7 yılda "çok şey yapmış" gibi görünen ancak, hiçbir şey yapmamış olan hükümettir.
2002 seçim bildirgesinde vaat ettiklerinin üzerine sünger çekmişlerdir. mesela, dokunulmazlıkların kaldırılması sözü verilmiş halen daha hayata geçirilememiştir. bunun için de açık açık şunu söyleyebilmektedirler, "yargıya güvenmiyoruz" ancak, başka konular olunca "türk yargısına güvenin" demekten geri kalmamaktadırlar.
ab hedefini sunmuşlardır. ki, bugüne kadar geçen süreç göstermiştir ki, ab'ye girmek hedef değil, giriyormuş gibi yapıp birtakım kurumları pasivize etmek olduğudur. mesela ab yargının bağımsızlığını isteyen reformlar isterken, 2002 seçim bildirgesinde vaat ettikleri yargı bağımsızlığı ve hukukun siyasallaşmasının önüne geçilecek derken, hsyk'nın üye seçiminde meclisi devreye sokmak gibi "reform" adı altında eylemlere girişip, adına da "ab satandardı" diyebilmektedirler.
şimdiye kadar olan açılımlara bir göz atalım;
ab açılımı!
17 aralık 2004'te müzakere tarihi alındı ne karşılığında? 30 mayıs 2004'te kıbrıs rum kesimi'nin uluslararası anlaşmalara aykırı şekilde ab'ye üye olmasına "itiraz etmemek" şartıyla! rum kesimi uluslararası anlaşmalara göre garantör devletlerin üye olmadığı hiçbir birliğe üye olamaz! ak parti hükümeti sağolsun, oldular! sonuç? gündüz vakti havai fişekli şaşaalı kutlamalar!
5 yıl tamamlanacak neredeyse ve açılan başlıkların hiçbiri kapatılamadı açıldığı gün geçici olarak kapatılan bilim ve teknoloji başlığı dışında! 31 aralık 2009'da da birtakım konularda süremiz bitiyor. bizden sonra müzakerelere başlayan hırvatistan bile, onlarca başlık kapatıp açtı! ab raporlarında istenen reformların sadece orduyu pasivize eden kısımları gerçekleşti. mesela dokunulmazlıklar kalkmadı, yargının siyasallaşması önlensin, bağımsız olsun derken daha da siyasi baskı altına alındı, "ekonomiyi şeffa hale getirin, kara para aklamayı imkansız hale getirin" dediler, alenen "kara para aklamayı durdurursak, ekonomi çöker" dediler utanmadan! kayıtdışı ekonomide yol alın dediler 7 senede 1 arpa boyu bile yol alınamadı! "nereden buldun yasası çıkarın" dediler, çıkarmamak için 40 takla atıyorlar. kendi seçim programlarında da olan ve ab'nin de istediği siyasi partiler kanunu'nda reforma yapmamak için de 40 takla atılıyor! ordu siyasete bulaşmasın, birçok konuda pasivize olsun ancak, diğer konularda da adım atın da samimiyetinizi görelim değil mi?
dahası, "imtiyazlı ortaklık" denilen mevzu günden güne daha sert konuşuluyor ve ülkemin bakanı, başbakanı, cumhurbaşkanı tek bir tepki bile koymuyor bu lafları eden almanya ve fransa'ya!
türban açılımı!
anayasanın ilgili maddesini değiştirip, yök kanunundaki ek 17. maddeyi değiştirmemekle resmen ölü doğmuş bir açılım yaptılar ki, mhp ile mutabakatta ek 17. maddenin de değiştirileceği sözü vardı. sonra ne oldu? "ben çözmek istedim çözdürmediler" oldu. yani mağduriyet edebiyatına devam!
kıbrıs açılımı!
kıbrıs rum kesimi hukuksuzca ab üyesi oldu, referandumda "evet" dedirttiler, ab "türkler evet, rumlar hayır derse türklere maddi yardım yapacağız" sözü verdiler, 5 senedir tık yok! sorgulama? hak getire! hatta abdullah gül'ün başbakan olduğu 58. hükümet'in dışişleri bakanı
yaşar yakış"kıbrıs'ta işgalci konumundayız" bile deme gafletini gösterebilmişti! bugün kıbrıs elden ha çıktı, ha çıkacak pozisyondadır! dahası, rum kesimini de devlet olarak tanımamız an meselesidir.
