mekanda ne kadar gülen varsa bu fıkraya , anlatanıyla beraber toplayıp bize bir kahve ısmarlama isteği uyandıran fıkra. bol şekerli olacak tabi hepsi. sonra da dileyene pul , dileyene fotoğraf koleksiyonumu göstereceğim.
güldürmeyen fıkra. iri yarı, palabıyıklı, gür sesli ve şekersiz kahve içen kaç kişi onun cesaretini, karizmasını, zekasını ve yüreğini taşıyor?
iriyarı çoban mehmet başpınar birincisi pehlivan olur. ata onu huzuruna çağırır:
-"sen herkesi kolayca yeniyorsun mehmet.." der ata, sonra ilave eder "seninle güreş tutsak beni de yenebilir misin?.."
koca çoban, çocuksu bir mahcubiyet içinde başını önüne eğer.
"sizi bütün cihan yenemedi paşam, ben nasıl yenebilirim?.."
bu fıkrayı anlatanın aslında fıkrada bir rolü vardır.
tren gelirken onu izleyen öküz bizzat fıkrayı anlatan kişidir. yoksa nereden bilicek bu kadar olayı?
sinirleri ayağa kaldıran iğrençlik,bir başka akp oyunu.herzaman bu tür adilikler akp den çıkmış olmasına rağmen hep münferit olaylar olarak gösterilerek akp yi bağlamadığı söylenir.ama cesaretle kabullenmek gerekiyor ki topunuz atatürk düşmanısınız,mikasasınız...
büyüklüğü, yüceliği, kahramanlığı sadece dış görünüşte olduğunu sanan örümcek beyinli at gözlüklü insanların dinleyebileceği ve buna gülebileği tarzda bir fıkra...
kadınlı erkekli bir otobüsün içinde anlatılmakta olan bir fıkra. muhtemelen hanımlar arasında kendi karısı ve kızı da vardır. böyle bir ortamda ibneli, amlı, götlü fıkralar anlatabilecek tıynette birisi sanırım bu fıkrayı anlatan. hadi atatürk'ü sevmiyorsun, kafan onun fikirlerini alacak kadar gelişmemiş de, biraz da terbiye be kardeşim, terbiye!
aaah etekleri tutuşup tepki gösterenlere götümle güldüğüm olay değil mi bu. fıkra lan fıkra. adı üstünde. bektaşi-temel-karl marx-bush-hitler- peygamberler-allah-daha bir çok kişi, kavram ya da soyut karakterlerin kullanıldığı fıkralar algılanması gerektiği gibi algılanıyor, ama iş atatürk olunca gene abuk subuk paranoyalar türeyip dandik bir savunma mekanizması gelişiyor. allah'la taşak geçilebiliyor ama atatürk'le asla. büyüklük kompleksizlikle orantılıdır. yahu koskoca allah bir kulunun iki ince espirisine mi bozulacak, kaldıramayacak, cezalandıracak. ee yani iddia edildiği kadar büyükse atanız-atamız, korkmayın hiç bişey olmaz.
atatürk'e bu anlayış yüzünden mesafeli yaklaşılıyor. onu izole etmenin sokakta karşılığı bu oluyor. duvarlar var arada. halk arasında konuşulanlara nazaran gayet hafif kalan bir taşlama ayrıca bu. iletişim teorilerindeki bilinen sonuçlardan... bir insan ya da ideoloji hakkında sürekli olumlu propaganda yapılırsa ya da olumsuz, tek taraflı kısaca, bu durum bireylere belirsizlik şeklinde yansır. hiç bir kötü yanını bilmedikleri olgunun kötü yanlarını kendileri inşa edip kafalarında kurdukça kurarlar. ee haliyle gerçeğe fazlasıyla uzak sonuçlar doğabilir bu yaklaşımın ışığında.
