(bkz. nazim hikmet)
ben bir insan,
ben bir türk şairi nazım hikmet
ben tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...
ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum,
hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler.
hem bir tek elmadan, hem süpürülen topraktan, hem
zindandan dönen insan ruhundan, hem kitlelerin
daha güzel günler için savaşından, hem bir tek
insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler yazmak
istiyorum, hem ölüm korkusundan, hem ölümden korkmamaktan
bahseden şiirler yazmak istiyorum.
çok çok iyi bir şair.
sağlığında tek bir kitabı oldu.(bkz. hasretinden prangalar eskittim.)
ölümünden sonra oğlu bu kitaba girmeyen şiirlerden oluşan bir şiir kitabını daha çıkardı.(çok olmadı,daha yeni).(bkz. yurdum benim şahdamarım)
hayattayken yayınladığı bir şiir kitabı vardı oda 'hasretinden prangalar eskittim' adlı kitabıydı...fakat ölümünden sonra oğlu hayattayken yayınlanmayan, bilinmeyen şiirlerini toparlayıp bir kşta haline getirerek yurdum benim şahdamarım adlı kitabı çıkardı....
birçok şiiri bestelenmiştir...ve sanırım en son oktay kaynarca çıkardığı şiir kasetinde ahmet arif şiirlerinden de okudu...
birde şöyle bir rivayet vardır ki ne kadar doğru bilemiyorum *. rivayete göre ahmed arif ve enver gökçe aynı cezaevindeler ve ahmed arif tahliye olduğunda enver gökçe şiirlerini verir yayımlaması için ama ahmed arif şiirleri kendi şiirleri olarak yayınlar. hatta hasretinden prangalar eskittim'den sonra kitap çıkarmamasının nedenini buna bağlıyanlar bile var...
toplumcu,gerçekçi şairlerimizden biri. nazım hikmetin açtığı yolda kendi tarzıyla başarıyla yol almıştır. yazıları ve şiirlerinden dolayı hapis cezası da görmüştür. rıfat ılgazla hemen hemen aynı kadere sahiptir. aşağıdaki mektup ahmed arifin rıfat ılgaza yazdığı bir mektuptur, okuyunca iki büyük şair arasındaki ilişkiden büyülenmemek elde değil:
13-11-1988
yeşilköy
sevgili rıfat ağabey
halkımın yurdumun büyük acısı, büyük hüznü, sonsuz sevinci ve yıkılması imkansız onurusun.
büyük şair, büyük inanç adamı, büyük namus anıtı ve büyük ozansın
sana 'ağabey' diyebildiğim için mutluluk duyuyorum. şunun şurasında bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile, kahrolarak verdik gitti. alnımız ak, yüreğimiz pırış pırıl... merhaba sevgili ağabey. ahmed arif
bir kahraman. halkının acısını sezen dev bir kartal. keşke oğlu filinta, sırf telif için ikinci bir "zorlama" kitap çıkartmasaydı. ki sağlığında kendisi kitap olarak bastırmamıştı bile bu şiirleri.
1927 yılında diyarbakır’da doğdu, 2 haziran 1991 tarihinde ankara’da öldü. ortaöğrenimini diyarbakır lisesi’nde tamamladı. ankara üniversitesi dil ve tarih coğrafya fakültesi felsefe bölümü öğrencisi iken 1950’de türk ceza yasası’nın 141. maddesine aykırı davranmak savıyla, 1952’de gizli örgüt kurma savıyla iki kez tutuklandı, yargılandı ve 2 yıl hüküm giydi. cezaevi günleri sona erince ankara’daki gazeteler ve dergilerde teknik işlerle uğraşarak yaşamını kazandı.
toplumcu gerçekçi şiirimizin ustalarındandır. yaşadıgı coğrafyanın duyarlılığı ve halk kaynağındaki sesini hiç yitirmeden, lirik, epik ve koçaklama tarzını kusursuz bir kurguyla kullanarak, özgün, tutkulu, müthiş ezgili çağdas şiirler yazdı.
kendisine ahmed amca denilmesinden hoşlanmayan "bana ahmed arif amca deyin,ahmed deyince bir şeyler eksik kalıyor,tıpkı hayat gibi.kim hayata benzemek ister ki?" diyen aşmış kişi.
