yıllarını tiyatroya adamış, kitaplar yazmış, bu kitaplarda insanlıktan, kültürden, medeniyetten dem vurmuş, devlet sanatçısı ünvanına sahip bir insanın tüm kariyerini resetlediği utanç verici görüntüdür.
açıkcası beni çok fazla etkilememiş bir görüntüdür. artık tepki dahi veremiyorum. çünkü ekranlarda her an böyle bir olayın meydana gelmesini bekleyerek yaşamaya başladık. ne diyim allah ıslah etsin.
burjuva ahlâkının ufacık bir tanıtı olan bu durumun niye bu denli şaşkınlık yarattığı da pek anlaşılır değil elbet.
yeri geldiğinde hali hazırdaki topluma yahut yaratılacak olan yeni dünyanın sosyalist toplumuna daha ziyade poligamik cihetten cinsel göndermelerde bulunup ahlâkçılıkta sınır tanımayan(!) burjuvazi ve medyasının ecnebî ve yerli her türlü organında buna benzer sayısız örnek yok mu? bu sınıf, bu ne üdüğü belirsiz ahlâkın teşekkülünde ilk elden sorumlu değil mi?
burjuvalar, kendi fil dişi kulelerinde ve hemen her türlü meskûnunda kendilerinin addettiği ve belirlediği ahlâkı hiç hesaba katmaz ve diledikleri gibi yaşarlarken, bu ahlâkı topluma dayatırlar. okullarda, mahallelerde, varoşlarda, iş yerlerinde rutinin dışında gelişen ve kısmen bile olsa içinde cinsel nüveler taşıyan yahut çağrıştıran hadiseler hemen masaya yatırılır ve failleri mahkûm edilir.
bu basit bir ironiyi işaret ediyor. burjuva medyasının maymunu, mihenk taşı, o çarkın en kalın dişlilerinden olan okan bayülgen'in bugün televizyon makinası'nda dün zaga'da medyayı mahkûm etme gayreti nasıl traji-ironik bir olguyu karşılıyorsa, söz konusu burjuva ahlâkı ve onun yansıması olan ağır pandik de benzer bir duruma delalet oluyor.
ideal bir ahlâktan bahsetmiyorum kesinlikle. tersine; ideal bir ahlâkın olamayacağını da söyleyebilirim pekâlâ. lakin kendi yarattığı yasaları yalnızca tebasındaki halk için kullanan, kendi akıbeti söz konusu olduğunda ise kendi yazdığı yasalarını dahi çiğneyen egemen iktidar, kendi kültür anlayışının bir parçası olan ahlâkçılığı da işte yine buna benzer bir noktadan bizlere dayatıyor.
ali poyrazoğlu, bildiğim kadarıyla eşcinsel olduğunu köşe bucak saklayan biri değil. bu durum da düşünülürse ben de mevzuun magazin tarafına destek olmuş oluyorum sanıyorum... o kadın da bunu biliyordur kuvvetle muhtemel; yarın öbür gün bu olay hususunda, poyrazoğlu'nun eşcinsel kimliğine gönderme yaparsa şaşırmamak hacet; onun için diyorum hani...
insan doğasının özelliği, kendinde "olmayan" bir yönü abartarak ortaya koymaktır bilinçsiz olarak. bir kadını, onca insanın izlediği faktörü göz önüne alınmadan bu şekilde hırslı, can acıtan, aşağılayan bir şekilde sıkmak, insanoğlunun bu özelliğinin dışa vurumudur. unutulmuş bir komedyen olmanın verdiği hırsda tartışılamaz derecede katkı sağlamıştır olaya
ayrıca;(istisnaları saymayarak) doğada bulunan kadın ve erkek cinsinin dışında olduklarından, toplum onları ne kadar hoş karşılasa da doğaya aykırı olduklarını bildikleri için kendilerini dışlanmış hissetmekte, bu yüzden her türlü çirkin davranışı sergilemekten kaçınmamaktadırlar.
burada ilginç olan; seray sever'in ali atıf bir'in suratına attığı kahvenin fincanını burada ali poyrazoğlu'nun kafasında kırmaya gerek duymaması, poposu o kadar çirkin bir hareketle avuçlandıktan sonra "bir yerim açıldı mı?" diye sorarak, sanki açıldıysa rezil olduğunu, açılmadıysa bu elleşmenin onu rezil etmediğini düşünmesi, gülmesi gülümsemesidir. seyirci tabir edilen güruh medya maymunu tabirinin kamera arkası versiyonudur, ve eminim bu insanlara sorulsa hiç biri ajdar sevmiyor, discovery channel izliyorlardır.
televizyonlarımızdan irin aktığının göstergelerinden sadece biridir kısaca bu olay.
