birds filmiyle çocukların kuşlara bakışını etkilemiş yönetmen, dönemimizin bir çok yönetmeninin de filme bakışını etkilemiştir, en bariz örneği brian de palma'dır
filmlerinde her zaman değişik çekim teknikleri kullanan,teknolojinin sırt çevirdiği anlarda yaratıcılığın dibine vurarak istediği sahneleri kotaran büyük yönetmen.
m night shyamalan ın açık bir şekilde taklit ettiği yönetmendir de.öcü böcü göstermeden geren,çok az sayıda olan ve özenle seçilmiş diyalogları filmlerinde kullanan usta.filmlerinin yanısıra televizyon için çekilmiş dizileri de mükemmeldir.
ingiltere’de doğmuş, abd’de hayata veda etmiştir.1979'da amerikan sinema enstitüsü'nün yaşamsal başarı ödülü'nü almış, 1980 yılında da kraliçe ll. elizabeth kendisine "sir" unvanı vermiştir.
spellbound* hitchcock'un psikanalize dayalı muhteşem örneklerinden biridir. dr. constanze * ile hastası john ballantine * arasında sonradan gelişen aşk teması üzerine kurgulanmıştır. hasta ballantine şizofrendir, bir cinayete tanık olup bu cinayeti kendisinin işlediğini sanmaktadır. hasta rolündeki gregory peckterapi sırasında dr. constanze'a bir rüyasını anlatmaktadır. rüyanın canlandırıldığı sahne adeta bir salvador dali tablosudur. yönetmen hitchcock bu sahneye çok önem vermiş, bir türlü istediği gibi hazırlanamayan set tasarımı için dali den yardım istemiştir en sonunda. dali nin muhteşem rüya seti tasarımı filmdeki en önemli sahnelerden birisidir. hitchcock ve dali ürünü olarak spellbound inanılmaz yaratıcılıkta bir filmdir.
pek çok meşhur filmi olmasına rağmen, bende özellikle ''öldüren hatıralar'' filmiyle zirve yapmış yönetmendir, filmdeki rüya sahnesi aşmıştır, tekrar tekrar izlenilmeli feyz alınmalıdır
sessiz sinema, sesli sinema ve renkli sinema dönemlerinde çalışmış ender yönetmenlerdendir. bu kadar büyük bir yönetmen olmasında sesiz sinema döneminde filmlerin ara yazılarını yazmasına borçludur. sinemanın görsel bir sanat olduğunu ve ilk elde görüntüyle birşeyler anlatmanın ön planda olduğunu savunur. zaten sinematografisinde yaptığı hemen hemen bütün önemli işler görüntüyle alakalıdır. hatta ingiltereyi terk edip amerikaya yerleşmesinde önde gelen sebeplerinden biri de yine görüntüyle alakalıdır. kendi ifadesiyle ingiliz sinemasında ışık yandan verildiği için alan derinliği etkisi ortadan kaybolmaktadır. ama amerikan sinemasında her zaman oyuncunun arkasına bir ışık konularak oyuncunun dekordan ayrılması sağlanır. ve böylece alan derinliği arttırılır.
kendi filmlerini eğlencelik olarak tanımlayacak kadar alçak gönüllüdür. kendi ifadesiyle "other movies are a piece of life, my movies are just a piece of cake" (diğer filmler hayattan birer dilimdir, benim filmlerim ise bir kekten bir dilimdir.) diyerek bunu özetler. usta bir yönetmen olmasına rağmen tıpkı stanley kubrick gibi hiç oscar almamıştır.
uzun zamandan beri hangi filmde hangi karede göründüğünü araştırdığım ve sonunda divxplanetten bir arkadaşın bütün filmlerindeki kareleri tek tek alarak beni sevindirdiğini belirtmeliyim. işte filmler işte kareler ve işte hiçkorkmaz amca.
mühendis eğitimi alan bu üstat, sinemaya 1922 yılında, no: 13 adlı sessiz filmi çekerek başlamıştır. yalnız bu filmin kayıp olduğu ve bitmediği söylenmektedir. 1955 -62 arasında 20 civarı tv dizisi de yapmıştır. ayrıca en iyi film dalında oscar'ı getiren filmi 1940 yılı yapımı rebecca'dır.
hakkında söylenecek ve yazacak o kadar çok şey vardır ki bu satırlara sığdırmak imkansızdır. teorik olarak mümkün olsa da yapmamak gerekir. üstadın neredeyse benim giri sayım kadar filmi vardır o da ayrı bir konudur.*