mahur beste,huzur, beş şehir, saatleri ayarlama enstitüsü gibi kitapların yazarı. beş şehir adlı deneme kitabı, türk edebiyatın'da önemli bir yere sahiptir. özellikle istanbul için yazdıkları, istanbul'u hiç görmemiş olanları bile şehire tutulmalarını sağlayabilecek, istanbul'da yaşayanların ise hadi ya, ben buraları hiç böyle hayal etmemiştim dedirtebilecek kadar şahane bir anlatım gücüne sahiptir.saatleri ayarlama enstitüsü ise, istisnasız tüm genç ve orta yaş yazarları etkileyen şaşırtıcı bir kitaptır. doğu batı çelişkisi ve insan ilişkileriyle ilgili saptamaları ve özellikle hayri irdal'ın iç konuşmalarıyla oğuz atay'ın atası diyebilirim.
hikayelerinden abdullah efendinin rüyaları'nı okumamak büyük kayıptır
üniversitede hocası olan yahya kemal'den çok etkilenmiştir, ayrıca bergson'cu felsefecilerden mustafa sekip tunç'un tesiri görülür eserlerinde. romanlarında ve şiirlerinde, şekle çok önem vermiştir. romanlarında çok güçlü betimsel öğeler kullanmıştır ki, bu, betimleme ustası fransız yazar marcel proust'tan mirastır, ahmet hamdi'ye. özellikle "saatleri ayarlama enstitüsü" ve "beş sehir" mutlaka okunması gereken kitaplarındandır.
hayat dediğimiz bu kapalı dairenin en büyük sihri alışmak değil miydi? şeklinde sorulabilecek en ağır soruyu sorup cevabını sorunun içinde bulundurabilen uçuk.
"o, kendisi olmak için beni unutmaya muhtaç. fakat ben, ancak onun sayesinde biraz kendim olabiliyorum."
demiş mümtaz şahsiyet.
23 haziran 1901’de istanbul’da doğdu. kadı hüseyin fikri efendi'nin oğlu. baytar mektebi'ni bırakarak girdiği darülfünun-ı osmani'nin (bugünkü istanbul üniversitesi) edebiyat fakültesi’nden 1923’te mezun oldu. erzurum, konya ve ankara'daki liselerde öğretmenlik yaptı. gazi terbiye enstitüsü'nde (gazi eğitim enstitüsü) edebiyat dersleri verdi. 1933'ten sonra istanbul'da kadıköy lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. güzel sanatlar akademisi’nde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939'da istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi'nde yeni kurulan türk edebiyatı kürsüsü profesörlüğüne getirildi. 1942 ara seçimlerinde chp'den maraş milletvekili olarak türkiye büyük millet meclisi’ne girdi, üniversitedeki görevinden ayrıldı. 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince bir süre milli eğitim müfettişliği yaptı. güzel sanatlar akademisinde tekrar derse girmeye başladı. 1949'da da istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi türk dili ve edebiyatı bölümü’ne döndü. bu görevdeyken 24 ocak 1962’de istanbul’da yaşamını yitirdi. adını ilk kez "altın kitap" dergisinde yayınlanan "musul akşamları" şiiriyle duyurdu. dergah, milli mecmua, hayat, görüş, ülkü, varlık, oluş, kültür haftası ve aile dergilerinde şiirleri yayınlandı. hece vezniyle yazdığı bu ilk şiirler, imge zenginliklikleri ve müzikal nitelikleriyle dikkat çeker. edebiyat fakültesi'nde öğrencisi olduğu yahya kemal beyatlı'dan çok etkilendi. ama ilk eserlerinde yahya kemal'den çok ahmet haşim izleri görülür. haşim gibi o da küçük yaşta kaybettiği annesinin yokluğundan duyduğu acıyı ve kendisini avutacak bir sevginin özlemini dile getirir. içe dönük bir bakışla doğa ile iletişim kurmaya çalışır. şiirinin bir başka yönü bergson felsefesinden kaynanlanan zaman kavramıdır. onun eserlerinde zaman, basit