(bkz: bi soluklan yiğenim)
bir tiyatro sanatçısının başına gelebilecek en kötü olay olan "nerdeyse boş salona karşı oynunu icra etme" durumunu ali poyrazoğlu yıllardır yaşıyordu, tiyatrosunun salonunu doldurmak için bu tarz bi hareket yerine daha yapıcı aktiviteler yapsa daha iyi olmazmıydı? diye sordurtan ali poyrazloğlu'nun gündeme gelmek için yapmış olduğu rezalettir
ali poyrazoğlu, şakayla karışık işini halletmiştir. üstelik yarım saat elini oradan çekmemesi ve seyircilerin de alkışlaması olayı daha da ilginç kılmıştır. yanlış iş yapanlar alkışlandıkça yanlışlar yapılmaya devam edecektir. vatandaşların bu tip olaylara hassasiyet göstermesini bekliyor ve olayı kınıyorum.
işi o noktaya getiren seray sever'de de hata yok değildir. "kimse beni ellemedi" dersen olacağı odur.
"ünlüler" dünyasından şaşırtmayan bir yansıma aslında.
ali'nin 14. saniyede "röaahh" diye başlayıp arada, "aaah" ve "eveeeet"lerle, 24. saniyeye kadar süren hareketi ve bu hareketinden sonra kondurduğu öpücük; bence adaşından feyz alamadığını gösteriyor. ben, televizyondaki içeriğin zaman içinde çok değişerek tamamen sansürsüz olacağını düşünen birisi olarak, "n'oluyor?" vegaliba pilot uygulamaya geçildi diye düşünmeden edemedim. söylendiği üzere; tüm bunlar olurken orkestranın, muhtemelen yönetmenin işaretiyle bir şeyler çalması ve yine stüdyodaki görevlilerin işaretiyle gelen alkışlar. sos olarak en üzerine de gülerek "açıldı mı bi yerim?" sorusu. planlanmış bir şey mi acaba? toplumsal sorumluluklarından bahsetmek çok yersiz kalıyor galiba bunların üzerine.
her şey ali poyrazoğlu'nun yaptığı hareket bir yana, seray sever'in tavrı bir yana ben orda oturup alkışlayanları anlayamıyorum asıl. aynı hareketin küçücük namzeti kendi ailelerinden birine yapılsa "namus, ahlak" nutukları çekip yapanı anında cezalandıran bu adamlar şimdi orda duran bir kadına bu hareketin yapılmasının nesini alkışlarlar anlamıyorum. toplum olarak bu kadar yozlaştıysak yaşamayalım, balinalar gibi toplu intihar edelim.
(bkz: elveda ay elveda feza)
"taciz" değildir. çünkü taciz sayılması için tacize uğradığı iddia edilen kişinin söz konusu hareketten rahatsız olması gerekir. ali poyrazoglu, oracıkta seray sever'le cinsel münasebete girmiş olsa, seray sever engel olmaya çalışmadıkça ve bırakıldıktan sonra tepki vermedikçe, ya da en azından rahatsız olduğunu belli etmedikçe "tecavüz" sayılmayacağı gibi bu da taciz sayılamaz. taciz denen olayda taciz edilen "madur" olur. burada böyle bir durum var mıdır? yoktur...
bu sebeple ben sadece kameralar önünde yapılmış küçük çaplı bir cinsel münasebet görüyorum. yani tv yayınında ve topluluk içinde yapılmasa suç teşkil edicek bir durum yoktur gördüğüm kadarı ile çünkü kimse kimsenin özel hayatına karışamaz. ama tv'de, muhtemelen çocukların karşısında olduğunu bile bile bunu yapmak suç ve çok büyük ayıptır. yayın olmasa dahi sadece stüdyodakilerin ve oradaki yayın ekibinin (eğer habersizlerse) önünde yapmak bile büyük bir ayıptır. ha onlar da alkışladığına göre ayıbın bu tarafı da ortadan kalkar. (aralarında istisna varsa bu cümlem geçerliliğini yitirir tabi)
ilk başta bahsettiğim "madur" penceresinden baktığımızda, (varsa) tacizin adı şu şekilde konulmalı:
"ali poyrazoğlu ve seray severin tv izleyicilerini tacizi"
acayip olay.
-artık hiç ellenmedim demem!!?
seray sever [2007 , mart(!)]
kendisine tavsiyem istanbul ya da ankara daki belediye otobüslerinden birine binmesi. bu tecrübeyi de yaşarsa başka vecizelerini de duyabiliriz kendisinden.
ne güzel adam ellemiş valla. tiyatrocuları reklam yapmak için bu hale getirenlere de bir dönüp bakmak lazım, seray severin düzdüğü bir senaryo da olabilir bu, ali poyrazoğlu da kırmamıştır* kendisini muhtemelen. zaten ben oyuncuların seks filmleri furyasında "ama mecburduk" deyip savunma yapmalarını da anlamıyorum. tamam, istiyorsan oyna da neden "o zaman ekmek parası kazanabilmek için yapmak zorundaydık" diyorsun, sana yapma diyen yok ki, sanki her insan mesleğini mi yapıyor, hayır. e o zaman nedir bu yaranma çalışmaları. bu da dipnot olsun.
