|
|
- uğur mumcu ile aynı kaderi paylaşmış cumhuriyet şehitlerindendir...oda usta bir kalemdi tıpkı diğerleri gibi faili meçhuller arasında yer alır...
neden hep adam gibi adam tanımlamasına uyan, eli gerçek anlamda kalem tutan, beyni çalışan insanlar az yaşar bizim ülkemizde? bu toprakların düşünen beyinlere alerjisimi vardır?
- 21 ekim cuma günü beşiktaş akatlar kültür merkezi'nde anılan yazar. özellikle beşiktaş belediyesi'nin beşiktaş meydandaki "devrim şehitleri ölümsüzdür" başlıklı pankartı dikkat çekiciydi.
- (bkz: kabataş erkek lisesi)
(coban, 31.10.2005 21:41)
- ahmet taner kışlalı, 1939'da tokat'in zile ilçesinde doğdu. banka memuru hüseyin hüsnü ve öğretmen lütfiye hanımın oğlu, gazeteci-yazar mehmet ali kışlalı'nın küçük kardeşidir. kilis kemaliye ilkokulu'ndan (1951) sonra, kilis ortaokulu'nu ve kabataş erkek lisesi'ni (1957) bitirdi.
ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi'nden 1963'te mezun olmadan önce, o zaman ankara'da yayımlanan 'yeni gün' gazetesinde çalıştı. 1967'de paris üniversitesi'nin anayasa hukuku ve siyaset bilimi bölümü'nde 'cagdas türkiye'de siyasal guçler' konusunda doktorasını yaptı. hacettepe üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak akademik yaşama atıldı. daha sonra sbf'de öğretim üyesi ve 1972'de doçent oldu (1974-1977).
o yil chp genel baskanı bülent ecevit'in önerisi üzerine siyasete atıldı ve izmir milletvekili olarak parlamentoya girdi.
42. hükümette getirildiği kültür bakanlığı'nda (1978-79) kurduğu güçlü bir kadro ile milli eğitim bakanlığı'nca yayımına son verilmiş olan klasik kitaplar dizisini yeniden yayımlattı.
12 eylül'den sonra üniversiteye dondü. siyaset bilimi dersleri verdi. 1988'de profesör oldu. ayrica au iletişim fakültesi'nden emekli olduktan sonra da ders vermeyi sürdürdü. pek çok ünlü gazeteci ve televizyoncunun yetişmesinde önemli katkıda bulundu.
1990'ların başından bu yana cumhuriyet'te 'haftaya bakis' köşesinde kemalizmi, laikliği, demokrasiyi, insan haklarını savunan ve eğitime önem veren yazılar yazdı.
add ve çydd gibi atatürkçü ve çagdaş aydınlıkçı derneklerin üyesi olarak anadolu'nun en uç köşelerine giderek konferanslar verdi. terörün, 'güçsüzlerin basvurdugu bir yontem' olduğu inancını dersleri ve yazılarında vurgulayan kışlalı, 1971'de 'trt bilimsel başarı ödülü' nü aldı.
9 eylül 1995'te geçirdiği trafik kazasında ilk eşi nilgün kışlalı öldü, kendisi ağır yaralı kurtuldu. ilk eşinden dolunay ve altınay adında iki kız çocuğu olan kışlalı'nın, ikinci eşi nilüfer kışlalı'dan da nilhan nur adında 1 aylık bir kız çocuğu vardı. kışlalı ayrıca fransızca biliyordu.
laik cumhuriyetin ödünsüz savunucusu, atatürkçülüğün öğretmeni, bilim adamı, cumhuriyet gazetesi yazarı, eski kültür bakanı, atatürkçü düşünce derneği genel başkan yardımcısı, aü iletişim fakültesi öğretim üyesi prof. ahmet taner kışlalı 21.09.1999 sabahı evinin önünde uğradığı bombalı bir suikast sonucu yaşamını yitirdi.
kaynak: http://www.cagdas.de/...(coban, 06.12.2005 17:42 ~ 17:43)
- yazılarını okudukça sözde faili meçhul cinayetinin failinin yada faillerinin kimler olduğu anlaşılan ülkemizin kaybettiği en büyük değerlerden. aydın kelimesinin içinin boşaltıldığı şu günlerde gerçek anlamda aydın tanımına örnek olarak verilebilecek insan. allah rahmet eylesin.
