bilgiyi yorumlama yetisi,,
zeka,
us
herkese eşit dağıtılmamış olan düşünme ve de kavrama gücü.
soyut bir isimdir.
zekayı ve duyguları mantıkça doğru yönde kullanabilme yeteneğidir.
duygularda problem çıkmaz, "akıllı çocuk kendine hakim oldu da sinirlenmedi" denir ama zeka ile karıştırılır bazen. biri olan öbürü olamayabilir. zeki biri akılsızlık örneği gösterip zekasını adam öldürme için de kullanabilir, zeka yoksunu biri elini uzatıp "hadi sinirlenmeye gerek yok" deyip aklın gücünü gösterebilir.
yaşta olmayıpta başta olan şey.
arapça bir kelimedir ve çifleşme döneminde çiftleştirilmeyen gözü dönmüş
devenin sağa sola saldırmasını önlemek için, zapt etmek, durdurmak için arka ayağını çapraz öne bağlamaya yarayan ipin adıdır.
ayrıca
hırs-
akıl ilişkisi için: (bkz:
@1293760 )
karalama defterine yazılan bir yazı gibi aklıma geldi.
--akıl karanlıkta giden bir arabanın farları gibidir.bazılarında sadece önünü ( kısa ) , bazılarında ileriyi uzağı ( uzun ) aydınlatır.
akıl zihindekileri canlı tutmak için gereklidir. fakat yaş ilerledikçe emek ister.
irade olmadan bir hiçtir.
bilip tanımayı, yargılamayı ve ilkelere göre davranmayı sağlayan insana özgü yetidir.
kullanmayı bilince görünür olan.
akıl bir etik aracı olsa da aslında ona sahip olan bireyi bir arka sıraya atıp,elinde akıllı/akılsız etiketleri ile dolaşan ve aklın kullanım kılavuzunu yazan toplumu öne taşıyan bir kelimedir..bu durumda akıl;bir tutarlılık,kurallara uyma ve doğru anda doğru şeyi yapma gibi anlamlara gelmeye başlar..oysa ki tam tersinin kabulü de mümkündür..
bu nedenledir ki,bir takım olaylar sadece o döneme özgü olarak "akıllıca" şeklinde nitelendirilmektedir..
(bkz:
fransızların pislik örtmek için ürettiği kozmetik)
(pyramid, 26.07.2007 00:28 ~ 28.08.2007 21:20)
"akıl akıl olsaydı ismi gönül olurdu
gönül gönlü bulsaydı bozkırlar çöl olurdu"
insan bilimlerinin mimari projesi.
akılla bir konuşmam oldu dün gece;
sana soracaklarım var, dedim;
sen ki her
bilginin temelisin,
bana yol göstermelisin.
yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
birkaç yıl daha katlan, dedi.
nedir; dedim bu yaşamak?
bir
düş, dedi; birkaç
görüntü.
evi barkı olmak nedir? dedim;
biraz keyfetmek için
yıllar yılı dert çekmek, dedi.
bu
zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
kurt, köpek, çakal, makal, dedi.
ne dersin bu adamlara, dedim;
yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
benim bu deli gönlüm, dedim;
ne zaman akıllanacak?
biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
hayyam'ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
dizmiş alt alta sözleri,
hoşbeş etmiş derim, dedi.
ömer hayyam
eskiler aklı üçe ayırmışlardır. ilki akl-ı garizi (fıtri akıl) insanın yaradılışında olan zeka, ikincisi akl-ı muktesep (kazanılmış akıl) tecrübeler neticesinde elde edilir. sonuncusu ise akl-ı kamil (olgun akıldır ) ki ilk ikisini kendi potasında eritebilenlere nasip olur.
kavrayış, bir konu hakkında bilgi elde etme gücü. kelimenin köklerine bakıldıgında ise bağlamak ve engel olmak. sebepler arasındaki ilişkileri bir çıkarım için birbiriyle bağlama. hem bir yönüyle yaşamın getirdiği çıkmaz ve zorlukları aşmada bir teknik hem kavrayışta hakikatin görülmesini, duyulmasını ve söylenmesini belki kendinin ve işletilmesinin inkarını engelleyecek/engellemesi farz insani özellik.
insanın aklı çözdüğü denklemlerin zorluğu ile de ölçülebilse de esasında yaşamını kaliteli kılabilmesiyle ilgili olarak kendini gösterir. kişi aklını yaşamdaki sorunlarını çözebilmek için kullanıp bu sorunları çözebildiği ve yeni sorunlar yaratmadığı sürece akıllı olarak kendini adedebilir. kişisel olaylardan uzaklaşıp yine insanın genel sorunlarından biriyle örnek verecek olursak, şu anki çevre sorunlarımız, teknolojimizin gelişmesini gölgeleyebilecek bir aptallık göstergesidir. aynı şekilde de hayatımızda dikkatsiz ve sabırsız ve özensiz bir hareket tarzı ile yaşadığımızda aynı çevre sorunlarını aklımız ne kadar çalışıyor olursa olsun hayatımızda da görebiliriz. kişinin aklı, yaşamını sorunsuzlaştırabilmesi ve güzel anlamlarla zenginleştirebilmesi ile ölçülmelidir.
bunu beceremiyorsak, kendimizi ancak akıllı zannederiz ama gerçek öyle değildir.
