kitapların arka yüzüne tanıtım amaçlı yazılan vurucu cümlelerin çok ama çok ilerisinde olan, okur okumaz sizi içine çeken ve kitabı bir solukta bitireceğinizin işaretini veren, o anki ruh halinizle ilintili ya da hissedip de sözlere dökemediğiniz duyguları içeren veyahut bunların hiçbirini içermese dahi anlatım biçimine vurulduğunuz; romanın başucu niteliğine bürünmesine neden olan başlangıçlardır. bazen tek bir cümle, bazense bir paragraftan ibarettir.
örneğin;
yolculuk etmek, çok işe yarar, düş gücünü çalıştırır.
gerisi yalnızca düş kırıklığı ve yorgunluktan ibarettir. bizim yolculuğumuz ise tümüyle düşseldir. gücünü buradan alır.
yaşamdan ölüme doğru gider. insanlar, hayvanlar, kentler, nesneler, her şey düşlenmiştir. bu bir romandır, yalnızca düşsel bir öyküdür. böyle buyurmuştur littre, o ki asla yanılmaz.
kaldı ki herkes aynı şeyi yapabilir. gözünü yummak yeterlidir.
yaşamın öbür tarafındadır bu.
(gecenin sonuna yolculuk; louis ferdinand céline)
"delikanlının adı santiago idi"
ta ortaokuldayken okuduğum simyacıdan kalmış aklımda nedense..belki de bölümlerin ilk paragraflarının ilk satırını büyük harflerle yazdıklarından kazınmıştır aklıma...
ishmael deyin bana. birkaç yıl önce-kaç yıl önce olduğu önemli değil-paramın azaldığı ya da hiç kalmadığı bir sırada, karada da beni ayrıca bağlayan hiçbir şey olmadığı için, biraz engine açılayım, bu dünyanın denizlerini şöyle bir göreyim dedim. bn böyleyimdir; böyle bulurum sıkıntıdan kurtulmanın, uyuşan kanıma hız vermenin yolunu. baktım ki ağzımın tadı kaçmış, buruklaşmışım; baktım ki içime o soğuk kasım yağmurları çiseliyor, baktım ki durup dururken tabutçu dükkanlarının önünde dikilip kalıyorum ya da karşıma çıkan her cenaze alayının peşine takılıyorum; baktım ki içimi saran kasveti önleyemiyorum, o kadar ki beni bazı ahlak ilkeleri durdurmasa, mahsus sokağa çıkarak, onun bunun şapkasını, bile bile başlarından kapıp yere atacağım- işte o zaman bir an önce denize açılmanın zamanı geldi derim kendi kendime. ... bense sessiz sedasız bir gemiye binerim.
(moby dick; herman melville)
gün kavuşurken köye bir adam geldi ve peygamber olduğunu söyledi. köylüler adama inanmadılar ve ispat et dediler.
adam karşılarındaki eski suru gösterdi ve, ''eğer bu duvar konuşur ve benim peygamber olduğumu söylerse inanır mısınız?'' diye sordu.
köylüler, ''elhak inanırız!'' dediler.
adam duvara döndü ve elini uzatarak, ''konuş ya duvar!'' buyurdu.
bunun üzerine duvar dile geldi ve şöyle dedi:
''bu adam peygamber değildir. sizi kandırıyor. peygamber değildir.'' zülfü livaneli- engereğin gözündeki kamaşma
bir hakim dedi ki: yazıda bir kargayla bir leyleğin beraber uçtuğunu, beraber yemlendiğini gördüm. şaşırdım kaldım; derken aralarındaki birlik nedir, onu bulayım diye hallerine dikkat ettim.
şaşkın bir halde yaklaştım. baktım gördüm ki ikisi de topaldı. elif şafak- araf
'eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. kendinizi kurtarın. televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. sonra her şey daha da kötü olacak.'
bir duvar vardı. önemli görünmüyordu. kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca sıvanmıştı; erişkin biri onun üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine tırmanabilirdi. yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; orada yerin geometrisine indirgeniyordu: bir çizgiye, bir sınır düşüncesine. ama düşünce gerçekti. önemliydi. yedi kuşak boynca dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı. bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.
"inanılmaz bir planımız vardı. müttefikler'i kargaşaya sürükleyecek ve avrupa'yı istila etme isteklerini yıkacaktık. almanya'nın savaşı kaznamaya ne kadar yaklaşmış olduğunu tahmin edemezsiniz."
ss generali walter schellenberg.
şubat 1946'da nürnberg'de
müttefik sorgulayıcılarına
verdiği bilgilerden.
gökten kafana ne yağarsa yağsın asla küfretmeyeceksin.buna yağmur da dahil.
yukarıdan üzerine ne düşerse düşsün,kabulün olmalı.sağanak ne kadar şiddetli,tipi ne kadar dondurucu olursa olsun,bulutların biz aşağıdakilere reva gördüklerine sövemezsin.böyledir bu düzen.bunu herkes bilir.zeliha dahil.
"aylak okur: bu kitabın, zihnin, düşünülebilecek en güzel, en zarif, en akıllıca ürünü olmasını isterdim; buna yeminsiz inanabilirsin. ancak tabiat kanununa karşı çıkamadım; tabiatta her şey, benzerini doğurur. benim kısır, gelişmemiş deham da, her türlü rahatsızlığın hakim olduğu, her türlü hazin sesin duyulduğu bir hapishanede doğmuşçasına kuru, kırışık, maymun iştahlı ve çok çeşitli, kimsenin aklına gelemeyecek düşüncelere boğulmuş bir evlattan başka ne doğurabilir?"
la mancha'lı yaratıcı asilzade don quijote'un önsözü/ cervantes
ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikayet ve beyan etmişlerdir ki, kun-ı kainattan 7079 yıl, isa mesih ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.