türkiye reklam konseyinin, ekonomik krizi aşma, piyasayı canlandırma amacıyla başlattığı kampanyanın sloganı.
açıkçası ekonomi konusundaki bilgim herkesten fazla değil. ayrıca ağır bir komünist veya sosyalist de değilim. ama ne yalan söyleyeyim, kapitalizm'in can çekiştiğini gösteren bu reklamları gördükçe içim bir hoş oluyor, midemde kelebekler çırpınıyor. daha önce sanayi odasının başlattığı kampanyada da böyle olmuştu.
şimdi diyeceksiniz ki bir sürü insanın işsiz kaldığı, iş yerini kapattığı kriz seni nasıl mutlu eder. beni mutlu eden kriz değil, kapital sistemin kıvranışıdır. insanlar deli gibi para harcamadıkça asla varolamayacak bir sistemin senelerdir üçüncü dünya ülkelerinin sömürülmesi sonucu ayakta kalabilmesi beni hep şaşırtmıştı. şimdi bu krizle sistemin sakatlıkları ortaya çıktıca ben mutlu oluyorum. ha, yerine ne konulabilir, en ufak bir fikrim yok. ben küçük mutlulukların insanıyım sadece.
zaten herkes parayı saklıyor da harcamıyor. memura %2 zam bozdur bozdur harca en düşük memur maaşına yansıması 25 milyona tekabül ediyormuş. evet o 25 milyona alacağım güzel bir budaklı meşe odunu ile yapacaklarım pek de genel izleyici kitlesine uymaz o yüzden sizin fantazi gücünüze bırakıyorum bu durumu.
bizden maaş alın, zırnığını kendinize harcamadan bize verin.
cebinizde 10 kuruş mu var sakız alın yine de bize verin.
sağlığa mı ihtiyacınız var, devlet hastanerini bırakın bize gelin.
okul mu okuyacaksınız bırakın devlet okulunu, vakfa gelin.
su için bile bize para verin.
ekmeğe, aşa para verin.
bize verin, alın verin, gene bize verin.
illa ki bize verin, cebinizde para kalmasın.
hepsini bize verin.
vahşi kapitalizm denilen şeyi bu kadar güzel anlatan reklam olamaz. bundan sonra bana neden kapitalizme karşısın diye soranlara "şak" diye yerleştireceğim bu reklamı.
kapitalizmin bize dayattığı "tüketim toplumu" olma durumunun krizde bile devam etmesini talep eden önerme...zaten herkeste para gani kriz sırf bu insanlar "eldeki parayı" çıkarmıyor diye sona ermiyor.hoş elde de para filan yok da.işte yerse...
asıl garip olan böyle gerizekalıca yapılan bir kampanyaya kendilerine "ekonomist" diyen insanların destek vermesi. sen böyle bir şeyin olamayacağını, milletin zevkinden harcamadığını herkesten çok daha iyi biliyorsun. peki neden bu saçmalığın içindesin diye soracak olsam da aslında cevabın yine "ekonomi" olduğunu biliyorum. ekonomi size ekonomi zaten.
ramazan ayı dolayısıyla canlanan çarşı pazarın, bayram sonrası (bu dönemde yapılan yoğun yarcamalar yüzünden) dar gelirli kesimin harcamalarını eskisinden daha fazla kısması sonucu hareketini tamamen yitireceğinden korkan, bu korku yüzünden "eliniz alışsın" babında üretilen slogandır.
eve giderken çiçek, karnı acıkınca simit "bile" almaktan korktuğunu farkettiler insanların.
ancak akın öngör'ün (yönetici eğitim adasına çevireceği ikametinden teknesiyle çıkıp şarap yaptığı bağlarından geçerek geldiği sette) simitçi olup "simit alın" demesi ne kadar ikna edici.
bir şarap şişesi etiketinin dizaynı için harcanan para kaç simit ediyor?
kriz dönemlerinde simit ve çiçek satışları dururken kozmetik satışları neden durmuyor?
bunları hep merak ediyoruz.
alıp(bordro) verdiğimiz(fatura+kira+zorunlu harcama) belli.
