boynuzlanmak diye pek çirkin bir tabiride vardır.aldatılmak yeterince kötüdür birde boynuz falan diyerek dahada acıtıcı bir hale getirmenin ne alemi var yavhu.
bugün farkettim ki mühendislerin yaşamaya çok müsait olduğu hadise. bir proje için aylarca evden, eşinden uzak kalanın gönülden de uzak kalmasıyla karşılaşması pek muhtemel vaka...
bu olay en güzel kadın ve en yakışıklı erkeğin başına bile gelir,güzelliği bırakın en mükemmel insanın da başına gelebilir.kişi komplekse girmemeli suçu kendinde değil aldatanda aramalıdır.(bkz. aldatmak)
günümüzde erkeklerin sünnet olması gibi kesin bir durum olan aksiyon.yapmam,yapmadım diyen erkek varsa yapmayacağım diyen erkek yoktur.maalesef artık herkes bunun gereksinim olduğunu savunuyor.
sevdiğinizi ikiye ayırmayı isteyip başaramadığınızda ruhunuzun ikiye bölünmesine yol açacak hadisedir; bir yarınız ölesiye öldüresiye nefret ederken diğer yarınız sevip sarıp sarmalamak isteyecektir.
tüm maskelerinizi çıkarıp, büründüğünüz tüm örtüleri yırtıp atarak karşısına çırılçıplak çıktığınız kişinin aynı şeffaflığı gösterme cesaretinden yoksunluğu.. içine beraber girdiğiniz labirentte siz çoktan süresiz kaybolmayı göze almışken, onun peyniri alıp kaçması.
kalbinizi çalmıştır ilk gördüğünüzde, iri gözlerinde boğulup gitmiş o gözlerin içinde bazen kendinizi bulmuş bazen kaybetmişsinizdir.. tamamdır. budur. hayatımın kadını, bunca yıkıntıdan, acıdan, yalan duygudan sonra gerçeği bulmuşsunuzdur.. didişirsiniz bir süre.. tatlı tatlı çatarsınız birbirinize.. gözleriniz değer birbirine seni seviyorum dercesine.. ıslanırsınız yağmurlar altında saatlerce, onu düşünerek ve en güzeli de onun sizi düşündüğünü bilerek..bir zaman geçer elini tutarsınız duracak gibi olan kalbinizin pompaladığı kanlar çekilir tüm hücrelerinizden.. çiçekler alırsınız, yemekler yaparsınız yalnız evinizde. hiç bu kadar güzel olmamıştır o hüzünlü ev, o melankoli kokan duvarlarınıza bile renk gelmiştir.. mum ışığında yediğiniz yemek, açtığınız şarap.. zaten sarhoş olan gönlünüz inanamaz bunlara.. rüyadır.. güzel bir rüya..
bir an gelir sevdiceğinizin gözlerindeki uzaklığı hissetmeye başlarsınız, sesi de soğuktur artık.. ama söndüremez ki ateşinizi bu umursamaz ses.. kızamassınız.. neden kaçıyosun benden diyemessiniz.. sıkarsınız dişinizi ve beklersiniz.. taki umursamazlık kalbinizi parçalamaya ve şarap şişelerine neden sorusunu sabahlara kadar sormaya başlayana dek.. bitti dersiniz.. nedenini bilmeden.. ve o gün gelir biter, dolmuş gözlerinizin karışında bir açıklama yapmadan..
ama sevgidir bu, dayanamazsınız o herşeyin üstünde tuttuğunuz onurunuzu ayaklar altına alıp onla konuşmaya devam edersiniz.. ve yeniden başlar.. bu sefer uzun sürer.. evleneceksinizdir.. balık tutmaya gidip, fotoğraflar çekecek ve herkesden farklı bir evlilik yaşayacaksınızdır o küçük evde kurulan hayallerde.. umutlarınız vardır gene.. ta ki tekrar soğukluk girene ve onun eski sevgilisi ile hergün konuştuğunu öğrenene kadar.. acı olan aldatılmakmıdır yoksa onu kazanamamak mı diye sorarsınız kırmızı şarap şişesine saatlerce.. sizde de suç vardır elbettee. ama nokta koyulmuştur artık. bitmiştir en güzel hikaye geride toprağa gömülmüş bir kalp eşliğinde..