şiirleri gibi sesi de ayrı etkileyici olan büyük şahsiyet.hasretinden prangalar eskittim,kara,otuz üç kurşun,akşam erken iner mapushaneye büyük eserlerinden sadece birkaçıdır.
bir kitapla şair mi olunur sorusuna, "bir kitapla peygamber olunuyor, şair neden olunmasın" cevabını veren ve evine yapılan baskınlardan kurtarmak istediği -o güzelim- şiirleri kaybolan büyük türk şairi.
cemal süreya ile çok iyi dost olan ve cemal süreya'nın kız kardeşine aşık olan büyük sanatçı.bir kitapla şair mi olunurun cevabını phos4 kardeşimiz tokat misali vermiş bir daha üzerinde durmak olmaz.cemal süreya ile ahmed arif'in aralarında geçen yaşanmış bir olayı ise aynen şöyle ceryan etmiştir.ahmed arif ve cemal süreya her zaman ankarada belli bir meyhanede içerler, dertleşirler, şiir yazalarmış, fakat bir gün ahmed ahmet arif meyhaneye gelmemiş, bir iki gün, aradan bir hafta geçer ama ahmed arif yoktur. cemal süreya artık dayanamaz garsona sorar; olum bizim ahmedi hiç gördün mü der.garson yok cemal abi hiç görmedim bir haftadır uğramıyor der.cemal süreya bunun üzerine bütün meyhanelerde ahmed'i aramaya başlar lakin bulamaz en son ispirto içilen 3.sınıf meyhanelere bakamaya karar verir en son bu meyhanelerden birinde ahmed arifi bulur.sorar ahmed nerelerdeydin ahmed cevap vermez oğlum söylesene biz seninle dostuz der.fakat ahmed arif cemal ben sana çok büyük bir hata yaptım der.cemal süreya ise ben böyle bir hata yaptığını hatırlamıyorum der.ahmed arif yok yok yaptım ben senin kız kardeşine aşık oldum der.cemal süreya da bunun normal olduğunu bildirir ve senin gibi bir insandan daha iyisini bulacak degil ya der ve uzun konuşmaların ardından cemal süraya ahmed ile kız kardeşine bir buşuma tarihi ayarlar.lakin buluşma gününe ahmed arif gitmez cemalin kız kardeşi çok sinirlenmiştir ve abisine bunu belirtmiştir.cemal süreyada buna sinirlenir ve ahmed arif'i yine aynı 3.sınıf meyhanede bulur ve kızmaya başlar neden kız kardeşimi beklettin der .ahmed arif'in cevabısı ise gömleğim kirliydi be cemal olmuştur,onun karşısına kirli gömlekle çıkmak olmazdı demiştir.bunun üzerine iki üstad sabaha kardar içip dertleşmişlerdir.
"hasretin nazlıdır ankara" satırlarının sahibidir.
tek kitapla meşhur olması solculuk oynayanların her şeyi ve herkesi abartıp tanrı ilan etmelerinden kaynaklıdır. ahmed arif çok iyi bir şairdir elbette. ancak bazı insanlar sırf kültürlü görünmek için sol görüşü benimsediklerinden peygambersiz din yaratıyorlar kendilerine. bunları şöyle bir anektottan biliyorum ki ahmed arif de bu durumdan hiç hoşnut kalmamıştır eminim.
ahmed arif trenle yolculuk yaparken elinde nazımın bir kitabı vardır ve keyifle okumaktadır. yanında oturan bey de kitaba ve ustaya dikkatlice bakmaktadır. neyse bir süre sonra adam dayanamaz ve "nazım okuyorsunuz demek, kutlarım" der bilgiç bir edayla. ahmed arif teşekkür eder. adam tam gaz devam eder, devrim hikayeleri anlatmaya başlar ve söz dönüp dolaşıp ustaya gelir.