daha fazlası gelmiyor elimizden.
bağışlayın.
ceo ların gördüklerini kötü rüyalardan etkilenip çektirdikleri reklama konu olan slogan. koskoca cart yöneticisi, curt ceo su çıkmış fındık fıstık satıyor beşlik simit gibi sırıtarak. demek ki neymiş, onlar o hale düşmesin diye vatandaş alsın versin ekonomiye can versin. siee canlar.
insanların alışveriş eksiğinden değil de zenginlerin daha çok zengin olmasından dolayı çıkmış bir krizin faturasının halka kesilmeye çalışılmasını salakça gösteren bir reklamdır.
lan maaşıma zam yaparken %3-4 elektriğe doğalgaza petrole zam yaparken %10'ar 20'şer yapıyorsun.alım gücünü azaltabildiğin kadar azaltıyorsun , inasnlar 225 milyonla aç kalmaz yaşayabilir diyorsun, daha sonra çıkmış çiçek alın, çinden ithal oyuncak alın gibi o gelir sınıfına lüks olan şeyler alın diyosun.
e be gerzek senin bir demet gül fiyatından haberin var mı? 20 tl o adamın maaşının 20'de biri neredeyse. onun alacağı gül ile mi canlanacak. sen şerefsizce insanları sömürmeyi kessen, neler düzelecek. şu iş adamların açgözlülüklerinden vazgeçse ya da . en basitinden asgari ücreti yaşanabilir düzeye çek o zaman ekonomi canlansın. adam para kazanıp karnını doyurursa kalanını harcar zaten, karnını doyuramazken gül alamaz e be angut.
attığımız başlık günümüz dünyasının toplumsal ve bireysel hayatını tanımlamada kullanılacak önemli ayraçlardan birisidir. yoksulluk kavramı genel olarak, aç olmayı veyahut bir takım mal ve hizmetlere erişememeyi tanımlar. bu tanımdan ötürü karnını doyurabilen, barınacak bir evi olan, kısmen de olsa eğitim ve sağlık hizmetlerine erişebilen günümüz bireyi, kendisini çok da fazla yoksul görmemektedir. ancak nüfusun %80’nin yapılan istatistik ve araştırmalara göre yoksulluk sınırının altında olduğu bir ülkede yaşadığımız sonucunu hiçbir gerçek değiştiremez.
21.yy’ın en büyük getirisi otomasyon ve bilgisayar teknolojisinin gelişimidir. gelişen bu teknolojiler sayesinde üretimdeki maliyetler düşmüş ve bir malı üretmek için gereken sermaye gereksinimi azalmıştır. bunlara paralel olarak artan üretici sayısı piyasadaki mal ve hizmetlerin bedelini düşürmüştür. ucuzlayan mal ve hizmetler toplumda geçicide olsa bir refah sağlamıştır. örneğin; bir memurun 90’lara kadar buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon sahibi olabilmesi için birkaç yıllık birikimini harcaması gerekirken, bugün iki üç aylık maaşıyla hepsini alabilmektedir. ayrıca gene 90’larda insanların giysi dolapları tıka basa dolu değildi. o yıllarda beş tane gömlek sahibi olabilmek bir hayli para gerektirse de aynı sayıda gömlek bugün bir asgari ücretin onda biri ile satın alınabilir.
tabii yoğun insan emeği gerektiren üretim alanlarında bu ucuzlama söz konusu bile değildir. örneğin; tarımsal üretim de tam tersi bir durum söz konusudur. ato ’nun açıkladığı istatistiklere göre 1980 yılında maaşının tümüyle 250gr’lık 5658 ekmek alan bir memur bugün 2943 ekmek alabilmektedir. bu ve benzeri daha birçok istatistik var, lâkin asıl konumuza dönmek durumundayız.
