torunlar ya da yeğenler içinde yaşça en büyük olan çocuğun yaşadığı olaydır.
akaraba çocuklarından sizden büyük kimse yoksa mecburen de olsa yeni kıyafetler alınır ve sizin giysileriniz arkanızdan gelenlere kalır.
insanın psikopat olmasına büyük katkı sağlayan olaydır. hele ki amca ile/ilçeye okula gittiği için dedenin yanında köy işlerine baba kalmışsa, anne kaynana/kaynatadan olmadık lafı işitip içini bitek sana döküyorsa ve "köylük yer nasıl olsa" diye öğretim görevlisi amcanın oğlunun eskilerini (ki naylon ayakkabıyla da çok karizma olurlardı) giyiyorsan.
ondan sonra "bilgisayarın başından niye kalkmıyosun?", "çabuk sinirleniyosun?", "ananı avradını odunu nerenden çıkardın lan iki dakkada?", "insanlarla ne alıp veremediğin var?", "ah kafam", "oy gözüm".
(hector, 08.11.2007 22:58 ~ 23:01)
alman malı kürk yakalı vinileks kaban,piti kare ceket,turkuaz renkli sarı şeritleri olan vücudu saran ve birazda kısa gelen eski logolu adidas eşofman. ortaokulu bunlarla bitirdim. boyumun uzaması nedeniyle giydiklerimin kısa gelmesi umurumda değildi. önemli olan diğer öğrencilere göre eksik kalmamaktı. "nasıl olsa üzerimdekilerin benim olmadığını bilmiyorlar rahatlığı vardı elbette".
....sonra aytekin geldi bir gün. onun üzerine olmayan ve bu nedenle benim giydiğim giysilerin sahibi. iki ay kadar bizde kaldı,babası ve annesi almanya'daydı. onunla oyun oynarken hile yapsa bile ses çıkarmazdım. bu da hiç hoşuma gitmezdi aslında. o da sağolsun çocuk olmamıza rağmen yüzüme hiç vurmadı bunu. ama yine de için için rahatsız oluyordum aytekin'in bizim evdeki varlığından. sonra almanya'ya gitti ailesinin yanına. bayağı bir ağladım arkasından. ama sevincim daha çoşkuluydu gidişinin ardından yaşadığım hüzne göre.
bugün kendi paramla alabildiğim kaliteli markalar benim için elbette değerli ama,ortaokul yıllarında giydiğim aytekin'in elbiseleri kadar önemli değil.
çocuklar hızlı büyür. kimi zaman da elbiseler eskimeden küçülür. büyük kuzenlerin bu elbiseleri de elbette küçük kuzene verilir. neden olmasın? ziyandan iyidir.
mecbur kalındığı için giymekle, ziyan olmasın,sahip olunan yeni giysilerin yanında çeşit olsun diye giymek arasında
giyenin psikolojisi açısından büyük fark olan durumdur.
konuyla ilgili
(bkz:
çocukluğum/@744666)
(venom, 01.01.2008 20:38)
-teyze nasıl mont almışsınız ya, bok gibi montu giydiriyorsunuz çocuğa.
+ulen gurugafa 7-8 sene önce onu sen giyiyordun.
(babaya dönüp)
-baba bu nasıl mont ya, rezil etmişsiniz beni 7-8 sene önce.
+(ters bir bakışla)konuşma otur yerine it, o benim eski montum.
o montu daha önce kimler giydi veya daha kimler giyecek bilmiyorum. sülalemizin yadigarı olarak bir müzede sergilemek için gaziantep belediyesine başvurmayı düşünüyorum.
ah eskiler, yad edelim. efenim önceden, fakirlikten de değil belki, zira o zamanlar, almak istesen de yokmuş. bulgaristan'dan göçen bir teyzemizin, türkiye'deki kardeşinin yok hâlini görünce ağladığını anlatışı, paramız vardı, ama alacak un yoktu deyişi buna örnektir. mecburen, başkasının verdikleriyle idare edilir. şimdikiler de tvye çıkıp, atıksız tekstil ürünleri yapıyoruz vs. diye övünüyorlar. biz ilk mantomuzu aldığımızda 16 yaşındaydık. ayakkabılar da daima "seneye de" giyilmeye esirdi. hey gidi, heyy...
-çocuklarımız bunları okuyacak ve anlamayacak.-