alevi açılımı!
bir iftar oldu, 2-3 görüşme sonra? hadi bakalım, hayırlı traşlar!
ve abd başkanı obama'nın emrettiği şekilde şekillenen "ermeni açılımı" ve "kürt açılımı" mevzuları.
ermeni açılımı!
bizim cumhurbaşkanı iyi niyet gösterisi olarak maça gitti, sarkisyan ise, "sınır açılmadan gitmem" diyor! sanki biz muhtacız ermenistan'a gibi bir hava var! adamlar burunlarından kıl aldırmıyorlar! "türkiye masaya koşulsuz otursun" diyorlar. ha oturduk da, azerbaycan rusya restini çekince, tepki büyük olunca "geri" yaptılar birden bire. sonuç? 2002'den bu yana onlarca ülkenin aldığı soykırım kararı ve inkara hapis uygulanması kararları ve bunlara verilemeyen diplomatik tepkiler. adı? "proaktif dış politika" anlaşılır dille, taviz vermek üzerine kurulu dış politika!
kürt açılımı!
bir tarihi fırsattan söz ediliyor, tarihi fırsat 0 -yazıyla sıfır- terör olayları ile ülkeyi teslim aldıklarında vardı ancak, akp'nin amacı ülkeyi yönetmek değil, bop çerevesinde şekillendirmek olduğundan işin rengi beklendiği gibi olmadı.
başbakan brüksel'e gitmişti ve kürsüdden "ülkemde kürt sorunu yoktur!" demişti, sonra diyarbakır'a gitmişti, binlerce kişinin katıldığı mitingde "türkiye'de kürt sorunu vardır!" demişti ciğerden haykırarak, arkasından ankara'da "türkiye'de kürt sorunu yoktur, sunu sorunlar üretmeyin" diye basına çıkışmıştı.
şimdilerde yine gündemde deniyor ki, "daha fazla demokrasi" aylar önce iran gezisi sırasında abdullah gül adlı, tayyip erdoğan'ın çankaya noteri arkadaş "tarihi fırsat var" demişti. sorulara ise yuvarlak cevaplar vermişti. tıpkı, kıbrıs mevzusunda, 2006'da yunan uçağının düşürdüğü f-16'mız konusunda, fransa "soykırımı inkara hapis cezası verilmesi" yasasını görüşürken yaptığı gibi "tüm dünya görecek yapacaklarımızı" minvalli açıklamalar yapmıştı. bir de bu var "herkes görecek" "herkes ne yaptığımızı biliyor" "her kesimden destek var" yuvarlak, içi boş olan ancak bir halt yeniyormuş edası veren açıklamalar.
neyse, son 1 ayda süreç hızlandı. beşir atalay koordine ediyor süreci. soruluyor "sayın bakanım ne olacak?" bakan cevap veriyor "daha fazla demokrasi" ne demek daha fazla demokrasi? etnik bir gruba "demokrasi" adı altında ne çeşit haklar verilecek? somut bir şey neden yok ortada? "daha fazla demokrasi" söz bu!
bugün basın toplantısı düzenledi pek sayın koordinatör ve yine en ufak somut bir şey yok! "fırsat var", "daha fazla demokrasi olacak", "her kesimden destek var" vs. vs.
o kadar kurumla görüşüldü, yok mu bir haritanız arkadaş?
mesela "silahların susması lazım, bir tasfiyenin olması lazım" dedi ki, bana göre şeytanın avukatlığını yaparsam bir içişleri bakanı her tarafa çekilecek bu denli yuvarlak konuşmaz! öyle cümleleri bilinçli olarak kullanıyor ki, bu hükümetin üyeleri tepki çekerlerse hemen "yanlış anlaşıldık, biz aslında hede hödö demek istedik" diyorlar, tepki çekmezse oh ne ala. yukardaki cümleyi şeytanın avukatlığını yaparak açıyorum. dtp de "silahların susması" edebiyatı yapıyor! ancak onların muhabbetine ordu da dahil! bu cümleyi şöyle söylese ne olur? "pkk'nın silah bırakması ve tasfiye olması lazım!" açık net değil mi? biliyor ki, bunu söylediği zaman oy kaybedecekler zira bugünkü süreçte, akp doğuda dtp'den daha kürt, iç anadolu'da mhp'den daha milliyetçi, batıda ise chp'den daha çağdaş görünmeyi hedefliyor!