"nazımı bildiğinize göre ahmed arifi de bilirsiniz. yiğittir, devrimcidir" der. edebiyat öğretmeni olan adam öğrencilerine ahmed ariften şiirler okuduğunu coşkuyla anlatır.
ahmed arif önce, adamın kendinden eminliğinden şüphe eder ve "acaba hatırlamıyor muyum" diye düşünür. sonra "hocam bu ahmed arif dediğiniz adamın kaç kitabı vardır?" diye sorar.
adamın yanıtı bombadır:"efendim ahmed arif üretime emeğe gönül vermiş büyük bir şairdir. bende 7-8 tane kitabı var" der.
varamaz elim
ayvasına, narına can dayanamazken,
kırar boynumu yürürüm.
kurdun, kuşun bileceği hal değil,
sormayın hiç
laaaaal...
kara ferman çıkadursun yollara,
yarin bahçesi tarumar,
kan eder perçem
olancası bir tutam can,
kadasına, belasına sunduğum,
ben öleydim loooy...
elim boş,
ayağım pusu.
bir ben bileceğim oysa
ne afat sevdim.
bir de ağzı var dili yok
diyarbekir kalesi...
2.
açar,
kan kırmızı yediverenler
ve kar yağar bir yandan,
savrulur karacadağ,
savrulur zozan...
bak, bıyığım buz tuttu,
üşüyorum da
zemheri de uzadıkça uzadı,
seni, baharmışın gibi düşünüyorum,
seni, diyarbekir gibi,
nelere, nelere baskın gelmez ki
seni düşünmenin tadı...
3.
hamravat suyu dondu,
diclede dört parmak buz,
biz kuyudan işliyoruz kaba - kacağa,
çayı kardan demliyoruz.
anam sır gibi saklar siyatiğini,
"yel" der, "baharın geçer".
bacım, ikicanlı, ağır,
güzel kızdır, bilirsin.
ilki bu, bir yandan saklı utanır
ve bir yandan korkar
ölürüm deyi.
bir can daha çoğalacağız bu kış.
bebeğim, neremde saklayım seni?
hoş gelir,
safa gelir,
ahmed arif'in yeğeni...
4.
doğdun,
üç gün aç tuttuk
üç gün meme vermedik sana
adiloş bebem,
hasta düşmeyesin diye,
töremiz böyle diye,
saldır şimdi memeye,
saldır da büyü...
bunlar,
engerekler ve çıyanlardır,
bunlar,
aşımıza, ekmeğimize
göz koyanlardır,
tanı bunları,
tanı da büyü...
bu, namustur
künyemize kazınmış,
bu da sabır,
ağulardan süzülmüş.
sarıl bunlara
sarıl da büyü...
bu toprağın şairidir, bu toprağı en iyi tasfir eden şairdir. şiirleri mükemmel betimlemelerle süslüdür, sade, ufak ayrıntılarla tasvir eder. tek şiir kitabı vardır(hasretinden prangalar eskittim) ben aldığımda 44. baskısını yapmıştı. çukurovayı yaşar kemal ile birlikte bu memlekete anlatmıştır. bazı şiirleri için;
utanırım,
utanırım fukaralıktan,
ele, güne karşı çıplak...
üşür fidelerim,
harmanım kesat.
kardeşliğin, çalışmanın,
beraberliğin,
atom güllerinin katmer açtığı,
şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
kalmışım bir başıma,
bir başıma ve uzak.
biliyor musun ?
binlerce yıl sağılmışım,
korkunç atlılarıyla parçalamışlar
nazlı, seher-sabah uykularımı
hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
haraç salmışlar üstüme.
ne iskender takmışım,
ne şah ne sultan
göçüp gitmişler, gölgesiz!
selam etmişim dostuma
ve dayatmışım...
görüyor musun ?
nasıl severim bir bilsen.
köroğlu´yu,
karayılanı,
meçhul askeri...
sonra pir sultanı ve bedrettini.
sonra kalem yazmaz,
bir nice sevda...
bir bilsen,
onlar beni nasıl severdi.
bir bilsen, urfa´da kurşun atanı
minareden, barikattan,
selvi dalından,
ölüme nasıl gülerdi.
bilmeni mutlak isterim,
duyuyor musun ?
öyle yıkma kendini,
öyle mahzun, öyle garip...
nerede olursan ol,
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne - üstüne,
tükür yüzüne celladın,
fırsatçının, fesatçının, hayının...
dayan kitap ile
dayan iş ile.
tırnak ile, diş ile,
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüsva etme beni.
gör, nasıl yeniden yaratılırım,
namuslu, genç ellerinle.
kızlarım,
oğullarım var gelecekte,
herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
kaç bin yıllık hasretimin koncası,
gözlerinden,
gözlerinden öperim,
bir umudum sende,
anlıyor musun ?