ahmet tulgar   

adana çık aradan

  1. geçtiğimiz ay içinde iki kitap birden çıkaran milliyet muhabiri, ünlü ropörtaj adamı.
    solcu kimliğiyle ve emel sayın da dahil olmaz üzere son derece alakasız görünen insanlara sorduğu politik sorular ve aldığı ilginç yanıtlarla okunması gereken kişi.
    mahallede herkes kahramandır, cem boyner'den fatih terim'e birçok ünlüyle yaptığı ropörtajlardan oluşuyor.
    tam yakalandığımız yerden ise kendisine ait düz yazılardan oluşuyor.
    (the weakest link, 24.07.2004 10:55)
  2. türkiyede yangınlardan sonra yaptığı kağıt israfıyla ormanlara en fazla zarar veren ikinci kişi.

    bir diğeri için (bkz: oray eğin)
    (lapsus, 13.06.2005 16:01)
  3. ahmet tulgar gerçek bir ana yemektir.yazılarını okurken adeta zevk alırsınız.kim ne ne desin ,nasıl düşünürse düşünsün lezzetli bir yazardır.
    (spanki, 13.03.2007 12:48)
  4. oray eğin'e medyatava üzerinden ayar vermiş yazar.işte o yazı.
    http://www.medyatava.com/...
    (spanki, 22.03.2007 17:55 ~ 02.04.2007 15:29)
  5. gayet bilgili ve deneyimli bir insandır. medya dünyası konusunda deneyimlidir. belirli bir stili vardır. onunla zaman geçirmek zevklidir de.

    ama internet dünyasına bakış açısı ve diğer birçok konuda kendisini güncellemesi şart gözüküyor.
    (insanlığa adanmış bir hayat, 17.04.2007 10:06)
  6. birgün gazetesinde 14/12 cuma günü çıkmış olan bir sahne sanatı olarak türkiye isimli köşe yazısının sahibidir.

    bahsi geçen yazı aşağıdadır:


    türkiye cumhuriyeti'nin belki de en önemli sorunu aşırı biçimciliğidir. kuruluşundan bu yana aşırı biçimciliğe kaçan bir yapı, kelime anlamında, bile isteye biçimlere "kaçan", "sığınan" bir yapı olması. türkiye cumhuriyeti'nin, evet evet temel sorunu işini içeriksiz biçimlerle görmeye çabalaması; bir kere içerik kazanmamış, içeriksiz biçimler üzerine kurulmuş olduğu için toplumun da başından bu yana iyi kötü bu biçimlerle yetinmiş olmasıdır.

    böylece türkiye cumhuriyeti'nin; kökleri osmanlı'nın son 150-200 yılında olan modernleşme projesi, durmaksızın dünya prömiyeri yapan bir tiyatro gösterisine dönüşmüştür. yukarıdan aşağıya, keyfi olarak ve ağırlıklı olarak da biçimsel, biçimle ilgili ve her biri ortalama 80 yıldır hâlâ toplum sathında mukavemetle karşılaşan, hâlâ toplumun genişçe kesimlerine içselleşmemiş reformları; büyük olasılıkla onun da arzu etmeyeceği bir vurguyla bu reformların başlatıcısının adıyla anarak "devrim" diyen bir toplumsal formasyon, bir devlettir ne de olsa türkiye cumhuriyeti.

    ve böyle olunca da tabii, yani içeriklerle özellikle muktedirlerin işi olmayınca, böylesi işlerine gelince, böylesi, bu devletin artık gelenekselleşmiş pragmatizmine daha elverişli olduğu için, mesela bu hafta olan şey gibi bir şey; yani genelkurmay yetkililerinin "insan hakları"na bir mühimmat, bir cephanelik muamelesi çekmesi, "insan haklarını" psikolojik harekâtta ve ele güne karşı kullanamamış, zamanında kullanmamış olmaya hayıflanması, bundan yakınması çok anlaşılır bir şey.

    insanlık tarihi boyunca adı daha konulmadan uğrunda ne mücadeleler verilmiş, temellenmesi için ciltlerce felsefe yapılmış, içselleşmesi için ne çabalar göze alınmış bir kavram, "bir insanlık hedefi" olan bir kavram, içeriği olan beyannamenin, "insan hakları beyannamesinin yayınlanışının 6o'ncı yılında türkiye askeri söylemi'nde "hedef" değil, bir başka hedefe giderken kullanılacak bir "araç" olarak ortaya çıkıyor, ele alınıyor.

    askeri yönetim kademesinin hâlâ faal ya da artık emekli isimlerinin açıklamalarında en fazla dikkati çeken yan da bu hayıflanma ve yakınmanın avrupa ya da uluslararası top-lululuk ile ilişkilendirilmesi ve "insan hakla-rı"nı kendilerinin "kullanamamış", "sahiple-nememiş" olmasının kendilerini bu "batılı izleyiciler" nezdinde zor duruma düşürmüş olmasının açık açık ifade edilmesidir.

    yani "insan hakları" yine toplumun, türkiye toplumunun içselleştirmiş olması gereken bir şey değil, türkiye modernleşme ti-yatrosu'nda oynanması gereken bir başka perde olarak algılanmakta ve lanse edilmektedir.

    tabii türkiye'deki bu yaygın ve aşırı biçimcilik çok daha acı sonuçlar da veriyor. çok daha utandırıcı. mesela yine bu hafta yaşanan bir başka olay: türkiye'de idam yürürlükten kalktı, değil mi?

    her ne kadar seçim öncesi sağ partiler birbirlerine ingiliz sicimi, halat atarak bir seçim kampanyası yürütmüş olsalar da, gazetelerde sık sık mesela iran'da insanların, kalabalıkların önünde, bir sokak tiyatrosu coşkusuyla asılış sahnelerinden fotoğraflar yayınlanıyor.

    zaten idam denilen şey tarih boyunca bir tür toplumsal tiyatro olagelmiştir. yürürlükte olduğu ülkelerde de hâlâ böyle utanç verici bir gösteri olarak sergileniyor olması bir süreklilik yani.

    peki, türkiye devleti bu süreklilikten, toplumun gözü önünde birilerini idam etmenin işlevsel gösterisinden hâlâ yararlanmıyor mu idam kalktı diye?

    elbette yararlanıyor. ya da idam sahiden kalktı mı türkiye'de?

    "insan hayatının dokunulmazlığı" gibi bir kavramın içselleşmediği, aşırı biçimci kuruluşu ve işleyişi nedeniyle kolay kolay da içselleşemeyeceği bir ülkede "idam" yasalardan çıksa da, bir duygu durumu, bir içsel talep, bir karakter biçimi olarak toplumsal yaşantıdan çıkar mı?

    ankara'da, şehrin ortasında, güpegündüz, komşu pencerelerden bakanların gözü, kameraların objektifleri önünde, polis, elinde anahtarı olan bir eve önce gaz bombası atarak olayı iyice görsel sahnelenmeye uygun hale getirdikten sonra, bir kadını öldürür mü?

    öldürebilir mi? bu bir idam değil mi? bu bir insanı idam etme, değil mi? söyleyin: daha ne kadar bu ülkede uygarlık, insanlığın demokratik birikimi, bir sahne sanatı olarak kalacak?
    (gajo, 15.12.2007 10:28)
  7. bazen görünür gibi oluyor bazen hiç gözükmüyor. ahmet duyuyorsan ıslık çal lütfen ?
    (spanki, 07.04.2008 00:55)
  8. çukurcuma'daki 'meşhur' hamamın en iyi müşterisidir; oray eğin'den sonra tabi...
    (fikfikfuleyman, 27.05.2008 12:28)