(bkz: ben demokrat değilim)(songoku, 07.03.2006 22:45 ~ 23:29)
- şöyle de gayet güzel bir düşüncesi vardır:
"bu ülkede atatürk'ü yıkarak olumlu bir şeyler yapılabileceğini sananlarıni kendi küçük dünyaları içinde büyük bir yanılgıyı yaşadığını sanıyorum." (atatürk'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği, sf. 17)(twinkle, 28.04.2006 16:01 ~ 16:01)
- kendisi yurtdışına, sorbonne'a doktora yapmaya gönderilmiştir. hacettepe üniversitesi'ne dönmek için başvuru yapmış; ancak dönemin rektörü doğramacı tarafından reddedilmiştir. burada bir alıntı yapıyorum ışık kansu'dan:
"ağabeyi mehmet ali kışlalı, 'ihsan doğramacı istemedi dönmesini' diyor. 'neden?' diye soruyoruz. yanıtı çok kısa:
'öğrencilerini demokrasi, özgürlük ve açıklık konularında teşvik etti. ahmet, öğrencilerin üniversite içinde demokratikleşmesi akımının önderlerinden olmuştu. doğramacı'ya bu fazla geldi."
ilk eşi nilgün kışlalı ile evleniyor. kendisi türklüğü ve müslümanlığı seçmiş bir fransız hanımı aslen. bir yurtdışı gezisinden geldiğinde eşini gözyaşları içinde buluyor ahmet taner kışlalı. "ahmet" diyor nilgün hanım "boşanalım, senin siyasi kariyerini bitirecekler.". sonradan anlaşılıyor ki, kaypak sağcı basın kültür bakanının eşinin fransız olması ile ilgili birbirinden çirkin yazılar yazıyorlar. kendisinin yazdığı yazıdan iki tane başlık örneği vermek isterim:
"ikonalar ve kokonlar". diğeri de "madam kislali". buna rağmen sabırla, saygıyla yazılarını yazıyor, yanan canlar daha çok yanmaya başlıyor.
en sonunda bir sabah arabayı ısıtmak için iniyor. öldürülüyor...
- fikir hayatımı atatürk'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği kitabı ile daha erkenden yontmuş,düzeltmiş,pürüzleri alarak sade bir yola salıvermiştir.sürtünmesiz ilerliyorum kimseye değmeden,incitmeden sadece konuşarak,anlaşarak yol alıyorum..
- türkiye'yi, bu ülkenin sorunlarını, ideolojinin ne olduğunu,siyaseti en iyi bilen "aydın" denebilecek nadir insanlardan biriydi.sosyal demokrasi aslında en büyük yarasını onu kaybettiği gün almıştır."öğrenci ayaklanmaları" bulmak için çok çabaladığım ama nedense baskısı 1970'lerde son kez yapılmış bir başucu kitabıdır.siyaset konusunda yazdığı birçok makalesini de "ben demokrat değilim" isimli kitabında bulabilirsiniz.maalesef faili meçhul cinayetlerden birine 21 ekim 1999 sabahı kurban gitmiştir.
- kemalizm'in yürekli ve yılmaz savunucularından gerçek bir aydın.o gerçek bir aydın evet.yolunuyorsun ülkem kurtar kendini deyip ölüme gidebilecek kadar gerçek bir aydın.dini sömürüyorsunuz efendiler, atatürk'e ulaştınız mı da aşmayı konuşuyorsunz efendiler, amerika'nın köpeği olmayı niçin marifet sayıyorsunuz efendiler diyecek kadar gerçek bir aydın.ideolojisini kemalizm'in yüksek ülküsü olarak belirleyen çağdaş bir yazar.bildiklerini,gördüklerini,duyduklarını,düşündüklerini hiç bir sansüre uğratmadan öğretim üyeliği süresince genç beyinlere aktaran yiğit bir hoca.yazıları her zaman birilerine kapak olmuş bir yazar.uğur mumcu'nun cenazesinde en önde onun resmini taşıyan bir dost.ülkenin aydınlık geleceği için ışık olmaya kendini adamış, ama karanlığın, yobazların, ajanların, vatan hainlerinin, dış güçlerin kurbanı olmuş bir aydın.21 ekim 1999 sabahı gözlerini yummuş ama ışığı yeni kuşaklara devretmiş bir aydın...o bir kemalisttir evet. niye kemalist'sin sorusunun cevabıdır o...
