|
|
- 1857 tarihinde diyarbakır'da doğmuş şair, hattat. aynı zamanda geç osmanlı döneminde defterdarlık ve maliye müfettişliği görevlerinde de bulunmuştur. ama dünyaya bıraktığı kültür mirası; kitap toplamaya olan tutkusundan, yayıncılık ve kütüphanecilik yapmış olmasından kaynaklanır. bu kendisi hakkında verdiğimiz dört satırlık tanımın verdiği üstünkörü bilgiyi geçerek, gelelim onun yaşamına ve bıraktığı eserlere ilişkin ayrıntılara...
kökleri 17. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanan 1725'te vefat eden seyyid mehmed emiri çelebi'ye bağlı "emirizadeler" adıyla tanınmış aileye mensuptur. ailenin diyarbakır'daki toplumsal kültür ortamını yansıtan farklı mesleklere bağlı üyeleri arasında, ilk bakışta bürokratlar ve tüccarlardan meydana gelen iki grup dikkati çeker. birinci grup içinde yer alan ilmiye ve kalemiye mensubu eski kuşak aile üyelerinin aynı zamanda müderris, şair ve hattat kimliği ile tanındıklarını belirtmem gerek. ali emiri efendi'nin büyük dedesi seyyid mehmet emiri çelebi "divan" sahibi tanınmış bir şairdi mesela. ali emiri'nin küçük yaşta edindiği şiir ve hat zevkini, bu açıdan bir aile mirası olarak devraldığını söyleyebiliriz sanırım. babası seyyid mehmet şerif ise aile geleneğinde daha farklı bir toplumsal konumu temsil eder. büyük kervan ticaretinin altın çağının kapandığı bir dönemde, belki de bu geleneğin son hatıralarını yaşatan hali vakti yerinde, yerel bir tüccardır.
ali emiri efendi'nin kişiliğini şekillendirme noktasında bu figürün toplumsal değerler açısından çok da önemli olmadığını söyleyebiliriz çünkü maddi kazancın sağladığı itibarı gölgede bırakan, servetin geçiciliğini ve güvensizliğini her koşulda vurgulayan klasik ahlakın kalıpları emiri efendi'nin meslek tercihini ve buna bağlı olarak sürdürdüğü yaşamını belirlemiştir.
tanzimat döneminde osmanlı taşrasında yaşamak, mevcut olanakların ufkuyla sınırlı bir dünyanın gittikçe değiştiğine tanıklık etmektir. diyarbakır, bu ağır toplumsal değişimin izlerini 19. yy'ın ikinci yarısından itibaren yansıtmaya başlar. tanzimat'ın modernleşme idealinin temel projesi olan eğitim seferberliği ile tanışır diyarbakır. batı normlarında eğitim veren okullar açılır. ve fakat geleneklerin belirlediği eski düzen, emiri'nin yetişmesinde önemli rol oynar. geleneksel aile ve geleneksel mahalle... içinde yaşadığı sülüküye mahallesinin geleneksel sıbyan mektebi'ne gider ve burada "hafıza" ve "taklit" e dayalı klasik şark eğitimi alır. geri kalan eğitimlerinin çok ayrıntısına girmeyeceğim belagat, farsça ve arapça öğrenir. 4,000 beyitlik nevadirü'l asar'ı ezberler, hat sanatını öğrenir kısaca. fakat dönemin yeniliklerine de kayıtsız kalmaz bu meraklı taşralı.telsiz-telgraf gibi o dönemin teknik konularında ders almak için telgrafhaneye 6 ay devam eder. sonrasında 1876 yılından itibaren tanıştığı said paşa ve abidin paşa'nın dikkatlerini çekip gözlerine girmesiyle memurluk kariyerine başlar. ali emiri'de keşfedilen bu yeteneğin niteliği önemlidir. dönem, eski ile yeninin birbiri içine geçtiği modern osmanlı edebiyatını kuranlar kadar geçmişin çizgisinde yürüyenlerin de ilgi çektiği bir dönemdir. ali emiri'nin başarısı yalnızca 93 beyitlik bir kaside kaleme alıp, diyarbakır vilayet gazetesi'nde yayınlatmak değildir, onun asıl başarısı hafıza ve taklit yeteneğinin şekillendirdiği şark insanı tipini 19. yüzyılda bütün yaratıcı yönleri ile temsil etmesidir. bir diğer yeteneği de "nazire" geleneğine olan hakimiyetidir. güçlü bir hafızaya ihtiyaç duyan bu edebi faaliyet, sağlam bir dilbilgisi de gerektirmekteydi. bu geleneğin başlıca eleştirisini yapan ve emiri ile sürekli polemiğe giren kişi fuad köprülü'dür. köprülü, nazireciliği modern zihniyetin ayakbağı ve şifa bulmaz bir hastalık olarak nitelemiştir ayrıca.
