önemli genç kuşak şairlerinden . şiirleri dergah dergisinde yayınlanıyor genelde.
arastanın son çırağı, naz bitti.. şiir kitaplarının adları.
bir şiirini de geçelim.
koç burcu
ı
adettir akşamları burdan geçer yengeniz
savrulur al eteği, baygın göz, ince bilek
mor günler sevdiririm kaşını kaldırana
yüzündeki yangınla eve gider sekerek
biraz saydıracaktım tutup bırakmadınız
şu saksağan yavrusu baksın neymiş ekelik
kızı önce ben gördüm, ilkin benle konuştu
gerisi lâfü güzaf, koça karşı tekelik
kaptanların kârıdır topu çatala takmak
hayatı çalımlamak incelik ister biraz
jagleri de sürmesem düşer ter kokusundan
dalına dokundukça sallanıp duran kiraz
ıı
yarı saha toz duman ilk onbirden sekizi
forvete üşüşüyor namusa toz kondukça
pörtlek gözlü kaleci ve iskeletor nuri
defansa çekiliyor bendeki dalgınlıkla
rakip kale önünde son fırsatlar da heba
selam bile vermedi yandan bakış savruk saç
sülüsünü almaya her gidende yaradır
kitaplara daldıkça derinleşen bir yırtmaç
ne etsem berabere bitmedi o yılgın maç
herkes bende kalanı küçük bir sıyrık sanır
sen aklıma düştükçe için nasıl izdiham
terkedilmiş bir evin ilk günü kadar ağır.
hem yaralı hem yakını bir yaralının
hem yaralı hem yakını bir yaralının
kırıldı kuş sesinden direkleri dünyanın, kaldım eşikte sübyan
kaldım cümle ovayla temmuzun köklerinde, yaşlanmış ağaçlara dert oldum.
kimi görsem dedim işte burdayım, iki ince boynumun arasında
kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan.
yürüdüm benle birlik ağır bir halk yürüdü
suya baktı ağırdı, güze düştü ağırdı, yola vurdu ağırdı.
bir sabah dünya boşken kalkıp sordum kendime: neyin var taşınacak?
şu kırık dal sesinden, şu tökezleyen ırmak gürültüsünden başka
neyin var sen gidince aklı sende kalacak!
şehirden erzurum kitaplardan krişna
üzerime uzattım gerneştikçe yorgun düşen evleri, hiç yaşlanmadı akşam
hiç yaşlanmadı bana bütün ana dillerden kar toplayan çocuklar.
kurutulup saklanmış bir hayatım yok diye beni boşladı kışlak
indim aşağılara, ilk seferde dürülmüş sancak gibi açık kaldı maceram.
hangi kavşakta dursam çatallı bir acıyım.
dağınık bir toy yeri, emanet bir elbise, bir ince kopuz sesi.
yok yerlere yön oldum; her hayrata okuttum bu şaşkın kitabeyi
ki çözülsün insanların insanlara dokunduğu sınırda neden ellerim çolak
ve neden baktığımda büyüyor ölü balık gözleri.
yurtsuz marek* beni çiz benden başka göçmen yok
boştu varlığın evi iki ince boynumla salındım ortalıkta.
bak nasıl da oturuyor üstüme sararmış otlakların uzaktan görünüşü
trampetler çalınca toz kalkan bir kasaba gibi duruyor yüzüm
soyuldu her bir yanım günlere yapışmaktan, hâlâ sütten kesilmedi bu yara.
*marek brzozowski. göç temasını işleyen polonyalı bir ressam.
(dergah, 174)
fevkelade hoş sohbet bi abi/amca,kitapları bir zamanlar şule yayınlarınca basılırdı,şimdiyse timaş yayınları basıyor...özellikle
sur kenti hikayeleri enfes bir kitaptır.
(bkz:
sur kenti hikayeleri)
iyi şair, iyi öykücü, onurlu kişi
kötü şair, iyi öykücü.
aynı zamanda tarih öğretmenidir. şimdilerde gerçek hayat dergisinde de çıkmakta yazıları.