- ismini her okuduğumda içim burkulan, idealist, kelle koltukta görev yapmış mütevazi insan, üstünden yıllar geçmesine rağmen cinayeti aydınlatılamamış gazeteci. cinayetinin aydınlatılamaması arkasında çok karanlık güçler olduğundan mıdır, geçen yıllarda gelen hükümetlerin o katillerin dümen suyunda olmasından mıdır varın ona siz karar verin.
(bkz: hepimiz uğur mumcuyuz, ahmet taner kışlalıyız)
(bkz: keşke)
- ödp li zevat kışlalı nın atatürk e saldırmanın dayanılmaz hafifliği adlı kitabını mutlaka okumalıdır.
- bir zamanlar ankara universitesi sbf ye gitme arzumun yegane sebebi olan muhteşem insan.kitaplarını okudukça insanın onunde yepyeni ufuklar açan düşün adamı.ve ne yazikki ülkemdeki tüm düşün adamları gibi terore kurban gitmiş aydın.
- gerçek katillerinin (azmettirenlerin) kim olduğu ortaya çıktığında (eğer ki) kemalist arkadaşların çok şaşıracağını düşündüğüm insan. aynu düşüncem uğur mumcu için de geçerlidir.
(bkz: koynumuzda yılanlar beslemişiz)
- 1999 yılında ankara üniversitesi iletişim fakültesinde sadece 1 ay dersine girebildiğim (siyaset bilimine giriş), 16 saat ders görebildiğim, o 1 ayın sonunda suikaste kurban giden insan.bir perşembe günü sabah saat 9.30' da dersimize gelmesini beklerken kara haberi gelmiş hocam.
- ahmet taner kışlalı'yı, ışık kansu'nun kaleminden okuyalım. 'sorumlu öğretmen' başlıklı makaleden:
zile, 1939. adını ahmet taner koydular. ziraat bankası veznedarı hüsnü bey ile ilkokul öğretmeni lütfiye hanım'ın çocukları. o lütfiye hanım ki 16 yaşında cumhuriyet öğretmeni olarak eğitim ateşini yoksul, yorgun anadolu'ya taşıyor. kemalci, kuvvacı mustafa necati'nin 'millet mektepleri'nde kendinden yaşlı 'erkek' öğrencilere okuma yazma öğretiyor. zile, nizip ve kilis'ten başlayıp ankara'ya uzanan 44 yıllık uzun yürüyüşün ardından, bir cumhuriyet bayramı'nda, 29 ekim 1994'te yaşama gözlerini yumduğunda, oğlu ahmet taner şöyle anıyor onu:
'hep genç kalarak yaşlandı. gerçek bir kemalist devrimci gibi, kendini hep yenileyerek... çağını anlama çabası içinde torunları ile bile arkadaşlık kurmayı başararak...'
annesinin kollarındayken, okullu olduğunda, 'a, be, ce'yi de ilk öğretmen annesinden öğrendi. uysaldı. sakinliği, 'muhallebi çocukluğu' gibi tanımlanamazdı asla. daha ilkokuldayken türkçe'yi ses şenliğine döndürürdü. minik arkadaşları, 'öyle öyküler anlatıyor ki derslerde, bize hiç laf düşmüyor' diye yakınırlardı.
annesi ile babası, mehmet ali ile mahmut'u istanbul'a, galatasaray lisesi'ne göndermişlerdi. ahmet taner'in evin sıcaklığından uzaklaşmasına yürekleri elvermedi. pek zayıftı, pek çocuksuydu da ondan. kilis ortaokulu'nda okudu. delikanlılığın delifişekliğinde kardeşleri, arkadaşları dalaşırlardı birbirleriyle, ama onu kavga ederken hiç gören olmamıştı.