sevgilinin eski sevgilisi ile olan münasebetlerine geri dönüşü de olabilir.
illaki eski sevgili ile fiili bir iletişim kurmak zorunda değildir. içinden bir an bile geçirse yeterlidir.
insanın başına gelmeden anlayamayacağı bir şey. insanın içini derinden yakıyor ve bir zamanlar deliler gibi sevdiğiniz kişiden nefret etmek istemenize neden olan bir olay. asla affedilemez bence.
aldatılmak ve aldatılmayı öğrenmek var bir de.
o kadar kalleşçe yapılan bir olay ki aldatan kişi aldatıldığını öğreninceye kadar hala herşeyi normal zannediyor ve ilişki için çaba harcıyor. ve o zaman aldatan kişi bir de yalanlarıyla aldatıp kandırıyor aldatılanı.
(bkz: iki porsiyon aldatmak)
aptal yerine konmanın ve karşıdaki kişiye koşulsuz inanıp güvenmenin sonucu hayalkırıklığının ne kadar ağır olduğunun öğrenilmesi.
en kötüsü ise bir daha asla o kişiye istenilse bile güvenilemiyecek olunmasıdır.
kalmak da gitmek de çok zordur.
öznesinin kim olduğu pek bi şaibeli durumdur.sen mi aldatılmışsındır yoksa o mu kendini aldatmıştır açıklaması güçtür.
derin ve sonsuz bir acı kaplar içini,hırslanırsın, beynini bir güruh işgal etmiştir ve senin korunabileceğin uyduruk 5ytl lik bir şemsiyen yoktur.bedenini ve ruhunu sarar karanlık, daha da hırslanırsın küfürler yağdırırsın arda kalan boşluğa.zamana kalırsın yine. yenik düşmek yoktur artık, çünkü yenilmek çok küçük bir noktadır bundan sonra kuracağın cümlelerde.onu o çaresiz boşluğunda bırakırsın dolsun diye beklemek zorundadır artık.nerden bilebilir ki doldu sandığın boşluk aslında eksilmektir.
aptallık,yetersizlik,tatminsizlik değildir neden. sadece zaman sekmiştir yada ışığın kırılmasıdır belki de küresel ısınmadır .neden?diye sormak saçmadır verilen cevapların hepside bundandır.bu yüzden bu kadar saçmadır...
uyursun uyanırsın geçer...
gitmek istersin gidemezsin ama kalamazsın da... aldatıldıysan bir daha güvenemezsin güvenemediğin insanın yanında kalamazsın belkilerle yaşayamazsın ama işte seviyorsan gidemezsin de.... yine de gitmelisin!
son günlerin popüler şarkılarından olan emre aydın'ın ''kim dokunduysa sana ona git'' şarkısı, aldatıldığında hisssedilen duyguları en güzel şekilde ifade etmektedir.
yapma , dokunma
kim dokunduysa sana … ona git
nerde unuttuysan beni … orda kal
ezdirmem kendimi sana
“yaptım çünkü aşık oldum” deme , konuşma
ona öyle demezler buralarda
alem inansa sözüne ben inanmam
beş para eder mi varlığın ?
ki yokluğun beni acıtsın
alem eğilsin önünde , ben eğilmem
yapma , dokunma
kim dokunduysa sana … ona git
nerde unuttuysan beni … orda kal
ezdirmem kendimi sana
sen öğrettin bana ağlamayı
başıma yastık basıp hıçkırmayı
alem affetse seni ben affetmem
onlar gibi değilim ben
adam olmaı hala benden
adam kölen olsun senin , ben olmam
yapma , dokunma
kim dokunduysa sana … ona git
nerde unuttuysan beni … orda kal
ezdirmem kendimi sana