bir süreklilik değil, çok katlı ve karmaşık bir akıştır. "ne içindeyim zamanın", "bursa'da zaman" şiirleri bu olgunun örnekleridir. ilk romanı "mahur beste" 1944'te ülkü dergisi'nde yayınlandı. osmanlı devleti'nin son döneminde seçkin bir çevrenin yaşayışını sergileyen bu romanın ardandan, kendi yaşamından da izler taşıyan "huzur" 1949'da basıldı. huzur, hem bir aşk hem de tanpınar'ın istanbul'a olan derin sevgisinin romanıdır. estetik anlayışının, kültür birikiminin ve geçmiş kültürlere yaslanan yaşam felsefesini yansıttığı bu kitabı tanpınar'ın en yetkin romanı sayılır. romanda, mümtaz ile nuran'ın aşkı çerçevesinde doğu ile batı, eski ile yeni, geçmişin değerleriyle var olan değerler, aşk ile toplumsal sorumluluk arasındaki çatışmayı ve bu çatışmanın doğurduğu bireysel bunalımları irdeler. 1950'de yeni istanbul gazetesinde yayınlanan ancak ölümünden sonra 1973'te basılan "sahnenin dışındakiler" ile 1961'de basılan "saatleri ayarlama enstitüsü"nde de iki uygarlık, iki değerler sistemi arasında bocalayan türk toplumunun ironik tablosu çizilir. ölümünden sonra plan ve notlarına dayanılarak biraraya getirilen ve 1987'de yayınlanan "aydaki kadın" da da aynı irdeleme vardır. şiir, roman ve yazılarının yanısıra istanbul, bursa, ankara, ersurum ve konya kentlerini doğal, tarihsel ve kültürel yapılarıyla anlattığı 1946'da basılan "5 şehir" önemli eserleri arasındadır.
eserleri
şiir:
bütün şiirleri (1976-1981)
roman:
mahur beste (tefrika 1944 - basım 1975)
huzur (1949-1983)
sahnenin dışındakiler (tefrika 1950- basım 1973)
saatleri ayarlama enstitüsü (1961-1977)
aydaki kadın (ölümünden sonra 1987)
öykü:
abdullah efendi’nin rüyaları (1943-1983)
yaz yağmuru (1955-1983)
hikayeler (kitaplaşmayan iki hikayesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983)
deneme:
beş şehir (1946-2001)
edebiyat üzerine makaleler (1969-1977)
yaşadığım gibi (1970-1977)
antolojiler:
tevfik fikret (1937-1944)
namık kemal (1942)
yahya kemal (1940-1982)
19. asır türk edebiyatı tarihi (ancak birinci cildini tamamlayabildi, 1942-1985)
beş şehirinin
ankarasında memnuniyetle kaybolduğum insan.
tanpınar'ın asistanlığını yapmış ve yıllarca çok yakınında bulunmuş prof. mehmet kaplan, "hamdi bey'i nasıl tanıdım?" isimli yazısında tanpınar'la ilgili çok hoş bir hatıra nakleder. hamdi bey, milletvekilliği yaptığı dönemde bir gün edebiyat fakültesi'nde mehmet kaplan'ı ziyaret eder. mehmet kaplan da o sıralarda behice hanım'la yeni evlenmiştir. tanpınar, bu evliliği kastederek kaplan'a "mesud musun?" diye sorar. mehmet kaplan da cevap olarak, "paradan başka bir sıkıntımız yok" şeklinde bir cümle kurar. tanpınar'ın buna verdiği karşılık iç acıtıcıdır: "paranın sıkıntısını kim çekmiyor ki... şu anda maraş mebusunun cebinde ( kendisini kastediyor ) beş lira var. para bulabilirim, bulacağım da. ama saadeti nerede bulmalı?"
ahmet haşim ve
yahya kemal etkileşimli eserler yazan yazar. ecnebilerden ise
marcel proust tandansı var imiş.
huzurdaki mümtaz ve nuran'ı her andıkça 150 gram beyaz peynir çıkarıp rakı içesim gelir..bir de şeyh ahmed zamani hazretleri....'' ayar saniyenin peşinde koşmaktır''
ne içindeyim zamanın
ne de büsbütün dışında;
yekpare geniş bir anın
parçalanmış akışında,
bir garip rüya rengiyle
uyumuş gibi her şekil,
rüzgarda uçan tüy bile
benim kadar hafif değil.