kavgacılık ile savaşımcılığı birbirinden ayırt etmek gerek. daha ortaokulda okulun düzenlediği tartışmalı toplantıların başta gelen önderlerindendi. kabataş lisesi'ndeki ateşli münazaralara da taşıyacaktı bu niteliğini.
siyaset bilimcisi olmanın ilk ipuçları, ağabeyi mehmet ali kışlalı ile kendi geliştirdikleri 'devlet yönetimi' oyununda belirmişti. elde makas, dil ucuna sürüldü mü koyulaşan mavi uçlu kurşunkalem, bir de saman kağıtlar. oyunun altyapısı hazır. el becerisini de ekledin mi üzerine, al sana kağıttan kaymakam, garnizon komutanı, doktor, belediye reisi, banka müdürü, tarım müdürü, halk. çocukluğun geniş düş dünyasına açılan oyun penceresi, 'gel keyfim gel' geçen doyumsuz saatler.
lise bitti. ver elini ankara. o artık mülkiyeli. hem öğrencilik, hem gazetecilik bir arada gidiyor. yeni gün'de spor muhabirliği.
galatasaraylı kardeşlerinin tersine fenerbahçe'ye 'gık' dedirtmeyen ödünsüz taraftar. olgunlaşma sürecinde derginin yazıişleri müdürlüğünü üstlenme.
fransız bursuyla sorbon'da doktora. tez konusu, 1960 devrimi sonrası türkiye'deki siyaset açısından ilgi çekici:
'modern türkiye'de siyasi güçler...'
fransa'da bordolu, ama 'biz türklerden' nicole ile tanışma. ahmet taner'in insan sever, sıcakkanlı, sevgili eşi, kızları dolunay ve altınay'ın anneleri nilgün. yıllar sonra birlikte geçirdikleri trafik kazasında yitirdiği, türk bayrağı ile gömülen nilgün kışlalı...
sorbon sonrası önce hacettepe üniversitesi'nde siyaset sosyolojisi alanında öğretim üyeliğine başlama. askerliğin ardından hacettepe üniversitesi'ne yapılan dönüş başvurusuna ret yanıtı. ağabeyi mehmet ali kışlalı, 'ihsan doğramacı istemedi dönmesini' diyor. 'neden?' diye soruyoruz. yanıtı çok kısa:
'öğrencilerini demokrasi, özgürlük ve açıklık konularında teşvik etti. ahmet, öğrencilerin üniversite içinde demokratikleşmesi akımının önderlerinden olmuştu. doğramacı'ya bu fazla geldi.'
siyasal bilgiler fakültesi'ne geçti. çok mutluydu.
1971-77 arasında yankı dergisinin belkemiği olduğunu söylemek abartı sayılmaz. o yıllarda yükselen toplumcu, devrimci, halkçı rüzgarı yakalayan dönemin 'karaoğlan'ı, chp genel başkanı bülent ecevit'in dikkatini çekiyor.
yankı'da yazıları. 1977'de izmir'den chp milletvekili seçiliyor.
1978 başı. 11'ler adalet partisi'nden ayrılmış. ecevit, hükümet kuracak besbelli.
altan öymen chp grup başkanvekili. 'laci'leri önceden çekmiş olanlar sıram sıram. öymen'e görünenler, hatırlatmada bulunanlar çoğunlukta.
ahmet taner kışlalı ise ortada gözükmüyor hiç. ecevit, öymen'e ahmet taner kışlalı'yı kültür bakanı yapacağını açıklıyor. öymen haberi bildirecek, ama bulabilene aşk olsun. sonunda bulunuyor da, altan öymen, kışlalı'ya kültür bakanı olduğunu ancak arabasında söyleyebiliyor:
'kültür bakanı olacağını kendisine açıkladığımda yüzünde sevincin işaretlerini görememiştim. yalnızca gözlerinde önemli bir sorumluluk yüklendiğinin bilincine varan ışıltının çaktığını gözlemiştim.'
bakanlık görevinin hakkını vermişti. o dönemin gençleri, o güne değin itilen kakılan yazarları, kimi gruplarca küçümsenen değerleri kucaklayan kültür bakanlığı'nca çıkarılan dergiyi anımsarlar:
'ulusal kültür'.
