aslında kategori olarak
chill out diyemeyiz bu hanımın yaptığı müziğe. ama yine de bende öyle bir etkisi vardır.
tipik şarkı mantığını farklı yorumlamış olması güzel, yani normalde bu şekilde gitar çalıp söyleyenlerin belli bir sistemi vardır, şarkının bir matematiği vardır, gitarlarla sözler birlikte gider, bazen biri öne çıkar, bazen öteki, ama genelde eşgüdümlü bir gidiş vardır. şimdi bu hatun tamamen buna aykırı bişey yapmıyor, çünki insan yine de bir matematik, bir tekrar arar şarkıda, ama araya bu şekilde bağımsız, kafiyesiz sözler eklemesi, şarkının bazı kısımlarının bu şekilde düzenlenmesi özgünlük katıyor. ülkemizde de bunu yapan müzisyenler var. (bkz:
bülent ortaçgil), (bkz:
mazhar alanson), (bkz:
teoman) (o da zaten şarkı ve söz yazma anlamında ilk iki adamı örnek aldığını, onlar gibi bişeyler yapmak istediğini söylemişti biyerde). sözü, müziği belli şablonlara (kafiye vs) uydurmaya çalışmak ya da birlikte gitmesini sağlamak iyidir, ama bunu yaparken anlatılan hikayenin orijinalliğinden feragat etmek gerekebilir. bir de şarkı içindeki bu tür düzenleri farklı şekilde yorumlamak da mümkün, yani illa birlikte gitmesi zorunlu değil gitarla sözün, birbirlerini farklı, alışılmışın dışında şekillerde destekleyebilirler, işte
alanis morisette'de bunu da görmek mümkün..
çocuk şarkılarındaki "larallaralara.." şeklinde giden bölümleri normal şarkılara koymak da riskli bir iştir, komik olabilir. o yüzden çoğu müzisyen riske girmemek için "yeah, oh, woah..vb" ünlemler kullanır. bu kadın bu la la la olayını da güzel yapıyo.
yani hem dinlendirici, kafa yormadan, kısık sesle dinlenebilecek, fon müziği olarak kullanılabilecek bir müzik yapıyor bu kadın, hem de alışılmış şarkı yazma kalıbına sadık kalmadan güzel şarklar yazabiliyor.
unplugged albümünde
princess familiar diye bir şarkı var, güzel bir şarkı, sözler yanlış olabilir ama anladığım kadarıyla şöyleydi, şarkının ortasında bi yerde "you finish my sentences / i think i love you / what is your name again" diyodu. yani belki bu sözler normalde çok bişey ifade etmeyebilir insana, normal bir insanın normal bir dışa vurumu sonuçta, ama bunu nisbeten hızlı giden bi şarkının ortalarında, birden enstrümanları yavaşlatıp söylediğin zaman -işte müzik bu!- yani istenen etkiyi tam olarak verebiliyor, sonra tekrar hızlanıyor şarkı falan.. aynı şekilde bir etki yine
unplugged albümünde,
ironic adlı şarkıda mevcut. "trafic.. jam.. and you're already late. no smoking sign on your cigarette break.."
bi de şu var,
kanadalı olması bence bir avantaj, amerikanların yavşak ingilizce aksanı sıkmıştı (bkz:
elaine benes), çok abartılı geliyodu, en azından daha yumuşak bir aksan olması, kulağı daha az tırmaması, daha az iddialı olması açısından iyi bişey bu. şu da var
avril lavigne de
kanadalı ama onun aksan da itici bence, hem "punkım, sertim, eh rock da var biraz" triplerinde, hem de "s"leri "ssşşhh" gibi s ve ş arasında garip bir şekilde seslendiriyo liseli kız gibi.
edit: avril lavigne'in yaptığı bu farklı "s" telafuzunu ara sıra morisette de yapıyor. belki de kanadalılara özgü bişeydir.. belki de avril alanis'den özenmiştir.