1. büyütülmesi saçma olan farktır. habire fark kelimesini vurgulamak laik bir ülkede özellikle komiktir çünkü herkesin inancına saygı vardır
  2. akla kara arasındaki fark gibidir. zira yazılanlardan anlaşılmaktadır fark. birisi kaynaksız mesnetsiz çamur atar. ehli sünnet kaynakla konuşur. birisi kur'an-ı kerim'i aklına göre yorumlar ve yahudi dönmesi ibn-i sebe'nin peşinden gider, diğeri hazreti ali'yi efendimizin damadı ve baştacı olarak görür ve onun sözlerini baştacı eder ve diğer eshabı kiram efendilerimize dillerini uzatmazlar, uzatanların da kafalarını koparırlar. mesela yavuz sultan selim gibi, dil uzatanları karısını meydanda bırakıp kaçırtırlar. birisi tarihte hiç bir kafir devletle savaşmazken, birisi islam'ın vakarını korumak için avrupalının kalplerine korku salmıştır. birisi kişilerle uğraşıp onlara sövmeyi ibadet sanarken, diğeri onların bir tanesine bile toz kondurmamayı kendine görev bilir. birisi sabaha kadar konuşsa hava, diğerinin her kelimesi derya. kısacası burda bahsettiğim alevi ile sünni vatandaş arasındaki fark değil, ehli sünnet ile şia arasındaki farktır. aleviler ise ilim bakımından şia'nın yanından geçemezler. varın farkı siz düşünün. kişilerin tercihi değil ilim sözkonusu ise cehalet ile ilim, gece ile gündüz kadar fark vardır.
  3. zamanında politikacıların ve bilimum ayrımcı zihniyetin ötekileştirmede kullandığı farklar olabilir pekala.

    alevilerin yıllarca kimliklerini saklamalarına neden olan faşizan yaklaşımın dayandığı nüanslardır belki de, kim bilir.
    her şekilde keskin hatlarla bir çizginin çizilmesi mümkün değildir.
    minvali farklı olmakla birlikte anlayıştaki farklılığın merkezinde yine de kişinin kimliği değil kendisi vardır.
    ancak kaba taslak bir yorum yapılabilir ki -istisnalar ve özel koşullar tenzih edilerek- onun da geçerliliği bir yere kadardır.

    yıllar sonra gelen ek: çok kasmışım, ilk zamanlar leş gibi yazarmışım (hala öyleyimdir belki, bilmiyorum) ulan tayyi, ulan tayyi, derdin olduğunda böyle mi anlatırsın?
  4. ------------------önemli not----------------

    "şia ile sunni itikadı arasındaki fark" dense daha doğru olacak başlık. zira alevilik sadece, şia'nın türkiye'deki geleneksel unsurların da içinde olduğu bir adıdır. oysa aleviliğinde içinde olduğu itikadın asıl adı şia'dır ve "islamiyette hz. ali'ye yandaş olan kimseler" anlamına gelir.

    ------------------önemli not----------------

    iki islamiyet kolunun itikat konusunda farkları vardır ki bu sebeple islamiyet şia ve sunni olarak iki ana kola ayrılır. oysa sunniliğin içinde yer alan mezhepler (hanefilik, maturidilik, şafiilik vs) ile şia'nın içinde yer alan (caferilik, imamilik, karmatilik) mezhepler birbirlerinden (aynı dal içinde bulunduları diğer mezheplerden) sadece amelde farklıdır, itikatta değil. şia ile sunni itikadı arasındaki en büyük fark 12 imam konusunda göze çarpar.

    12 imam, şia inancına göre "masum"dur. bir diğer deyişle şia müntesipleri, 12 imamın günah, hata, kusur gibi cümle durumdan münezzeh olduklarına iman eder/inanır.

    bu anlamda 12 imam, şia ile sunni inanışı arasındaki itikat farklarından biri olarak, önemlidir. zira sunni inanışına göre hz. muhammed dahil hiçbir peygamber; hatadan, kusurdan tam anlamıyla (utterly) münezzeh olamaz. her insan, insan olmasının gereği nefse sahip olduğu için bu nefsin kusurları da vardır. tamamen kusursuzluk, sunnilere göre insan olmanın kendiliğine aykırıdır. dolayısıyla insan formunda herhangi bir kulun büyük ya da küçük, küçücük, tüm kusurlardan münezzeh olması, tam anlamıyla masum olması, pür ve pak olması imkansızdır.

