ortada bir körük bulunur. solda akorlar (baslar filan) vardır. sağda da klavye bulunur. müzikalitesi ve nota çeşitliliği akordeonun büyüklüğüne göre değişir. en meşhur markası
hohner'dir.
bir çok halkın geleneksel müziğinde baş enstrümandır.
çerkes müziğinde de son derece önemli yeri vardır. özünde
şıkhepşıne,
bjamiy gibi geleneksel çalgılarla üretilen çerkes müziğinde akordeona geçiş çok sonraları gerçekleşmiştir.
eskiden çerkesler'de
pşıne denen ufak bir körüklü enstrüman kullanılırdı.
pşıne'de her iki tarafta çok sayıda tuş vardır ve nota körüğün ileri ya da geri hareketleri ile verilir. yani bir tuş ileri ve geri körüklerde farklı farklı sesler verir. apepşınenin çalması çok zordur. bu sebeple çerkesler, akordeonla tanışınca kolaylığı sebebiyle onu kısa sürede benimsemişlerdir.
çerkesler'de müzisyenlik genellikle aileden devralınan bir şeydir. ya da kişi kendi merakıyla kendi kendine öğrenir enstrüman çalmayı. bu sebepledir ki çerkesler'de konservatuar eğitimi olmaksızın akordeon çalan çok sayıda doğal yetenekli müzisyenler vardır. onlara da "pşınawue" denir. pşınawueler düğünlerde gönüllü olarak akordeon çalarlar. mükafatları da bir sıcak teşekkürdür.
şöyle usta ellerde çalınan bir akordeonu dinlemesi de ayrı bir keyiftir.
oldukça da pahalı bir enstrümandır. bizdeki külüstürü mesela bundan dört mü, beş mi, o kadar yıl önce zamanın parasıyla yüz elli milyona almıştık. hassas da bir alettir. tuşları bozulabilir ve bir kez bozuldu mu da bu bozulma işini adet haline getirebilir. sahibince tamiri de mümkündür. mesela bizdekini hep ablam tamir eder. ama bu tamiratlarla bir zaman sonra aletin içi çok değişik bir hal de alabilir. bunu da unutmamak gerekir. geçenlerde bir kez daha bozulunca bizimki, tamirciye götürdük mesela, adam dehşet içinde kaldı aletin içini görünce, tamir edemedi, eve yolladı geri. artık nasıl değiştirmişse ablam iç düzeneği kendince. neyse artık, sonra ablam oturdu, açtı aleti, sağına soluna bir şeyler yapıştırdı. şimdi canavar gibi maşallah. bir de ilginç olan bir şey daha var: bu enstrüman bozulmayı adet edinir ama sahibinin elinde de hiç bozulmaz. bizimki mesela. ablam gece gündüz çalar, bülbül gibi şakır mübarek. ama bir yabancının eline geçmeyegörsün, atıverir iki tuşunu birden. geçenlerde bir akordeon virtüözü sayılabilecek bir amcanın elinde yaptı aynısını örneğin. yani o adamın ortalama bir akordeonu bozması milyonda bir ihtimalken, bizim külüstür iki dakkada salıverdi kendini. o denli de üçkağıtçıdır bu.