2004 yılında itu'de düzenlenen turkcell fest workshop'ta herkese bir kulp takmayı başarmış olan tiyatrocu.
a.p: senin bölümün ne?
öğrenci: inşaat
a.p: senin yaptığın inşaat çöker, peki senin ki ne?
öğrenci: bilgisayar
a.p: senin kurduğun sistem çöker
...
(bkz: bu daha gider)
2004 yılında itü turkcell fest kapsamında ufak çaplı bir stand-up show yapan komedyen. kendisinden hiç beklemediğim biçimde ortalığı yarıp geçirmiştir...
konuşmasıyla beni yoran insan. itüye gelip bi sürü belden aşağı espri yaparak milleti güldürmeye çalışan ve malesef bunda başarılı da olan insan. yeni neslin kıt ve öküz espri anlayışına uyum sağlayarak prim yapmaya çalışan kişi. turkcell iyi para veriyo olmalı
1946 yılında istanbul’da doğan ünlü tiyatro ve televizyon sanatçısı. konservatuar tiyatro bölümü mezunudur. 1972 yılında ali poyrazoğlu tiyatrosunu kurdu ve hala sürdürüyor.
halkımın sanat seviyesinin ve espri anlayışının vasatlığını gözüme sokan insan. gerçekten ukala olmak istemiyorum. ama böyle işte... ayrıca, eğer tiyatro nasıl tiyatro olmaktan çıkar diye merak ediyorsanız gidiniz ve görünüz. başka söylenecek söz yok.
nedenini bilmediğim bir şekilde çok nadir bu kadar büyük şiddette duyumsadığım nefretin adını duyduğumda bile koşarak yöneldiği kişilik .. garip .. canlı görmedim bile .. ama yıllarca tv ekranlarını o vasat kabaresiyle meşgul etmesi bile tilt olmaya yeter bir durumdur ..
sanatçı olmanın vasıflarına haiz olamayan eski yılların porno oyuncusu. sen kalk ülkende tacizi hoş bir şeymiş gibi göster, milletin kıçını avuçla, sonra da keh keh gül her şeyin bir ilki var diye. baş roldeki kişi de tepki göstermeyip ay görüktü mü bir şeyim diye konuşsun. adam seni taciz etti, orada tepkini koysana. rating uğruna yapılan ucuz oyunların son halkasına imza atmıştır kendileri, tebrik ediyorum.
"şunları bir araya toplayayım.
bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.
mutfak işinden de anlarım.
donattım sofrayı.
bayağı uğraştım.
hepsinin, ayrı ayrı ne
yemekten, ne içmekten
hoşlandığını iyi
bilirim.
bayağı da para gitti.
birinin yediğini öbürü yemez.
ötekinin içtiğini beriki içmez.
dört kişilik sofra kurdum.
mumları da yaktım. bak hepsi, erick satie severdi. hatırladım.
müziği de ayarladım. geldiler.
20 yaşında ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz.
birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
yatıştırayım dedim.
"sen karışma moruk" dediler. büyük hır çıktı.
komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
evin de içine ettiler. bende kabahat.
ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.
ömür dediğin üç gündür,dün geldi geçti yarın meçhuldür,
o halde ömür dediğin; bir gündür,
o da bugündür..."
bankacılar paranın sahte olup olmadigini anlamak için, parayı ışığa dogru tutup içerisinde atatürk filigramı var mı yok mu diye bakarlar. siz de bir adamın ne mal olduğunu anlamak için, onu ışığa tutun; bakın bakalım içerisinde atatürk var mı, yok mu! içerisinde atatürk olmayan adamlara iltifat etmeyiniz. cumhuriyet'e sahip çıkınız ..
kendisinin aslında pek bilinmeyen bir yönü de çok büyük şirketlerin, kendi kurmuş olduğu profesyonel ekibiyle beraber danışmanlığını yapmak, onlara çözüm ortağı olmaktır.
gerek katıldığı tv programlarında, gerek röportajlarında, gerekse de yazdıklarında anlattığı hikayelerle hayatına ve hayata dair çok ilgi çekici örnekler ve yaşanmışlıklar sunmaktadır.
hayatı, içinde yaşarken dışardan da izleyebilen bir adam, üstad. hem şöyle dillendirmiş bir hikayesini yazar;
''şunları bir araya toplayayım. bir güzel muhabbet edelim'' diye düşündüm. mutfak işinden de anlarım. donattım sofrayı, bayağı uğraştım. hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. bayağı da para gitti. birinin yediğini öbürü yemez, ötekinin içtiğini beriki içmez. dört kişilik sofra kurdum. mumları da yaktım. hepsi eric satie severdi, hatırladım. müziği de ayarladım. geldiler. 20 yaşında ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben, dördümüz. yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum. kırk yaşımın karşısına da ben geçtim. yirmi yaşım, otuz beş yaşımı ''tutucu'' buldu. kırk yaşım ikisinin de ''salak'' olduğunu söyledi. yatıştırayım dedim ''sen karışma moruk'' dediler. büyük hır çıktı. komşular alttan üstten duvarlara vurdular. yirmi yaşım, kırk yaşıma bardak attı. evin de içine ettiler. bende kabahat. ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.
ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti; yarın meçhuldür. o halde, ömür dediğin bir gündür, o da bugündür...