şarkı sözlerinden albüm ismi yapan,deli dolu,büyük ağızlı,güzel sesli insan,kanadalı sanatçı."transparent dangling carrots" ve "supposed former inflatuation junkie" gibi sözler eder,kimse ne anlama geldiğini bilmez. mtv unplugged ı nirvana dan sonra en beğendiğim unplugged dır.
yeni albümü so called heroes 17 mayısta çıkıyor . albümün ilk single'ı ise everything adını taşıyor . ama galiba alanis , eski müzik ruhunu taşımıyor .
şarkı söylemeye başladığı günden beri ayrılmaz parçası olan upuzun güzel saçlarını kestirmiş olduğunu son klibinde üzülerek gördüğüm, "head over feet" şarkısına bayıldığım kadın.
1995 te çıkan jagged little pill adlı mükemmel albümün sahibi,sıkılmadan defalarca dinlenebilecek parçalar üreten, konserlerinde daima adidas t-shirt giyen kanadalı dişi müzisyen.
ilk albümü 30 milyon satınca en çok albüm satış rakamına ulaşmış hatun şarkıcı ünvanını alan kanadalı müzisyen.
albümleri:
jagged little pill * 1995
supposed former infatuation junkie * 1998
mtv unplugged * 1999
under rug swept * 2002
so called heroes * 2004
upuzun peruğunu hand in my pocketisimli parçasının klibinde kestiren ancak kesici eleman daha kareye girmezden evvel ablanın kısa saçlarının peruğunun altından gözükmekte olduğu dikkatli gözlerden kaçmayacaktır.
ayrıca joan osbourne'den ilk defa dinlediğim 'what if god was one of us' isimli parçayı da seslendirmiş kadanalı ablamızdır. kendisi feministmiş. ve erkeklerden yediği darbeleri parçalarına bir şekilde yansıtarak kendisince sosyal bir eğitmen rolü de üstlenmiş olabilir. dinlenesidir.
aslında kategori olarak chill out diyemeyiz bu hanımın yaptığı müziğe. ama yine de bende öyle bir etkisi vardır.
tipik şarkı mantığını farklı yorumlamış olması güzel, yani normalde bu şekilde gitar çalıp söyleyenlerin belli bir sistemi vardır, şarkının bir matematiği vardır, gitarlarla sözler birlikte gider, bazen biri öne çıkar, bazen öteki, ama genelde eşgüdümlü bir gidiş vardır. şimdi bu hatun tamamen buna aykırı bişey yapmıyor, çünki insan yine de bir matematik, bir tekrar arar şarkıda, ama araya bu şekilde bağımsız, kafiyesiz sözler eklemesi, şarkının bazı kısımlarının bu şekilde düzenlenmesi özgünlük katıyor. ülkemizde de bunu yapan müzisyenler var. (bkz: bülent ortaçgil), (bkz: mazhar alanson), (bkz: teoman) (o da zaten şarkı ve söz yazma anlamında ilk iki adamı örnek aldığını, onlar gibi bişeyler yapmak istediğini söylemişti biyerde). sözü, müziği belli şablonlara (kafiye vs) uydurmaya çalışmak ya da birlikte gitmesini sağlamak iyidir, ama bunu yaparken anlatılan hikayenin orijinalliğinden feragat etmek gerekebilir. bir de şarkı içindeki bu tür düzenleri farklı şekilde yorumlamak da mümkün, yani illa birlikte gitmesi zorunlu değil gitarla sözün, birbirlerini farklı, alışılmışın dışında şekillerde destekleyebilirler, işte alanis morisette'de bunu da görmek mümkün..
çocuk şarkılarındaki "larallaralara.." şeklinde giden bölümleri normal şarkılara koymak da riskli bir iştir, komik olabilir. o yüzden çoğu müzisyen riske girmemek için "yeah, oh, woah..vb" ünlemler kullanır. bu kadın bu la la la olayını da güzel yapıyo.
yani hem dinlendirici, kafa yormadan, kısık sesle dinlenebilecek, fon müziği olarak kullanılabilecek bir müzik yapıyor bu kadın, hem de alışılmış şarkı yazma kalıbına sadık kalmadan güzel şarklar yazabiliyor.
unplugged albümünde princess familiar diye bir şarkı var, güzel bir şarkı, sözler yanlış olabilir ama anladığım kadarıyla şöyleydi, şarkının ortasında bi yerde "you finish my sentences / i think i love you / what is your name again" diyodu. yani belki bu sözler normalde çok bişey ifade etmeyebilir insana, normal bir insanın normal bir dışa vurumu sonuçta, ama bunu nisbeten hızlı giden bi şarkının ortalarında, birden enstrümanları yavaşlatıp söylediğin zaman -işte müzik bu!- yani istenen etkiyi tam olarak verebiliyor, sonra tekrar hızlanıyor şarkı falan.. aynı şekilde bir etki yine unplugged albümünde, ironic adlı şarkıda mevcut. "trafic.. jam.. and you're already late. no smoking sign on your cigarette break.."
bi de şu var, kanadalı olması bence bir avantaj, amerikanların yavşak ingilizce aksanı sıkmıştı (bkz: elaine benes), çok abartılı geliyodu, en azından daha yumuşak bir aksan olması, kulağı daha az tırmaması, daha az iddialı olması açısından iyi bişey bu. şu da var avril lavigne de kanadalı ama onun aksan da itici bence, hem "punkım, sertim, eh rock da var biraz" triplerinde, hem de "s"leri "ssşşhh" gibi s ve ş arasında garip bir şekilde seslendiriyo liseli kız gibi.
edit: avril lavigne'in yaptığı bu farklı "s" telafuzunu ara sıra morisette de yapıyor. belki de kanadalılara özgü bişeydir.. belki de avril alanis'den özenmiştir.
bu aralar ekranlarda dönen crazy parçasıyla yavaş yavaş sarsılmaya başlayan belleğimdeki yerini geri kazanan cidden güzel rock yapan hatun kişilerden biri.
how 'bout me not blaming you for everything
how 'bout me enjoying the moment for once
how 'bout how good it feels to finally forgive you
how 'bout grieving it all one at a time
90 larda çıkış yapan en iyi bayan vokallerden biri. 2000 yılinda park orman da konser vermiş , uğruna yağmur altında sırılsıklam olunmuş ,her yılın yarısını hindistanda geçiren ,gitar , yan flüt ve harmonicaçalan şarkıcı