başım sükûtu öğüten
uçsuz, bucaksız değirmen;
içim muradına ermiş
abasız, postsuz bir derviş;
kökü bende bir sarmaşık
olmuş dünya sezmekteyim,
mavi, masmavi bir ışık
ortasında yüzmekteyim.
ahmet hamdi tanpınar
(te5ir, 10.04.2007 17:45)
bizim hocaların ekolünden olduğu kişi... hay olmaz olaydı diyorum bazen. 19 uncu asır türk edebiyatı tarihi isimli bir kitabı vardır ki, bu kitap ders kitabımızdır. bundan sınava hazırlanan bir öğrenci birkaç yıl kendine gelemez iddia ediyorum.
üstadın huzur romanından bir bölüm;
"'işlerimiz iyi gitmiyor diye, tanrılara kızmayalım.' demişti. 'işlerimiz, bizim ve bize benzerlerin küçük sakatlıklarıyla, tesadüflerin ihanetiyle bozulabilir. hatta birkaç nesil için bozuk gidebilir. bu bozulma, bu düzensizlik, iç kıymetlerimize karşı vaziyetimizi değiştirmemelidir. iki ayrı şeyi birbirine karıştırırsak çıplak kalırız. hatta zaferlerimizi bile tanrılardan bilmemeliyiz. çünkü ihtimallerin cetvelinde mağlubiyet de vardır. amcanın mahkemesinin uzamasıyla bu vatan üzerindeki tarihi haklarımızın, kız kardeşinin evlenmesiyle süleymaniye'de okunan sabah ezanının ve müslüman bir babadan doğmanızın, paranızı dolandıran emlak tellaliyle iç çehremizi yapan kıymetlerin, bizi biz yapan büyük realitelerin ilgisi nedir?... bunlar sonu cemiyete dayanan realiteler olsa bile, bizi kendimizi inkara değil, şartları değiştirmeye götürmelidir, elbette ki bizden mesut memleketler ve vatandaşlar vardır; elbette ki iki asırlık hezimetlerin, çöküntülerin, henüz kendi şartarını bulamamış bir imaparatorluk artığı olmamızın bir yığın neticesini hayatımızda, hatta etimizde duyacağız. fakat bu ıstırabın bizi inkara götürmesi, daha büyük bir hezimeti kabul değil midir? vatan ve millet, vatan ve millet oldukları için sevilir; bir din, din olarak münakaşa edilir, red veya kabul edilir, yoksa hayatımıza getirecekleri kolaylıkları için değil..."
hayatta hep '
geç kalmışlık' tan yakınmış, bunun
huzursuzluğunu fazlasıyla yaşamış olan yazarımızdır. nitekim, anlaşılıp sevilmesi, değerinin anlaşılması da o öldükten sonra olmuş, son gecikmişliğini de bu şekilde yaşamıştır. vakti zamanında evli bir kadına aşık olduğu ve
huzur'u yazmasında ki en büyük etkenlerden birinin de, çektiği bu ıstırap ve yaşadığı 'karşılıksız' aşk olduğu tevatürden hallicedir.
(muglak, 27.05.2007 23:01 ~ 23:04)
ölürüm lan ben böyle adama demek istediğim kişidir.
kültür tarihçisi ekrem ışın, fi tarihinde kitaplık dergisinde (sayı: 65) 'a'dan z'ye ahmet hamdi tanpınar' adında bir sözlük hazırlamış... şimdilerde bu sözlüğü genişletme çabaları içerisindeymiş...
aşk !..
aşk dediğin nedir ki
tenden bedenden sıyrık
çocukların içinde
yaşadığı bir çığlık
aşk dediğin nedir ki
histen nefesten varlık
umutsuzluk içinde
karanlığa son ıslık
eşik
basma bu eşikte benim kalbim var,
kalbim ki bir uzak hayale ağlar
kıskanç bir büyüdür bana uzletim
zâlim arzularla tutuşan etim,
her akşam bir çarmıh olur ruhuma
ben de bilmem nasıl diner bu humma;
saatler işkence, günler cellâdım,
ne ben yanlızlığa bir lâhza kandım.