1990’lardan günümüze sosyal hayat çok önemli değişimlere uğramıştır. günümüzde insanlar gelişen teknoloji ve onun nimetleri ile daha fazla haşır neşirdir. bilgisayar, cep telefonu gibi araçlar hayatlarımızın önemli bir bölümü haline gelmiştir. fakat bu gelişim insanları reel hayattan neredeyse koparmıştır. bu durumu şöyle izah edebiliriz: artık günümüz insanı internet ve televizyon sayesinde daha çok evlerine hapsolmaktadır. gelirlerinin büyük bölümü ulaşım, beslenme ve konuta giden insanlar, sosyal hayattan zorunlu olarak el etek çekmişlerdir. bu yoksullaşma kendisini çok fazla hissettirmemiştir. çünkü insanlar sosyal ihtiyaçlarını daha ucuz araçlarla gideriyorlar. artık kitabı internetten indirip okuyor, albüm almak yerine müziği internetten sağlıyor, sinemaya ya da tiyatroya gitmek yerine bu ihtiyaçlarını da internet ile giderebiliyorlar .
insanlar sosyal ihtiyaçlarından kıstıkları parayı, artan konut, ulaşım ve beslenme giderlerine aktarıyorlar. yoksulluklarını çok fazla hissedemeyen günümüz insanı, dolayısıyla kendini yoksul saymıyor. en nihayetinde başını soktuğu bir evi, ikinci el de olsa bir arabası, televizyonu, buzdolabı, çamaşır makinesi, cep telefonu, bilgisayarı olan meta sabi haline gelmişlerdir. aslında onlar geldiklerini sanıyorlar. sanıyorlar diyoruz çünkü insanlar kaybedecekleri bir şeyleri varmış gibi davranıyor ve yaşıyorlar.
işte yoksunluk tanımı tam da bu noktada kilit bir işlev görmektedir. karnını ekmek, makarna ve kuru bakliyatla doyuran bir insan kesinlikle aç değildir. evet belki aç değildir ama dengeli de beslenmemektedir. dengeli ve yeterli beslenmemek çocukluktan başlayarak bir sürü fiziksel ve ruhsal hastalığa sebep olmaktadır.
sosyal hayattan yoksunluksa insanları daha fazla asosyal yapmaktadır. iletişim çağında iletişim kuramayan ve etkileşime geçemeyen bireyler çoğunluğu oluşturmaktadır. böylesi bireylerin varlığıysa sistemi beslemekte bu çarpık düzenin değiştirilmesini güçleştirmektedir. yoksunluk kavramı hayatımıza bizlere hissettirmeden etki etmektedir. hepimiz yoksunuz. kimimiz insani beslenmeden kimimiz insanca sağlık hizmetinden kimimiz sevgiden yoksunuz. 68 fransa’sında duvarlara yazılan bir slogan vardı: “açlıktan ölmenin kesinliğinin yerini can sıkıntısından ölme ihtimalinin alacağı bir dünya istemiyoruz.” o dönemin fransız öğrenci hareketi kırk yıl sonrasını ne kadar iyi tespit etmişlerdi.
yoksunluk, yoksulluktan çok daha fazla ve can yakıcı halde yaşanıyor, üstelik fakir zengin ayrımı yapmadan hepimizi sıkıştırıyor. yazılan yazıdan, yoksulluğun olmadığı veya az yaşandığı anlamı çıkarılmasın, aksine yoksunluk kavramını yoksulluğun ne kadar yoğun olduğunu anlatmak için kullanılıyoruz. günümüzde, birtakım şeylere sahip ve kendisini zengin sanan yoksullara haykırmak istiyoruz. hepimiz yoksunuz.
insanlara içine düştüğümüz yoksunluğu anlatmamız şart. karın doyurmanın beslenmek olmadığını, bir ev, bir araba sahibi olmanın zenginlik olmadığını, ayda 3000 lira’dan aşağı geliri olan her hanenin yoksul olduğunu kabullendirmeliyiz. bu insanlığın gelişimi için tarihsel bir görevdir. üstlendiğimiz görevin, oldukça zor bir görev olduğu kesin. ancak bunu başarmak zorundayız, yoksa bu yoksunluk hepimizi yutacak. günün birinde, hayatımız iyice berbat ve yalnız olduğunda, dönüp de bu günlere baktığımızda keşke demek istemiyorsak, bu çarpık sistemi daha çok insana anlatmak ve daha çok insanı özgürlük düşleri kurar hale getirmek zorundayız…
yerli oyuncak alın, yerli sakız alın dese bir derece mantığını anlayacağım da, memleketteki oyuncakların çoğu çin malı. çin ekonomisine can verelim, ithalata can verelim ki biz de size ekonomi çarkları işliyor diye yutturalım. aferim iyi düşünmüşsün.
