1. evvela ali dibo'nun kim olduğuna ilişkin şöyle bir tanım var hürriyet gazetesinde:

    http://www.hurriyet.com.tr/...

    fakat ali dibo ismi, geçtiğimiz senelerde hatay'da ak parti'nin hatay'daki en etkin milletvekili sadullah ergin'in, ihaleleri parti yandaşlarına peşkeş çekip gelirin genel merkeze aktarıldığı yönündeki iddialardan sonra "yolsuzluk" ile birlikte anılmaya başlanmıştır..

    iddialar [bir hataylı olduğum için az çok biliyorum] tümüyle asılsız değil..
  2. eşe, dosta, yandaşlara iş ve ihale dağıtma anlamına gelen akp usülü icraatlardır. bu icraatların uygulandığı bazı il ve ilçeler;
    ağrı-patnos, osmaniye, istanbul, hatay, adana-yüreğir, nevşehir, amasya, ısparta, diyarbakır, çorum, karaman, trabzon, bingöl, kırklareli, silivri, yozgat, beypazarı, sinop...
    (bkz: sayılabilir sonsuz)
  3. bu, aslında kanunlara göre düzenlenmiş bir sömürü biçimidir. hukukta her zaman legallik ile hukuki kavramları arasında bir fark olduğu belirtilir. yapılan bir işlem kanunlara göre uygun olabilir ancak bu onun hukuki olduğu anlamına gelmez.

    türkiye'de yerel yönetimler her zaman istismara ve vurguna açık kamu kurumları olmuşlardır. a partisi, b partisi farketmez belediyelerin hepsi demesek de birçoğu böyle olayların doğrudan muhatabı ve ispatı olmuşlardır. mesela gürbüz çapan'ın icraatları vardır geçmişte ki, esenyurt gibi bir yerin gecekondu mahallesine dönüşmesinin ana sebebi diyebiliriz.

    ali dibo senden benden alınan vergilerin siyasiler tarafından hortumlanmasıdır. ancak özellikle akp'li belediyeler bu işte öndeler. zaten sayısal çoğunluk olarak belediyelerin birçoğu bu partiye mensup kişiler tarafından yönetiliyor, üstelik partinin genel başkanı da belediye başkanlığı görevini yapmış biri.

    konu uzamasın, hukuki ve kanuni terimlerini inceliyorduk. yerel yönetimdekiler sonsuza kadar bu görevde kalamayacaklarını bildikleri için " çeşmeden biraz da ben doldurayım " mantığı ile hareket ediyorlar. yalnız bunu yaparken kanunlara uymak herkesin görevi. ileride mazallah yüce divan başlarına bela olur, geleceklerini de teminat altına almak zorundalar. işte burada ali dibo kusursuz işleniyor.

    belediye için büyük bir toplu alım mı yapılacak? kanuna göre ihaleye çıkılmak zorunda. bu ihaleyi alacak kişiler önceden belirleniyorlar. sonrasında ihale şartnamesi dediğimiz belgeye öyle maddeler konuyor ki, bunun türkiye'yi geçtim dünyada önceden belirlenmiş firma dışında yapabilecek kimse yok. bu işe göre ilgisiz bir şekilde " ihaleyi alacak firmada en az 200 laptop bulunması "veya " bir inşaat şirketinde en az 3 sene deneyimli yüksek makina mühendisinin çalıştırılması olabilir. " durum böyle olunca ihale ortamında doğabilecek rekabet ve fiyat iskontoları havada buharlaşıyor. böylece ihale verilmiş mümtaz şahsiyet istediği rakamla ihaleyi alıp kasasını milyonlarca dolar ile doldurabiliyor. bunun bize büyük zararları var;

    işin etiğini bir kenara bıraktım, bu fazladan ödenen binlerce ytl demek, senin benim kötü yollarda, çukurlu yollarda ulaşımım demek, senin benim canımızın sıkıldığı bir anda stres atacağımız bir park bulamamamız demek, bu senin benim akbil için fazladan para ödemesi demek, bu ihtiyaç sahiplerine daha az yardım yapılması demek, bu senin benim daha fazla emlak vergisi ödemek demek... [daha uzar bu]