12 eylül. baskının adı. özal'lı yıllar. 'değişim' aldatmacasıyla karışık karşıdevrimin, yozlaşmanın adı.
ahmet taner kışlalı, ankara iletişim fakültesi öğretim üyesi. bilime, öğrencilere adanan yıllar. savunduğu düşüncelere karşıt görüşleri ileri süren, bunu bir tutarlı çerçevede dile getiren öğrencilere en yüksek notu veren hoşgörülü, sonuna dek demokrat öğretmen. eşini trafik kazasında yitirdiği günün ertesinde, kolu sarılı derse giren sorumlu öğretmen...
1991 sonu. cumhuriyet gazetesinde yazarlığa başlama:
'haftaya bakış'.
başta çağdaş yaşamı destekleme derneği, atatürkçü düşünce derneği olmak üzere birçok cumhuriyetçi demokratik kitle örgütünün anadolu'nun yüzlerce köşesinde düzenledikleri toplantılarda konuşmalarla 'ulusalcı, laik, atatürkçü' güçlere özgüven aşılama... halka, kemalizmin, atatürkçülüğün bir doğma değil, bir sürekli devrimcilik olduğunu usanmadan anlatma çabası. atatürkçü düşünce derneği genel başkan yardımcılığı...
nisan 1997'de ikinci eşi nilüfer kışlalı ile evlilik. 22 eylül 1999'da nilhan nur'un doğumu.
çayyolu engürü sitesi. 21 ekim 1999:
saat 09.28. cumhuriyet gazetesine 'kınıyorum' başlıklı yazısını faksladı.
saat 09.35.
eşi nilüfer kışlalı ve minik bebeğini kente indirecek, sonra derse girecek. 'nilüfer' dedi, 'ben arabayı ısıtayım. iki-üç dakika sonra gelirsiniz.' evden çıktı.
saat 09.40!
nilüfer kışlalı, 'çok neşeli bir sabahındaydı' dedi...
- iki yıl dersini alma, kendisini tanıma şansına eriştiğim, hocam. haftada birkaç saat dersimize girerdi, bu derslerin bir bölümünü önceden belirlenmiş bir konuda tartışmaya ayırırdı. demokrasi denilen şey sınıfımızda kendini hissettirirdi. farklı düşünceleri saygıyla dinler, bizlere de dinlemeyi, saygı göstermeyi öğretirdi. neler konuşulmazdı ki sınıfta, tabu olan pek çok siyasi mesele irdelenirdi. üniversite öğrencisi olduğumuzu buram buram hissederdik. okuyan, tartışan, sorgulayan, irdeleyen, farklı da olsa görüşlerini belirtebilen şanslı gençlerdik. derslerinde sadece biz değil, siyasal'dan, hukuktan hatta kampüste yer almayan farklı fakültelerden öğrenciler olurdu, tüm bölümler ortak ders aldığımız sınıf dolardı.
bir şövalye gibiyidi, saygılı, nazik. birgün sınıfa girmiş ve "öncelikle bu görüntüden ötürü hepinizden özür dileyerek başlamak istiyorum" demişti. özürünün sebebi dudağının üstünde çıkan bir yaraydı. bu denli nazik, düşünceli bir insanı sayısız parçalara bölerek aldılar aramızdan. hocama özlemim, saygım ve sevgim sonsuzdur.
- öldürülüşünün 9. yılında sevgi, saygı, özlemle andığım, beyefendi hocam. bir aylıkken ayrılmak zorunda kaldığı kızı 9 yaşında, katiller aramızda.
- 9 yıl önce 21 ekim' de derse girmesini beklerken acı haberini aldığımız hocam.
o an ne hissettik, ne yaptık, nasıl davrandık anlayamadık bile.
kızgınlığımız, öfkemiz, üzüntümüz sınırsız ve bi o kadar da hedefsizdi.
protesto ettik, cenazesinde sloganlarla öfke kustuk, sesimizle görüş alanı içerisindeki her yeri inlettik.
ama tek gerçeğin farkındaydık; o ölmüştü, öldürenlerin yanına kâr kalacak bir şekilde.
|