ali emiri efendi'yi değerlendiren bütün çağdaşları aralarında ona karşı olanlar bile, tek bir konuda birleşirler. mithat cemal kuntay'ın ifadesiyle, "o, geleneksel kültürü şaşırtıcı bir biçimde kaydeden bir hafıza, ve geçmişi, tekrar ederek, yaşanan zamana aktaran bir taklit ustasıdır"
hafıza eğitimi, başlangıçta basit bir ezber sorunu gibi görünse de aslında önemliyi önemsizden, sahteyi gerçekten ayırma gibi temel kriterleri inşa etmek noktasında yüzyıllardır işleyen bir metoddur. tanzimat döneminde ise çoğu muhafazakar üst düzey bürokrat tarafından hala rağbet görmektedir. işte bu bürokrasi içinde hiyerarşi kanallarını kullanarak yükselmenin çarpıcı örneğini ali emiri efendi meslek kariyerinde sergiler. osmanlı coğrafyası üzerine yayılan ve bitip tükenmek bilmeyen seyahatlerle geçen bir memuriyet hayatı olmuştur. bu hayat içerisinde ise tek tutkusu kitap toplamak olacaktır. bu kitap merakının çocuk yaşta başladığını kendi naklen kaydeder. ömrü boyunca, bugün olduğu kadar, devrinde de nadide eser olarak tanımlanan kitapları, bütçesini zorlayarak, hatta bazan ailesinin maddi desteği ile satın almış, onları biriktirmekle kalmayarak özellikle edebiyat alanında yazdığı eserlerinde kullanmıştır.
ali emiri'nin 1901'den vefat ettiği, 1924'e kadar hayatı istanbul'da geçer. 1907'de memurluktan emekli olduktan sonra, istanbul sahaflarının vazgeçilmez müşterisi, etrafındaki sohbet halkası giderek genişleyen bir "şark alimi" muhalifleri tarafından sürekli hicvedilen sıradışı bir kimliktir. 1914'te önemsiz bir sahafın tozlu raflarında keşfettiği divanu lugati't türk, bütün hayatının anlamlı bir özetidir aslında. kitap, ziya gökalp tarafından sistemleştirilen türkçülük ideolojisinin tam anlamıyla referans kaynağını oluşturan 11. yy'dan kalma el yazması bir kitaptır ve onun dikkati ve özeni sayesinde keşfedilmiş ve bilim dünyasına kazandırılmıştır.
1918'de "osmanlı tarih ve edebiyatı mecmuası" nı, ve 1922'de 5 sayılık, "tarih ve edebiyat"ı yayınlar. hayatının son dönemini 1916'da kurduğu millet kütüphanesi'ndeki çalışmalarıyla geçirir.
hırslı bir kitap toplayıcısı, sivri dilli bir taşralı ya da huysuz bir geçmiş zaman enkazı... hiç şüphe yok ki, dışarıdan bakılınca emiri için bu yargıları taşımak çok mümkündür. bu ilginç figürü daha ayrıntılı nasıl tanımlayacağız?
öncelikle o, 19. yy osmanlı taşrasının orta tabaka değerleri ile yetişmiş, modernleşmenin karşı kutbunda yer alan koyu bir muhafazakardır. kaybolan geleneksel dünyanın bilgisini edinmek için kitaplara ilgi duymuş, onları bir koleksiyoncunun fetiş objeleri olarak değil, kapsadıkları kültür evreninin genişliği oranında sahiplenmeye çalışmıştır. bu anlamda basmakalıp bir ifade ile onu, "kitap sever" olarak tanımlayamayız keza klasik anlamda bir kitap koleksiyoncusu da sayılmaz. ali emiri efendi'nin temel eylemi toplamaktan çok, okumak üzerine odaklanır. çeşitli nedenlerle sahip olamadığı kitapları bizzat kendisi kopya ederek, kütüphanesine kazandırmıştır 700'den fazla nadir kitabı bu suretle çoğaltan emiri'nin bu davranışı kitaba estetik değer biçen bir koleksiyoncunun geleneksel tavrı ile çelişmektedir. toplumsal ve kültürel kökene verdiği önem, hakiki ile sahtenin arasına çektiği ahlak çizgisi, modernleşme girdabındaki osmanlı toplumu adına konuşan bir muhafazakarın bugüne bıraktığı mirastır. siyasi ve kültürel çalkantı içindeki bir dönemde bir kurum kurmak... belki de ancak bunu yapabilenler kahraman olma sıfatını elde edebiliyorlar. ali emiri'nin kendisi bile çok özel bir kütüphanedir zaten. hafızasında yüz binin üzerinde türkçe beyit bulunmasıyla övünen, toplumunun önemli şahısları olarak kabul edilebilecek hemen herkese dair malumat sahibi canlı bir kütüphaneydi. kendi milletinin kültürüne ait bu çok kıymetli eserleri, onun adına bir kütüphanede toplamak isteyen devrin yöneticilerine, bunların milletin malı olduğunu söyleyerek kabul etmemiş ve adını "millet" koymuştur kütüphanesinin.
bir osmanlı aydını olarak hayatı boyunca, hayatını adadığı ve yaşamının tek anlamı olan topladığı kitaplarını milletine emanet etmiş, biz ailesinden hiç kimseye miras bırakmamıştır. miras bıraktığı tek şey, en son 1987'de ölen ninemin taşıdığı "emiri" soyadıdır. ırktan gelen üstünlüğe de, kan bağından gelen asalete de inanmam. onun ailesine bıraktığı tek miras kitap sevgisi ile yogrulmuş, sanat sevgisi ile incelmiş ve ahlak duygusu ile yücelmiş "kültür" dediğimiz tohumları içimize eken bir mirastır. somut olan tüm kültürel mirasını ise öncelikle biz türkiye'lilere, sonrasında ise tüm dünyaya bırakmıştır.ki o mirasın içinde padişah fermanları, beratlar ve hatlar da vardır.
kaynakça : "ali emiri efendi ve dünyası", kültür ve turizm bakanlığı, pera müzesi.(shiba, 07.01.2008 20:12 ~ 13.04.2008 13:12)
- herşeyden önce, divanu lügati't türk'ü bulduktan sonra, tükçülüğün kurucusu olan ziya gökalp'ten jön türk olduğu için hiç haz etmeyen ali emiri, gökalp 3 gün kapısında yatmasına rağmen kitabı kendisine göstermemiş, kesinlikle ve kesinlikle yaşadığı sürece incelemesine izin vermemiştir. işte böylesine huysuz bir adamdır aynı zamanda. kitabın bulunma hikayesi de ilginçtir. kitabın ne kadar değerli olduğunu ilk görüşte farkeden, bunu da heyecanından belli eden emiri, kitabı çok ucuza kapatacakken sahafın işkillenmesine ve fiyatı artırmasına sebebiyet vermiş. o an için üzerinde o kadar para bulunmadığından ve eve gitmesi gerektiğinden, sahafın kendisi gelene kadar kitabı bir başkasına satmasını önlemek için, sahafı dükkana kilitlemiş. işte böyle de tutkulu ve deli dumrulmuş kendisi. gene ninemin anlattığına göre, kitaplarını etrafına dizer ve onların ortasındaki bir yer yatağında uyurmuş, imkanı yok kimse ayıramazmış onu kitaplarından. keza hayatı boyunca hiç evlenmemiş, hiç de çocuğu olmamış, bu yüzden yeğenlerine (yani ninem ve kardeşlerine) düşknmüş. her bayramda mutlaka onları ziyarete gider, kendi ailesi olmadığından belki de bir aile kurmaya fırsat bulamadığından, onlarla uzun süre vakit geçirir, hat ve edebiyat sanatları konusunda onlara eğitim verir, gezdiği yerlerin hikayelerini anlatırmış. o kadar muhafazakar bir adammış ki, hayatı boyunca bir kere bile fotoğraf çektirmemiş. bu yüzden elimizde onun fiziksel özelliklerine dair yapılan tanımlamalar sonucu sadece ahmet yakuboğlu'nun çizdiği ilüstrasyon bir portre vardır.
(shiba, 07.01.2008 21:09 ~ 22:26)
- yahya kemal'in üzerine gazel yazdığı şahıstır aynı zamanda.
muhtac isen füyuzuna eslaf pendinin
diz çök önünde şimdi emiri efendinin
amid o şehr-i nur öğünsün ile'l-ebed
fazl ü faziletiyle bu necl-i bülendinin
iklim-i rum'u gezdi otuz yıl taraf taraf
bir maksadiyle tab'-ı nefa'is-pesendinin
yekpare nür olan bu kütüphane-i nefis
yekpare servetiydi bu alemde kendinin
ecdad-ı pakimiz gibi vakfetti millete
hayranı oldu halk eser-i bi-menendinin
ya fahr-ı kainat sen iyfa et ecrini
divan-ı kibriyada bu şark ercümendinin.(shiba, 07.01.2008 21:52 ~ 21:55)
|