tek cümleyle anlatmış bile.
    (jenesaispas, 02.10.2007 13:20 ~ 17:35)
  2. çıkalı bir kaç hafta olmuş kitap. birçok insanın öldürülen aydın hrant dink'e ithafen yazdıklarından oluşmuştur. ses getirmesi dileğiyle.
    (itirazım var sayın yönetici, 24.10.2007 19:59 ~ 30.10.2007 10:21)
  3. bir kaç güne kalmaz "ali topu niye mehmet'e atmıyo ?" tarzı eleştirilerle ulusalcı-kafatasçı-kerinçsizci* kitlenin yeni mezesi olabilecek potansiyelde çok derin manalar taşıyan bir cümle!
    (baschar, 24.10.2007 20:08 ~ 30.10.2007 22:15)
  4. bugün (29 ekim 2007 pazartesi) tüyap kitap fuarında hrant dink'in anısına düzenlenen söyleşide tanıtılan kitaptır. kitap kırmızı yayınlarından çıkmış olup; 96 yazar, düşünür, sanatçı ve aydının hrant’a yazdığı mektuplardan oluşmaktadır.

    söyleyişiye geldiğimizde; aşağıdaki sıraladığım isimler hrant ile ilgili düşüncelerini, anılarını, gelecekten beklentilerini dillendirdiler çıktıkları kürsüde. ama bu isimlerin ortak dili halkların kardeşliğinden, barıştan, güvercinlerimizin tedirgin hissetmesinin üzüntüsünden, en çok da hrantın barış ve kardeşlik yolunda yaptıklarından ve çabalarından bahsediyordu.

    ufuk uras
    deniz kavukçuoğlu
    ragıp zarakolu
    oral çalışlar
    ertuğrul kürkçü
    gülten kaya
    banu güven
    server tanilli
    erdoğan aydın

    bu isimler haricinde açıklanmış birçok isim daha vardı ama mazeretleri dolayısıyla katılmamışlardı.
    (aglaures, 30.10.2007 00:18)
  5. kitapta refik durbaş ona bir şiirle sesleniyor: eceliyle arkadaş olmadı.


    eceliyle arkadaş olmadı


    ne zaman yüzünün gölgesi,
    anılarımın aynasına sûretini aktarsa
    bir “gülümse” ile bezeniyor o yüz…

    o “yüz” ile iki kez yüz yüze geldim?

    ilkinde bir resim sergisinde, ayak üstü
    şiirden konuşmuştuk, halkların kardeşliğinden
    dünyada ve ülkemizde savaş ve barıştan
    insanın hallerinden, muhabbetten…

    “gülümseme”si ile donatmıştı kelimeleri
    onun söyledikleri onda kaldı

    “bir daha görüşmek üzere”
    benim sözlerim bende kaldı

    “bir daha görüşmek” hangi baharında
    hangi yazında kışında hayatın?

    o gündü işte, o lanet timsali gün:

    istanbul’un bedenine dar gelen fırtınalı bir gökyüzü...
    gölgesini boğaziçi’nin gri sularına düşürmüş
    üç-beş parça bulut,
    yağmura küsmüş, kışın karına ayazına da…

    lodosun, yalancı kış baharının etkisiyle
    çiçeğe durmuş ağaçlara vuran sesi,
    kaybolup gidiyor halaskârgazi caddesinin trafik dehlizinde…

    taşıtların gürültüsü, boğuyor caddenin bedenini...

    o an donup kalıyor gökyüzünün mavisi bir silah sesiyle…
    lodosun sürüklediği bulutlar ve kuşlar donup kalıyor…

    hayat ve ölüm donup kalıyor yaşama sevincinin gölgesinde...

    artık “zaman” kavramının bir anlamı yok.
    ölümün anayurdu da…

    yerde dört mermi kovanı…

    başının aydınlığında
    o kurşunların kör karanlığı…
    yerde bedeni…

    dört kör kurşun:
    biri demokratlığına,
    biri aydın kişiliğine,
    biri insan severliğine,
    biri cesaretine…

    “artık gemiler geçmeyen o ummanda”
    son yolculuğuna çıkarken
    “size bir hikâye anlatmak istiyorum.” diyor:

    “yıllar evvel sivas’tan yaşlı bir türk beni aradı,
    köylerinde bir ermeni kadının öldüğü söyledi.
    tehcir sonrası sivas’tan fransa’ya gitmiş
    ama sık sık köyünü ziyaret ediyormuş.
    on dakikada yakınlarını buldum ve durumu anlattım.
    kızı bana annesinin zaman zaman
    türkiye’ye gelip doğduğu köye gittiğini anlattı.
    kızı sivas’a cenazeyi almaya gitti ve beni telefonla aradı.
    ona, ‘ne yapacaksın, cenazeyi götürecek misin?’ diye sordum,
    ağlamaya başladı.
    ‘annem burada kalsın, su sonunda çatlağını buldu’ dedi.
    o günlerde cumhurbaşkanı demirel,
    ‘ermenilere üç çakıl taşı vermeyiz’ diye bir laf etmişti.
    ben de bu kadının öyküsünü yazdım
    ve dedim ki; biz ermenilerin bu topraklarda gözümüz var, doğru.
    ama merak etmeyin, alıp gitmek için değil,
    bu toprakların gidip dibine girmek, orada ölmek için!”

    ülkesini seviyordu, bir daha dedi:
    “ben bu ülkede türkler ile birlikte yaşıyorum.
    onların yüzüne utanmadan bakabilmeliyim.
    kendimi anlatamazsam,
    onurlu davranmam gerektiğini düşünüyorum:
    doğduğum, büyüdüğüm topraklardan,
    vatanımdan, ailem ve çocuklarımla birlikte uzaklaşırım...”

    ama, asla ülkesini terk etmedi.

    ben de şöyle demiştim bir şiirimde:
    “kimse bilmesin benden başka
    nerede nasıl niye öldüğümü
    ecel, hiç arkadaşım olmadı çünkü…”

    ecel, hırant dink’in de arkadaşı değildi
    ölümün anayurdunda şimdi bedeni…

    onun söyledikleri bende kaldı
    benim sözlerim onda kaldı

    anıları düştükçe yadıma
    daha sık görüşüyoruz şimdi…

    refik durbaş
    (aglaures, 04.11.2007 13:32)
  6. topu taca atanlara inat zorda kalmadan bile isteye topu agop'a atan ali'nin stelyo'dan aldığı topu agop'a attığı hemen ardından kürt baran'a atılan orta dan seken topu mişon'un kaleye attığı kaleci hemşinli arkadaşın kurtardığı konu edilen arkadaşların birbirlerine iyi gidiyoruz iyi dediği yakınız uzak değiliz tespiti.
    (akılfikirdükkanı, 18.09.2008 23:07)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil