1913 cezayir doğumlu fransız asıllı yazar. ilk romanı mutlu ölüm,ancak ölümünden sonra yaımlandı. 1957 nobel edebiyat ödülü sahibi olup, 1960 yılında otomobil kazasında yaşamını yitirmiştir. veba adlı romanı pek bi okunasıdır.
düşüş,sisifos söyleni,yabancı,başkaldıran insan kitaplarının yazarı.
ayrıca tüm 2. dünya savaşı dönemi yazarları gibi karamsar bir haleti ruhiyeye sahip sahip olan yazar
düşünceler, düşünce sistemleri, absürd ve dil felsefesi üzerine çok çalışmıştır. "bir insan karşısındakine birşey söylerken önce aklında onu düşünür. sonra bunu dile dökebilmesi için kelimeleri kullanır ve bu düşüncenin yozlaşması demektir. sonra bu söz karşıdakine ulaştığında birşeyler daha kaybeder.sonra karşıdaki sözü kendi sözcükleriyle ifade etmeye çalışır ve düşünceye geçirir ve düşünce burada da kayba uğrar. sonra algılayan düşünceyi sentezler ve önerme haline getirir ve bir kayıp da burada yaşanır. bu yüzden iki insanın birbirini anlaması bir mucizedir" der.
halkın dilinden konuşabilen ve kendisine böyle denilmesinden pek fazla hoşlanmayan, fakat böyle olduğu su götürmez olan yüce zat. benimde kanaatime göre, kendisi bir halk çocuğudur ve yokluk, zorluk içinde büyümüştür.
(bkz: ruha dokunan düşünceler)
varlığı da umutsuzluğu da kabullenen dupduru akıl yürütmeleriyle sadece çağımıza değil, kendisinden sonraki tüm insalık tarihine hitap etmiş olan düşünür.
albert camus’un ölümü üzerine jean-paul sartre tarafından yazılmış metin:
"altı ay önce, dün bile, "ne yapacak?" diye soruluyordu. saygı duymak gereken karşıtlıklarla yaralanmış bir halde, geçici bir süre için sessizliği seçmişti. ama, ağır ağır geçen ve seçtiğine bağlı kalan ender insanlardan olduğu için, sessizliğin sonu beklenebilirdi. bir gün konuşacaktı. söyleyecekleri üzerinde tahminde bulunmak yürekliliğini bile bile göze alamayacaktık. ama, hepimiz gibi, yeryüzü ile birlikte değiştiğini düşünüyorduk: varlığının canlı kalmasına yetiyordu bu.
"dargındık; dargınlık -hiç görüşmeyecek bile olsak- bir şey değil; olsa olsa, içinde bulunduğumuz dar, küçük dünyada, birbirimizi gözden kaçırmadan ve birlikte yaşamak bir çeşit. bu, onu düşünmeme, okuduğu bir kitap sayfası ya da gazete üzerindeki bakışını duymama ve kendi kendime "ne diyor? şu anda ne diyor?" dememe engel değildi.
"olaylara ve içinde bulunduğum ruhsal duruma göre, bazen çok sıkıntılı, bazen çok acı olarak yargıladığım sessizliği; ısı ya da ışık gibi, her günün niteliği idi, insancıldı. kitaplarının -özellikle, belki en güzeli ve en az anlaşılanı olan düşüş'ün- tanıttığı düşüncelerinin, yanında ya da karşısında olunuyor, ama her zaman onlarla birlikte yaşanıyordu. kültürümüzün belirli bir serüveni idi bu: dönemleri ve sonucu bulunmaya çalışılan bir davranıştı.
"çağımızda ve tarih karşısında yaptıkları fransız edebiyatı'nda belki en ilginç olan uzun ahlakçılar zincirinin günümüzdeki mirasçısını temsil ediyordu. dar ve saf, duygulu ve sert insancıllığı, çağımızın biçimsiz ve toplu olayları ile, sonucu şüpheli bir savaşa girmişti. ama, bunun yanında da reddetmedeki inatçılığı ile, çağımızın ortasında, gerçeğin altınlarına ve makyavelcilere karşı, ahlakın varlığını savunuyordu.
"bir yıkılmaz deyimleme, savunma olduğu söylenebilirdi. ne değin az okunur, ne değin az düşünülürse düşünülsün, avucunda sıkı sıkıya sakladığı insancıl değerlerle karşı karşıya kalınıyordu: siyasal davranış sorununu ortaya koyuyordu örneğin. ya yanından kıvrılıp gitmek, ya da savaşa girişmek gerekiyordu: tek kelime ile, düşünce hayatını yapan gerilim için kaçınılmazdı. son yıllarda, sessizliğinin bile olumlu bir yönü vardı; uyumsuzun bu descartesçisi, ahlakın güvenli toprağını bırakıp, uygulamanın sonucu belirsiz yollarına sürüklenmeyi reddediyordu. fark ediyorduk bunu; sessizliği seçtiği sorunların ne olduğunu da seziyorduk: çünkü ahlak, yalnız başına ele alınırsa, hem devrim yapılmasını gerektirir, hem de suçlar onu.
"bekliyorduk; beklemek gerekti, bilmek gerekti: sonunda ne yapar, neye karar verirse versin camus kültür alanımızın belli başlı kuvvetlerinden biri olmakta, çağın ve fransa'nın tarihini kendince temsilde devam edecekti. ama konuşsa idi, belki gittiği yolu öğrenecek ve anlayacaktık. her şeyi yapmıştı -bütün bir eser- ve her zaman olduğu gibi, her şey ortada idi.
kendisi de söylüyordu: "eserimi bundan sonra yapacağım". bitti artık. bu ölümün, kendine özgü bir rezaleti var; insancıl olmayanın, insanlık düzenini ortadan kaldırması bu."insanlık düzeni, bir düzensizliktir henüz; haksızdır, geçicidir, ölünür orada, açlıktan öldürülünür; ne var ki, insanlarca kurulmuştur, onlarca ayakta tutulmakta ve savaşı yapılmaktadır. bu düzende camus 'nün yaşaması gerekti; ilerleyen bu adam, bizim sorunumuzu ortaya koyuyordu; kendisi de karşılığını arayan bir sorundu; bizler için, kendisi için, düzeni kuran ve reddeden insanlar için uzun bir hayatın ortasında yaşıyordu; sessizlikten çıkması, karar vermesi ve sonuca bağlaması önemli idi. yaşlanıp ölenler vardır; hep ertelenmiş olup, yaşantılarının anlamı, yaşantının anlamı değişmeden ölebilecekler vardır. ama bizim gibi kararsız, şaşkın olanlar için, en iyilerimizin karanlık geçidin sonuna gelmeleri gerekir. bir yapıtın nitelikleri ve tarihsel bir anın koşulları, çok ender olarak, bir yazarın yaşamasını bu kadar açıkça gerektirmiştir.
camus 'yü öldüren kazaya, rezalettir diyorum; çünkü bu kaza, insancıl dünyada, en derin gerekliliklerimizin uyumsuzluğunu ortaya çıkarıyor camus., yirmi yaşında iken, ansızın kapıldığı, yaşantısını altüst eden bir hastalıkla, uyumsuzu -insanın budalaca yokluğunu- buldu. alıştı buna, dayanılmaz koşulunu düşündü ve kendisini kurtardı. bu iyileşmiş hasta, beklenmeyen ve dışarıdan gelen bir ölümle çiğnendiğine göre, yalnız ilk yapıtlarının gerçeği söylediği zannedilebilir. buna göre uyumsuzluk, ne kimsenin ona, ne de onun kimseye sorduğu sorudur; sessizlik bile denemeyecek, hiçbir şey olmayan bir sessizliktir.
"böyle olduğunu zannetmiyorum. insancıl olmayan, kendini belli eder etmez insanın bir bölümü olur. durmuş her yaşantı, -bu değin genç bir adamınki bile olsa- hem kırılan bir plak, hem de bütün bir hayattır. bu ölümde, onu sevmiş olanlar için, dayanılmaz bir uyumsuzluk vardır. gene de bu parçalanmış yapıtı, bütün bir yapıt olarak görmeyi öğrenmek gerekir. camus 'nün insancıllığında, kendisini ansızın alıp götüren ölüme karşı insancıl bir davranış bulunduğu, onurlu mutluluk araştırmasının, ölmenin insanlık dışı gerekliliğini içine aldığı ve zorunlulaştırdığı ölçüde, bu eserde ve bu eserden ayrılamayacak olan yaşantıda, gelecekteki ölümüne karşı varlığının her anını kuşatmak isteyen bir insanın saf ve başarılı girişimini bulacağız."
en ünlü eserleinden biri olan yabancıyı okuyan çoğu kimse, olaylar karşısında bu denli hissiyatsız kalabilen ana karaktere şaşacağı yerde, aynı hissiyatsızlığa kendini kaptırıp, duygusallıktan uzaklaşmaktadır. okuyup bitirdiğiniz halde bir müddet daha sizi etkisinde tutabilecek yetide bir eser olduğundan kelli, en sıkıntılı dönemlerinizin birinde bu kitabı okuduğunuz takdirde; " şu başıma gelenlere bak a.k! yeter ulan kahpe feleğin nazını çektiğim, bıktım gayrı! kıyayım canıma da kurtulayım en iyisi!" demeyi bırakıp " ne yaşamaya ne ölmeye değer bu hayat... bana dokunmadan yanımdan geçip gitsin, ben de köşemde oturup boş gözlerle tavana bakayım bu süre zarfında*" demenizi sağlayacaktır.
okuyucu üzerinde bu denli keyifli etkiler bırakan bir esere imza atabildiği için albert camus, gönüllere taht kurmuş bir kimsedir.
her şeyden önce sorulması ve cevaplanması gereken temel felsefi sorunun "intihar etmeli miyiz?" olduğunu söylemiştir. bu önceliği de verilecek cevabın getireceklerinden dolayı yapar. eğer cevabımız evetse diğer soruların bir önemi yoktur çünkü. o halde önce yaşamaya devam edip etmeyeceğimize karar vermeli, ondan sonra diğer sorulara geçmeliyiz.
kendisi hakkında içime sinen bir giri yazamayacağımı ama ne olursa olsun bir şeyler yazmadan da duramayacağımı kabullendiğim insan.
lafı evirip çeviren, kıl kadar kavram farkları üzerine ciltler deviren felsefecilerin aksine, akıl sahibi insanın en temel sorununu çok net bir şekilde tespit etmiş buna karşı takınılabilecek en tutarlı tavrı önermiştir: boyun eğmemek ve baş kaldırmak. sisifos'nun gözünden dünyaya bir kez baktığınızda, mersault'nun "benim için bir."* lafını kendi hayatınızda da içten bir şekilde kullandığınızda ve uyumsuz coşkuyu hissettiğinizde sanki her felsefî sorunu çözebilecek bir anahtarı elde etmiş gibi olursunuz. en önemli felsefî sorunu cevapladıktan sonra gerisi de gelecektir nasıl olsa.
"yaşama umutsuzluğu yoksa yaşama aşkı da yoktur" umutsuzluğu anlatırken umut edebilmeyi öğrenten, kişiye çıkış yollarını farkettirmeden gösteren, yaşamı ve insanı sorgulamada; kişiyi bunaltmadan, sıkmadan anlatmak istediğini anlatabilen ve romanlarını bitirdiğinizde aklınızda çok fazla detayı bırakabilen dehadır.
ruh sağlığımı borçlu olduğum yazar. nobel ödülünü aldıktan 3 yıl sonra ölmesi iç burkar. kim bilir daha kaç yabancı çıkardı onun kaleminden? kim bilir daha kaç canı kurtarırdı ölmekten. o kadar çok insan tanıyorum ki "albert camus okumuş olmasaydım intihar ederdim" diyen.
tanıdığım en mükemmel insanlardan biri o. "bugün 24 saatlik ömrünün 23. saatine girmiş bir kelebek gibi hissediyorum kendimi" tarzında yazmayan, kesinlikle ayak yapmayan, dolaylı anlatımdan kaçan, ve bunlara rağmen hayatlar değiştirebilecek cümleler kuran aşmış insan. mutluluk kavramını en mantıklı şekilde açıklayan, ve aslında çok boktan bir arayış olduğunu söyleyen, bu konuda çok çok çok haklı olan müthiş fransız. iyi ki yaşadı. o olmasaydı kaç kere intihar etmiştim kim bilir...
cezayirde fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.18 yaşına kadar hiç kitap okumamasına rağmen henüz o çağlarda hikayeler yazmaya başladı.son yüzyılın en büyük yazarlarından biridir.jean paul sartre ile birlikte varoluşçuluk felsefesini savunmuştur.eserlerinde muhteşem gözlemleriyle yazdığı olayları mükemmel tasvirlerle betimleyerek karamsar bir psikolojik resim koyar okuyanın karşısında.veba belki de tüm dünya tarihinin en iyi romanlarından biridir.cezayir in oran şehrinde 194. lı yıllarda yaşanan bir veba salgınını anlaltır.camus un kullandığı akıcı ülslub ve tasvirlerle inanılmaz bir şekilde ihtiyaç duyulmasına rağmen böyle bir olayda kahraman yaratmamıştır ki yazı ile uğraşanlar çok iyi bilirler karakter yazan ı esir alır ve kitap ruhun ince noktalarından fikir alır. fakat camus * binlerce insanın hayatını kurtaran kahramanlara bunlar üzerimize vergi işlerdi cümlesini kurdurarak ne kendini beğenme ne de hor görme sıfatlarından uzak tutmuştur.felsefenin tek çıkışının intahar olduğunu savunan camus nitekim yağmurlu bir gün sarhoş bir şekilde arabasına biner direksiyonu kırarak ölümüne sebebiyet verir.bu hala tartışma konusu olmakla beraber camus un eserlerine dikkat edildiğinde aslında intihar ın onun için kaçınılmaz son olduğu görülür