bana atatürk hakkında olumsuz birşeyler söyleyin de onu kendimle özdeşleştirebiliyim. örnek alayım. bir insanda sevdiğimiz ne varsa onun sevmediğimiz, zayıf yanlarından beslenir. sevgilinize bakın! bana atatürk'ün zaaflarını söyleyin. bak çok içki içmesi iyi bir başlangıç mesela. zaman zaman ahlaksızlık yapardı diyin. inatçıydı. okeyde taş çalardı. bir keresinde attan düşmüş, suçu başkasına atmıştı. sabahları nemrut olurdu. hiç çekilmezdi. kendini beğenmişti. diktatördü. cebinde akrep vardı. insana ait bir şey anlatın işte. herkesin sahip olabileceği sıradan ya da büyük zaaflardan söz ediyorum. insana özgü. bir masuma kimse hayran olmaz.
bu şartlar altında atatürk benim kahramanım değil. terminatör değil mcclane benim kahramanım- jack değil sawyer- rambo değil altan-v.s... ben insanları takdir ederim. caf caflı ambajalıyla putlaştırılmış, gerçekçiliğini yitirmiş, hiç bir albesini kalmamış kendi dünyamdan olmayanları değil. bu haliyle sıkıcı-renksiz-soğuk-yapmacık bir adam atatürk. yaratanlar düşünsün bana ne ya. tarzım değil kısaca. aa bi de bu fıkranın kayser sozer'in kahveyi sütlü ve şekerli içenler yumuşaktırtesbitinden sonra anlatılması oldukça manidar.
"bu sadece fıkradır, mizahtır... paranoyaklık yapmayalım" diyenlere götümle bile gülemediğim, gülmek için daha abzürd bir organ aradığım fıkra adı altında ki saldırı. bir insan bunu sadece mizah olarak görüyorsa, bunun içindeki kötü niyeti, zehri açıkca ifade etmeye götü yemeyenlerin gizli kapaklı saldırısı olduğunu idrak edemiyorsa ya çok saftır ya da o da içinde aynı kötü niyeti besliyodur. pollyannacılığın alemi yok.. ayrıca (bkz: pollyanna yı sikeyim)
selanik'teki atatürk evinin resmi olarak ziyaret edilmesi etkinliğinden sonra, bu etkinliğe kaymakamla birlikte katılan bir belediye başkanı, atatürk'e hakaret edecek biçimde anlatıyorsa elbette tepki gösterilecek bir fıkra olur bu. ibneli, amlı, götlü, sikli fıkralarını evde karına kızına anlatırsın, eş dost arasında anlatırsın, sağda solda "atatürk şöyledir böyledir!" diye kıçını da yırtarsın istersen ama böylesi bir resmi geziye, hele hele atatürk'ün selanik'teki evini ziyaret etmek amacıyla düzenlenmiş bir geziye belediye başkanı sıfatıyla katılıyorsan, bu fıkrayı bu ortamda anlatamazsın arkadaş! yemez... liboş olmadığımdan kelli, böylesi bir konuya çok da rahat ve geniş bir açıdan bakamıyorum ben!
derhal soruşturma başlatılması gereken mevzu.her şeyden önce bir belediye başkanının bu kadar terbiyesizce laflar etmesi ve bunu bir otobüs yolculuğunda alenen yapması olayın daha beter diğer yüzüdür.mevzu orada adı geçen kişinin yalnızca atatürk olup olmaması değil , mevzu namık kemal , mithat cemal , ziya paşa gibi isimlerin de bu yolla karalanması ve bazı aydınlarımızın , yetiştirdiğimiz önemli isimlerin böyle terbiyesizliklerle halkın hafızasına "kötücül" bir şekilde yerleştiriliyor olması gerçeğidir.namık kemal'in hakkında onlarca küfürlü espriler döndürenler dönüp bu şahsın nasıl bir insan olduğuna bile bakmazlar.
atatürk'ün kim olduğunu henüz kavrayamadığı için o'na karşı saygı besleyemeyen, beslemeye de gönlü razı olamayan kişiliksiz bir bünyenin yavan bi mizah anlayışı içinde sarfettiği hakaret içeren fıkra..
hayır anlatırken ne de olsa mizah kisvesi altına büründürdük olayı, tepki gelmez diye mi düşündün yoksa çok güldüğün temelle dursunla bir mi tuttun atatürk'ü.. senin başındaki kim ki sen ne olasın zaten...
işin bok tarafı, şimdi bu adama tepki gösterilince görevinden alınır,sonra da bakın gördünüz mü biz kendi adamımız da olsa eğer böyle bir hakarette bulunmuşsa gerekeni yaparız, biz atatürkçüyüz denir.