    güncel bir örneğini vereyim sami ofer ismini kamuoyu yakından tanır. eğer galata limanı'nın yani galata köprüsü'nden mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi'ne [ karaköy- kabataş arası sahil şeridi] kadar olan alan yaklaşık 100 milyon usd karşılığında özelleştirilmek istendi. üstelik ödeme seçeneklerine de dünyada eşi benzeri görülmemiş, bir 50 senelik taksit imkanı koyuldu. bunu türkiye'de yapabilecek birçok liman işletmecisi, armatör var iken bu özelleştirmeye " lüks yolcu gemisi işletmeciliği " gibi bir madde konuldu. denizcilik sektöründe olanlar iyi bilirler. titanik benzeri bu gemileri dünyada sadece 3 bilemedim 4 armatör işletmektedir ki bunlardan birisi de başbakan recep tayyip erdoğan ile maliye bakanı kemal unakıtan ile gizli odalarda görüşme yapan sami ofer'dir. ihaleyi danıştay haksız rekabet gerekçesi ile iptal etti ve kamuoyu rahatladı. yalnız şu bir gerçektir ki daha medyaya yansımayan göremediğimiz, kasaba belediyelerinden tutun da, büyükşehir belediyelerinden öib'e kadar birçok alanda bu tarz peşkeş amaçlı ihalelerin yapıldığını görüyoruz, biliyoruz.

    bunları genelde dile getirdiğimiz anda alacağımız cevap bellidir. " devletin malı deniz, yemeyen keriz" ," bizden önceki herkes de soyuyordu " bu cevaplar argüman olarak kullanılamaz. eski yerel yönetimlerin olsun, genel idarecilerin olsun ne yaptıkları, nasıl soygun yaptıkları belli. geçmişte kötü niyetle yapılmış olan işlemlerin, yolsuzluklar nedeniyle günümüzde yapılanlar meşru kılınmaz. akıllara zarar diğer argüman ise " bu zamana kadar yahudiler, ermeniler, masonlar çaldı, çırptı, şimdi sıra bize " ben bunu da anlamıyorum. madem bu görüşte veya inançtaki kişiler bunu yaptılar zamanında, ortalığı galeyana verseydiniz, eleştirseydiniz, yağmacılığın, vurgunculuğun, hırsızlığın önüne geçseydiniz... ancak ortada bir mücadele yok fakat kendini haklı çıkarma çabası var.

    son günlerde daha da komik bir eleştiri yöntemi dikkati çekiyor. "kemal kılıçdaroğlu kim? kamer genç çiçek sulasın, devlet bahçeli urgan ile oynasın " ülkedeki mevcut muhalefetin yetersiz olduğu iddia edilip, ak parti hükümetinin yaptığı illegal hukukdışı işlemler legalize edilmeye çalışıyor. muhalefetin bu konularda yetersiz ve yanlış argümanlar ileri sürdüğü doğrudur[ kemal kılıçdaroğlu iyi çalışıyor ama] ancak bu durum hükümet ve yandaşlarının iddia ettiği şekilde yani "muhalefetin kapasitesiz olması " [buna da katılmıyorum, chp ve mhp gruplarına bakın akp grubundan daha eğitimli ve deneyimli kişilerden oluşmaktadır ] yapılan yolsuzlukları, haksızlıkları, peşkeşciliği hiç bir zaman legal kılamayacaktır.

    ey islam'ı kullanarak oy ve rant toplayan ak parti hükümeti ve belediyeleri lafım size! sizler ki şu fani dünyada kul hakkı gibi bir günahın olduğunu bilmenize ve allah'a karşı yapılan tövbelerde bile bu günahın ancak karşı tarafın rızası alınmadan affedilemeyeceğini bilmiyor musunuz? milyonlarca insanın üzerinde hakkı bulunan her türlü malda, emtiada, arazide buna rağmen nasıl yolsuzluk yaparsınız! işinize gelince ülkede islam'ın rahatlıkla yaşanmadığını iddia edebilmekteyken nasıl olur da hırsızlıklara göz yumabilirsiniz! haram yemenin yasak olduğu bu dinde nasıl köktendinci siyasetinize rağmen haram yemeye çalışırsınız! bunları gördükçe okudukça, yaşadıkça birşeyi bilmenizi istiyorum sayın yöneticiler! ne bu fani dünyada ne de ahirette hakkımı kesinlikle sizlere helal etmiyorum.