    işte tam bu noktada 12 imam konusunda şia'da bulunmayan bir kavram karşımıza çıkar: "zelle". bu kavram sunni itikadında, peygamberlerin hata ile veya unutarak yaptıkları kusurları ifade eden bir terimdir (islam ansiklopedisi'nden). şu halde sunnilere göre peygamberler bilerek kusur işlemezler, zira onlar ismet sıfatına sahiptir. yine de yukarıda belirttiğimiz gibi, insan olmalarının gereği, unutabilir veya anlık yanılgıya düşebilirler. fakat şia'da değil peygamber, 12 imam için bile bu durum söz konusu değildir.

    öte yandan peygamberler diğer insanlara örnek olmak durumundadırlar, onların görevi budur. şu halde üstün ahlaka ve tavra sahip olmaları gerekir/rasyonel olan budur. şu halde "zelle, üst insan olduğu vazedilen peygamberlerle çelişik bir kavram değil mi?" diye bir soru gelebilir. işte bu noktada: bahsettiğimiz kusur yani zelle, bu anlamda sürekli tekrarlanan, büyük bir kusur değil de unutarak ya da istemeyerek yapılan küçük kusurlardır. ve tekrarlanmazlar, zira bunu yapan peygamber "lan dur ben bi hata işledim galiba, kendime çeki düzen vermeliyim, benim insanlara örnek olmam lazım lahoy" der. yani "insan" olma gereği ile "hatalı, günahkar olma" arasındadır bu kusur. ve tahmin edebileceğin gibi bu iki sıfatın skalası da epey geniştir. bir diğer deyişle ve kısaca: peygamber, mümkün en iyi insan olmalıdır. misal, mümkün en az yiyeceği yiyorum, ayda 1 zeytin. yine de insan olduğum için yemek yemiyorum diyemem, ayda bir de olsa 1 zeytin yiyorum fakat "mümkün en az yemeği yiyorum" diyebilirim.

    hatta biraz daha açalım da zelle'nin ne boyutta bir kusur olduğu daha iyi kavransın:

    zelle, arapçada "ayak sürçmesi", "ayak kayması" anlamına gelir. şu halde, yolda giderken ayağımız kayıp düşersek "düzgün yürüyemedik" (kusur) deriz, ama bu anlıktır ve dalgınlıktan yahut unutkanlıktandır. bu bizim çok büyük bir kusurumuz sayılmaz, fakat öte yandan yürüyüşümüz de mükemmel olmaz (masumiyet). nasıl ki iki ayağımız olduğundan, yürürken ayağımızın kayması her birimiz için anatomik olarak ve gizil güç halinde "mümkün ya da imkanlıysa", peygamberler de insan olduklarından kelli, küçük kusurlar işleyebilirler. ama (sunni itikadına göre) peygamberlikleri gereği, bir mevzuda kusur işledikten sonra bunu hemen anlar, bir daha tekrarlamazlar. çünkü hatalardan ders almak da insanı bir durumdur.

    son tahlilde, 12 imamın masum olması anlayışı, bir islam kolu olsa da şia'yı itikat konusunda sunni inanışından çok hıristiyan inanışına yakınlaştıran bir mevzudur. zira hıristiyanlık itikadında da tıpkı şia'nın 12 imamında olduğu gibi, hz. isa büyük/küçük, tekrarlanan/tekrarlanmayan tüm kusurlardan müzehhetir. yüzde yüz masumdur.
  5. aralarında bir fark olmamasına ragmen özellikle alevi ve sunni genclerin birbirlerine karsı duydukları aşk ortaya cıkarılan birine marstan digerine uranüsten muamelisi yapılarn fark aşmalıyız artık bunları asmalı muasır medeniyet olucaz ama kendimiz bile olamıyoruz ikisi de türk oglu türk yıllarca birlikte yasadık millet olarak (bkz: gecelim artık su işleri)
  6. sünninin yobazı yeşil komunisttir
    alevinin yobazı kızıl komunist.

    bundan başka olmayan farktır çünkü ikisi de türktür.