şimdi ortada fıkra adı altında hayali bir hikaye var."fıkra" adı altında dememin sebebi ise hikayenin gerçekten komik olmayışıdır.mesela fıkranın sonunda "kahveyi şekerli içmek ipnelere mahsustur" gibisinden bir çıkarım herkes tarafından bilinen bir şey olsaydı yani anlatıcı tarafından dillendirilmeseydi belki anlatılan hayali hikayanin "fıkra" sınıfına girmesi olasıydı.bu biir!
ikinci olarak; fıkra anlatmak bir sanattır.anlatıcı felaket anlatmaktadır.ayrıca fıkrayı anlatırken ara ara gülmektedir ki bu fıkra anlatılırken yapılacak en büyük hatadır.sonuç olarak fıkra kötü dillendirilmektedir.
tabi işin birde dinleyici kısmı var.fıkrayı anlatan şahıs konumu itibariyle anlattığı kesimin lideridir(!).dinleyiciler ona her türlü yaranma içgüdüsüyle hareket ederler.yani bir bakıma dinleyenler fıkraya 1-0 geride başlamaktadır.yani ne anlatılırsa gülünecekdir!
yani fıkranın sağlıklı bir şekilde anlatılması ya da sağlıklı reaksiyonlar alması olası değildir.zaten fıkra da değildir!
işin en eğlence kısmı ise daha doğrusu tek eğlenceli kısmı; yaptığından pişman olduğunu söyleyen belediye başkanı duyduğu üzüntüyü(!) atatürk anıtına çelenk koyarak gösteriyor.sanırım fıkranın en komik kısmı da tam burada yaşanıyor!
köye bir belediye başkanı geleceğini öğrenen köylü başlıyor hazırlaklara...muhtar herşeyin kusursuz olmasını istiyor. kasap kurban etmek için bir koyun, bir kısım köylü ise kurban kesildikten sonra etraf şenlensin diye davul-zurna ekibi getiriyor. bekledikleri belediye başkanı böyle iri yarı adam gibi bir adam. bir süre sonra tren istasyona geliyor. ilk önce kurban kesiliyor sonra davul-zurna derken belediye başkanı trenden iniyor. görenler hayret içinde çünkü öyle heybetli bir insan ki bu belediye başkanı... köylünün arasında bir çocuk var. bu çocuk "ibne çıplak" diye bağırıyor birden. diğer köylüler bakıyorlar adam gayet güzel giyinmiş. anlam veremiyorlar çocuğun dediğine. bir yaşlı amca sivrilip "neresi çıplak oğlum adamın ve neden ibne diyorsun adama haddini bil" diyor. çocuk ise önceden atasına laf ettiğini bildiği kişi için "atama laf etmiş birine bırak ibne demeyi o ibneyi elime geçirirsem sikerim bile ben" şeklinde yaşlı amcaya cevap veriyor.
gelen bazı mesajlar üzerine edit:çay için içiniz ısınır. şekerli...
bu volvoksların saçma sapan fıkralarla rant sağlayarak gelmek istedikleri noktanın binlerce kilometre yukarısına atatürk,adamlıkla ve çağdaşlıkla çok önceleri gelmiş,adını kazımıştır.
fıkraları da kendileri gibi tırt.kendilerine kalsın.
atatürk e b*k atmak isteyen insancıkların korkarak kendi aralarında anlattığı fıkramsı, birleşince çok anlamsız bir yazı ortaya çıkaran cümleler topluluğudur.