ahmet türk yarın diyarbakır'da konuşacak, ya derse ki, "biz de sayın atalay'a katılıyoruz, silahlar susmalı, asker operasyonları durdurmalı!" diye ne diyeceksiniz ki? nasıl böyle bir fırsatı verebliyorsunuz ki?
bir hükümet üyesi "çatışmaya bulaşmamış gençlere af" diyor, tamam eyvallah da, çatışmaya bulaştığı veya bulaşmadığı alnında mı yazıyor? siz kimin çatışmaya bulaştığını, kimin bulaşmadığını bilebiliyorsanız, benim şehitlerimin katillerini de biliyorsunuz demektir!
diyelim ki, bu açılım tüm topluma verilecek haklardan olup gerçekten demokrasi adımları olacak, sayın atalay çıktı "anayasa değişikliği gündemimizde yok" dedi. sen anayasayı değiştirmeden nasıl demokratik açılım yapacaksın ki? anayasanın üniter devlet yapısı, resmi dil, bayrak mevzularının tartışılması değildir bahsettiğim, bireysel haklar bakımından halka hak vermezseniz nasıl demokratik açılım bu? kaldı ki, "anayasa açılımı" yapıyorsunuz? ergun özbudun'a milyonlarca lira verdiniz devletin kasasından, seçimden sonra abant'tan çıkmıyordunuz anayasa mevzusunda, ne çabuk gündemden çıktı değişiklik? nerede demokrasi?
başbakanı protesto eden her kişinin nezarette sabahlaması mı demokrasi, yoksa polisin "hangi partiye oy verdin, siyasi görüşün ne?" sorularını sorması mı demokrasi veya kendi partinizin kongrelerinde tek aday çıkmazsa kongreyi erteleyip "tek aday çıkarın, bizim istediğimiz adayı çıkarın" demek mi demokrasi?
daha fazla demokrasi! ee? anayasa değişikliği olmayacak! e ne yapacaksın anayasa değişikliği yapmayacaksan?
doğu'ya iş olanağı sunmazsın, devlet olarak gitmezsin, "devlet yatırım yapsın" denildiğinde, "teşvik veriyoruz ya" oluyor adı! teşvik yetiyor mu? 7 senedir, doğu'da hangi teşvik iş olanağı yarattı? özel sektör yapmıyorsa, devlet olarak yapmak zorundasın! doğu'nun iş adamları antalya'da 5 yıldızlı otel yatırımı yaparak, istanbul'da inşaat işlerinde olarak, izmir'de ticaret yaparak doğu'ya yatırım yapmıyorlar! senin verdiğin teşvikler ancak göstermelik inşaatlarla başka yerlere aktarılıyor!
bir de somut hiçbir şey olmamasına rağmen koşulsuz destek bekleniyor. karşı çıkanlara ise, "daha içeriğini açıklamadık ki?" diyorlar. e açıklamadığın şeyde adam neden koşulsuz destek versin ki?
dtp "demokrasi" diyor, töre cinayetlerine tek laf yok, kan davasına tek laf yok ki, bunlara koruculuk sisteminin sebep olduğunu söyleyebiliyorlar tuhaf şekilde!
bu, krizin hasıraltı edilmesi için her zamanki tipik akp gündem değiştirme hamlelerinden biridir bu.
buyrun ortada; ab açılımı, kıbrıs açılım, alevi açılımı, ermeni açılımı, anayasa açılımı! hepsi ortada, hepsinde gelinen nokta ortada!
bop eşbaşkanı olmakla guru duyan bir başbakan da ortada!
ekonomik durum ortada, terör durumu ortada, refah durumu ortada, gelir dağılımı ortada, işsizlik ortada!
bu açılımdan da bir cacık olmayacağı da ortadadır. akp de çıkar "ben adım attım, yaptırtmadılar" edebiyatıyla mağduru oynayacaktır.
vel hasıl, kürt açılımı da tüm açılımlarda olduğu gibi bir şeyi "yapmak" amacı değil, "yapıyormuş gibi görünmek" amacı taşımaktadır.
demokrasi ise muhteşem bir kavram olmasına rağmen, karşı devrimin en sihirli kelimesi, truva atıdır.