ve evet, yaş aldıkça insan deneyimlerini biriktirdikçe aklını zenginleştirir, yani hayatta dikkatli davranabilme, özenli hareket edebilme, bir kaç adım ötesini düşünebilme özellikleri giderek güçlenir. dolayısıyla da akıl, yaşla ve deneyimle artması beklenen birşeydir.
hayatta bir dengeyi ve güzelliklerin sürekli açabileceği bir bahçeyi yaratma becerisi tamamen aklın ne kadar çalıştığıyla ilgilidir. hayatta sürekli sorunlar doğuruyorsa hareketleriniz, bu konuda kendi aklınızı sorgulamanızı öneririm.
insan varlığının tek amacı
bilmek olmadığı için fazla kutsanmaması gereken araç. sezgi ve duygu ile bir armonisi olduğu müddetçe daha işlevseldir.
felsefenin merak konusudur.
var mıdır yok mudur?
epistomoloji nin alt bilim alanlarında didiklenir. tıpki bilginin var olup olmadığı gibi...
akıl yoktur diyorum ben. filozofmuyum neyim?
bir akıl hastanesini ziyareti sırasında adamın biri sorar;
-bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
doktor; bir küveti su ile dolduruyoruz sonra hastaya üç şey veriyoruz. bir kaşık, bir fincan ve bir kova. sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. siz ne yapardınız?
adam - oo anladım, normal bir insan kovayı tercih eder, çünkü kova fincan ve kaşıktan daha büyük.
hayır der doktor, normal bir insan küvetin tıpasını çeker.
sadece bize sunulanların dışında çözüm bulmaktır akıl.
aşırı baskı altında, toplum ikiyüzlülüğüne
diyet olarak ödenebilen şey. dünyayı onlara bıraktığınız akıllı ve ahlaklıların durumu da ortada.
geliştirilemeyen zekanın aksine, geliştirilebilen, ek olarak zeka potansiyelini olduğundan yüksek göstertebilen bir unsur akıl. sanırım akıl, olayların ilişkilerini çözme, aradaki boşlukları tamamlama, farkları görebilme, ayırt edebilme, farkında olma hali.
bir insan ne kadar akıllıysa o kadar fazla ilişkiyi,bağı ayırt edebiliyor. dolayısıyla kitap okumak, film izlemek, gezmek, bilgi edinmek ve kültürel herhangi bir şey yapmak aklın sınırsızlığını ortaya koyuyor.
akıl, bize sınırsız seçenekleri sunan bir meziyet ve üstelik herkese eşit olarak verilmiş bir meziyet zekanın aksine. akıl, fayda sağlanılabileceği düşünülen bir ton seçeneği önünüze getirme güdüsü, yetisi her ne boksa işte.
zeka akıldan farklı olarak, önümüze getirilmiş bir ton fayda sağlanılabilecek seçenekten en fazla fayda sağlanılacak olanı değil de, yine aklın belirlediği herhangi birisini en çabuk eyleme dökebilme yetisi.
çok karıştırılıyor bu ikisi. eşek yüküyle kitap okumuş bir insan salt, odun gibi bilgiden oluşur, bu bile tek başına o insanın akıllı olduğunu gösteremezken, çevredekiler onun zeki olduğunu söyleyecek kadar bu kavramlardan uzak. şöyle bir ayrım var da diyebiliriz; zeka düşünmeden eylem yapabilen unsur, akıl düşünüp tartıp, belli bir süreçten geçirerek yaptığımız şeylerin bütünü.
örneğin; bir atışma sırasında karşımızdaki insana hazır cevabı yapıştırdık, işte bu aklın değil zekanın işidir. çatır çatır akla zaman bile tanımadan tak diye oturtmuşuzdur cevabı. eğer cevabımız komplike bir şeyse, bilgiye ihtiyaç varsa bu cevabı vermek için, işte hacı o zaman akıl devreye girer. okuduğumuz kitaplardan, izlediğimiz filmlerden, gezdiğimiz yerlerden, vereceğimiz cevaba uygun olan tüm tecrübe ve yaşanmışlıkları seçenek haline getirip zekanın kullanımına sunar, zeka da bunları kullanmakta ne kadar hızlıysa o derece muhteşem bir cevap olur. bu nedenledir ki ben bazen cevabı yapıştıramadığım zamanlarda gece yatarken aklıma gelir ulan şöyle bir cevap verseydim, şunu deseydim ne güzel olurdu gibisinden. işte böyle de boktan bişiydir. demekki ben zerre kadar zeki değilim sadece akıllıyım heralde aq. fazla da düşünmemek lazım. başta dedim ya, akıl zekayı olduğundan daha yüksek gösterebilecek yegane unsurdur.
yani deniliyor ya akıl bir insanın kendi yaşamını kaliteli hale getirmesidir, en güzel şeyleri seçmesidir, adam öldürmek yerine gönüllü hemşirelik yapmasıdır falan gibi. yok olum ya bence bu duygusal zekanın, süperego nun ne bileyim başka bir şeyin işi.
akıl, seçenek sayısını artırıyor.
zeka, seçme hızını optimize ediyor.
"seçenekleri akla getiren şey ne peki?" ne olacak bre zındık, bre yezit, bre müşfik, tabii ki takdir-i ilahi.