türkiye'de sanatın ve sanatçının durumunu gözler önüne seren birçok rezillikten biridir. sanatçı kalitesini ve durumunu geçtim, seyircinin rezilliğini de göstermesi açısından aklıma makarna yaptığım tencere ve kapağını getirmiştir. bunların ve bunları alkışlayanların 'bizim halkımız neden cahil? neden halkımızın kültür seviyesi düşük? neden halkımız sanat ile ilgilenmiyorlar?' diye soruları, hatta serzenişleri karşısında en iyi cevabı verebilecek bir olaydır. gerçi sizi anlayacaklarını zannetmiyorum ama bunlar gibi olup 'kültürlü' sayılacağıma ot gelip saman giderim daha iyi.
toplumun ahlaki değerleri ile bağdaşmayan, halktan kopuk yaşayan yakışıksız magazin dünyasının fertlerine ait bir kepazelik örneği. daha öncesinden mehmet ali erbil in bir seyircinin donunu indirmesiyle ve yine mehmet ali erbilin sunduğu bir sabah programında sütyeni fırlayan bir dansözün göğüslerinin ortaya çıkmasıyla şahit olduğumuz rezaletler zincirine eklenmiş yeni bir halka. ama bu seferki sahne belli ki kazara oluşmuş değil, bilakis tamamen bilinçli kurgulanmış bir sahne ve enteresandır ki taciz edilen hanımefendi seray sever halinden zerrece rahatsız ya da şikayetçi de değil. üstelik seray sever utanmadan, ali poyrazoğlunun aııırryykk diye şuurunu kaybedercesine bağırmasına rağmen pişkince bir yerim açıldımı ayol diye sorabilmektedir ki bu bile onun sahip olduğu terbiye ve ahlak anlayışı hakkında çok güzel bir örnek oluşturmaktadır.
gazetelerin ikinci sayfalarında yer alan magazin haberleri, haftasonu dergileri ve televizyon ekranları sayesinde haberdar olunan ve çok önemliymiş gibi sunulan sözümona ünlüler kervanının çarpık ilişkileri, aldatmacaları, kaçamakları vs. malesef her daim gençleri özendirici bir üslupla sunulmakta ve bunun neticesinde pembe hayaller kuran gençler, özellikle genç kızlar çeşitli maceralara sürüklenebilmektedir. hatta çoğu zaman manken ya da fotomodel olduğunu zannedip, cüzdanı kabarık zengin adamların veya playboy sıfatlı meymenetsizlerin cinsel objesi olan nice genç kızlarımız da malesef paralı orospu olduklarının farkına bile varamadan çirkef ilişkiler içerisine dahil olabilmekte ve akabinde derin hayalkırıklıkları yaşayabilmektedir.
gençleri yozlaştıran ünlülerin hayatlarını güzel birer portreymiş gibi sunan medya, seray sever gibi yeteneği olmadığı halde hangi organlarıyla meşhur olduğu hepimizce malum olan şımarık insanları baştacı etmekte ve rtük ün suskunluğundan cesaret alıp onların skandal ilişki yumaklarını, onların tacizlerini ve asla özenilmemesi gereken ahlaki değerlerini birer marifetmiş gibi sunabilmektedirler. bu görüntüleri izlemek zorunda kalan aile fertlerinin psikolojisi elbette ki olumsuz etkilenecek ve sinirleri gerilecektir. en basit ifadeyle mahkemelik olan ve televizyon kanalına ağır bir ceza gerektiren bu programa, rtük tarafından gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır ki numune teşkil etsin ve bundan cesaret alabilecek öteki sözümona ünlü simalar da aynı rezalet pozisyonları milyonların önünde sergilemeye kalkmasın.
''ey, muhsin ertuğrul kalka gör, türk tiyatrosuna bıraktığın miras nasılda vıcık vıcık oldu'' denilecek olay.rezalet. tiyatro seyircisinin karşıısnda oyun oynadıklarını sanıyorlardı demek i. oysa televizyonun en uzaktaki köyde oturan mehmet amcanın evinde bile seyredildiğini, anadoluda töre cinayetlerinin hala yapıldığını unuttuk galiba.
utanç duyduğum internet cafede izlerken birden rengimin attığı olaydır. böylesine bir olayı nasıl olur da tv de gösterilir veya canlı yayının (bilmiyorum canlı mı) sorumluluğunu üstüne alamaz bir insan.ali poyrazoğlunu birşey sanırdık bizde ne güzel rol yapıyormuş gerçekten. seray sever in ben orda tokatını beklerken söyledikleri tüyler ürpertici. bu insanlara ne oluyor anlamıyorum.