ne de yalnızlığım benden usandı.
tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı,
yabanî otlarla örtüldü duvar;
mermer havuzlarda köpüren sular
kâh bir ayna oldu kamaşan güne,
kâh bağrım açıldı bütün hüznüne
ufukları sarsan geniş rüzgârın
benden sor sırrını bu boş yolların
benden sor ve benden dinle akşamı
(bkz:
huzur)
(bkz:
@1931442)
ömrü boyunca okunmamaktan ve eleştirilmekten yana dertli ve bu konuda da haklı olan çalışkan yazar. pek çok türde eser vermiş, ayrıca da üşenmeyip yaptığı işler üstüne kafa çürütmüştür. yazdığı edebiyat tarihine benzer bir tarih henüz yazılmamıştır.
bir gül bu karanlıklarda adlı bir derlemede hakkında birçok yazı bulunabilir. bu ay içinde de
zeynep bayramoğlu tarafından hazırlanan bir kitap çıktı. tez çalışması olmalı.
ayrıca
(bkz:
antalyalı bir genç kız)
(bkz:
zaman)
türk edebiyatının yetiştirdiği yegane edebiyatçı. "yazarlığının başarısından dem vurmak haddime düşmez" diyecektim ki eleştirmenliği için de haklı sözler etmek ömrümün yetmeyeceği bir alan sanırım. yine de işte insan kendisini tutamıyor ve "türk edebiyatı için hatta belki de evrensel anlamdaki edebiyat için söylenebilecek ne kadar yetkin söz varsa pekçoğunu söylemiş bir yazar" demekten kendini alamıyor.
bugün hep yakınıp durduğumuz "değerini yaşarken anlayamadık" klişesine o zamanlar damgasını vurmuş ve demiş ki: "bizde tenkit mersiyeyle birlikte başlıyor." ayrıca, dönemninde ve öncesinde roman söz konusu oldukta, toplumsal problemler, gerçekçilik tartışmaları, batılılaşma sorunları vs derken yazarlarımızın
roman yazdıklarını unuttuklarını söyleyerek, gerçekçilik için mutlaka ki taşraya inmek durumunda olmadıklarını sadece gözlerini açıp kendilerini incelemeleri gerektiğini çünkü zaten türk ikliminde yetiştiklerini hatırlatıp, çalışarak roman yazmak istiyorlarsa roman türü üzerinde çalışmaları gerektiğini hatırlatmıştır. türk edebiyatında romanın yerleşmesini geciktiren sebepleri sıralarken roman işçisi yoksunluğunun başat sorun olduğunu söylemiştir.
ender gürol tarafından "saatleri ayarlama ensititüsü" adlı kitabı ingilizceye çevrilmiştir. pek bilinmese de aslında
orhan pamuktan sonra yabancıların en çok okuduğu ki çoğunun
pamuktan üstün tuttuğu yazar. şanssızlık şu ki, ingilizce baskısı büyük bir yayınevi tarafından basılmadığı için, iyi dağıtılamıyor ve genellikle yazarı şahsen tanıyan kitabevi sahipleri ya da müşteriler tarafından özel olarak sipariş edildiği takdirde sekiz haftayı aşan zamanda temin edilebiliyor ki yazık diyorum sadece.
huzur adlı romanı da çevrildi, ama ama basıldı mı onu bilmiyorum.
roman ve öykülerindeki karakterler birer kurgu harikasıdır, dili ağzınızdan salyalar akıtacak denli büyük bir ustalıkla kullanır ve insan ruhunun karanlık, kaybeden ve daha bir sürü ıvır zıvırını akıl almaz bir şekilde kavramıştır. özellikle saatleri ayarlama enstitüsü'nden (bu arada (bkz:
tek seferde enstitü yazmanın imkansızlığı)) başka hiçbir kitapta olmadığı kadar büyük bir hüzün ve yüzyıllar akar üzerinize. favori yazarım yine de oğuz atay'dir, orası ayrı.