gelmiş geçmiş en skimsonik kampanyalardandır. neymiş oyuncak alacakmışım, simit alacakmışım, çiçek alacakmışım ekonomiyi kalkındıracakmışım. ulan şerefsizler millet takır takır dökülüyor, kredi kartları patlıyor, işsizlik aldı yürüdü, televizyonda iki konu var, biri açılım, diğeri neden asker kötüdür. milletin cebinde para var da simit mi almıyor. ya da koskoca devlet olarak simitçiden çiçekçiden alacağın vergiyle mi kalkınacaksın.
asıl ilgi çekici olan, yerli malı alın diye bir yaklaşım yok, alın, ne alırsanız alın, yeter ki para harcayın kampayanın ana noktası bu. türkiye de tarım bitmiş, siktir et simit al, türkiye de plastik sektörü bitmiş, koy götüne oyuncak al, türkiye de tohumculuk yok, ne alaka git sen çiçek al. al da sok götüne afedersin.
bu ülkede üretilen malı sen satamazken, fındık, iş makinesi vs. vs. , eskiden babalar gibi ürettiğin malı dışardan satın alırken, mısır, karkas et, buğday, arpa, yapabildiğin kampanya bu ise, sana verdiğim vergiler haram olsun bir, sana verilen aklın da tam orta yerine sıçayım iki.
bu ülkenin iki derdi var, bir tarım, iki gereksiz aşırı lüks tüketim. tarımda ki dertleri bilmeyen yok, aşırı lüks tüketimden kasıt ferrari değil, benim bin beş yüz liara maaşla çalışan ustamın iki bin liralık telefon kullanması, ayakkabı boyacısının puma ayakkabı almak için para biriktirmesi, ev eşyaları bozulmadan model yenilenmesi, kredi ile aldığın arabanın kredi borcu bittiği anda satılıp yenilenmesi, bunlar. yani bize bilinç lzım, bilinçli tüketici lazım. sonuçta laf her zaman aynı yere geliyor, bize aklı başında adam lazım, insan değil, adam (bunlar büyük harfle).
alalım verelim, ayağımız alışsın da,
ticari hayata can verip burjuvaziye çoşku verene kadar,
canı çıkmış, dünyanın en ağır vergi yükü tarafından beli kırılmış,
vatandaşa bir can verseniz, çok değil iki çıbık şarj verin o da yeter,
yoksa bu milletin parmağını kıpırdatacak hali kalmamıştır.
şimdi gelelim kampanyaya,
ulan hayvanoğlu hayvan, üretiyorsunuz da biz mi tüketmiyoruz.
bilgisayar, ayakkabı ,prinç ,ameliyat malzemesi ,ilaç neyi sayayım ben sana kavun karpuzu bile ithal eder hale geldik ,harcadığımız her kuruş ya amerikaya ya çine yarıyor benim namusuyla, emeğiyle çalışan vatandaşımın kursağından geçse helal olsun.
- alın verin, ekonomiye can verin! ne istemiştin canım kardeşim!?
+ ekmeeek! açım abi.
- buyur canım, parasını da alayım. öyle mutluyum ki şu an alıp verdiğimiz için!
+ abi diyorum ki biz bu "alın verin" kısmını değiştirsek; ben ekmek alsam, sen bana para versen?
- o halde ekonomimizi nasıl düzelteceğiz ama değil mi? çok mutluyum ve anlayışlıyım şu an.
+ ya o ekonomi benim g*tüme kaçtı da ondan...
- işte krizden önce bir şemsiye alıp, parasını da verip ekonomimize katkıda bulunsaydın şimdi o kaçardı g*tüne güzel güzel!
+ daha da bir şey demiyorum ben.