nefreti aşmanın tek yolu var affetmek...
başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.
nefret yaşamdan zevk almamızı,
insanların güzel yanını görmemizi engeller.
hiç kimse saf iyi yada saf kötü değildir.
salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe,
depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı.
nefret dolu bir yaşam mutsuz bir yaşamdır.
affetmek insanı derinleştirir.
affetmek için insanın,
kendini hazır hissetmesi gerekir.
çünkü affetmek bir seçimdir.
kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir.
affetmek bir süreçtir.
birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.
affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır.
yani koşullu affetme yoktur.
diğer insanında sizi affetmesini,değişmesini yada sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.
affetmek bir seçimdir amacı sizin rahatlamanızdır.
sizin özgürleşmenizdir.
nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor yada ölmüş olması
sizin affetme sürtecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda
bir farklılık yaratmıyacaktır.
o acılar sizin acılarınız.
affetmek kolay değildir fakat özgürleşmek için gereklidir.
çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi
suçsuz yada haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.
oysa affetmek geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak,
yaşamımızı kontrol altında tutmasına son vermek demektir.
affetmek o kişiyi sevmek değil
affetmek o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil
affetmek o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil
affetmek o kişinin beklentileri doğrusunda davranmak değil
affetmek o kişiyi kucaklamak değil
affetmek o kişiyi suçsuz bulmak değil
affetmek o kişiyi haklı bulmak değil
affetmek o kişinin verdiği zararı telafi etmek için
çaba göstermemek değil.
affetmek kırgınlığın küskünlüğün nefretin hapisanesinden
özgürlüğe kavuşmaktır.
affetmek artık acıyı hissetmemektir.
yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir
'duygusal' unutma affetmenin diğer adıdır.
bir zaaf değildir, bizlere adaletsizce davranan bir kişiye atabileceğimiz en iyi tokattır. bağışlamaktır. insanı yüceltir. bilge kişilerin ve evliyaların bilgeliği bilinen bir gerçektir:
"bir bektaşi dervişi ile bir mevlevi derviş bir yerde karşılaşırlar. ikisi de mensubu oldukları inanç ve öğretiyi tanımak üzere birbirlerine sorular yöneltirler.
- bektaşi sorar; " gömleğinin kolları neden bu kadar geniş?"
- mevlevi; " dünyadaki kusurları ve kötülükleri gömleğimin içine atar, sır ederim. peki ya seninki niye dar?
verdikleri kararların arkasında duramayan ya da yaptığı hataları halının altına itmeye çalışan insanların, sizden bekledikleri davranıştır. sonucunda ya onlara olan saygınızı yitirirsiniz ya da kendinize olan.
dünyanın en erdemli davranışlarından biridir. sizin karşınızdakinin bir insan olduğunu ve her insanın hata yapabileceği gerçeğini gördüğünüzü gösteren tek unsur.
affetmek çoğu zaman kibirdendir. ötesi yoktur. evet, genel görüş bu eylemin doğruluğunu över de durur, bunun üzerine methiyeler yazılır. ne var ki biraz geri çekilip bakarsak aslında affetmenin kibirden, ego tatmininden ileri gitmeyen bir konudur. yani insanların affedemeyecekleri şeyler yok mudur? kesinlikle vardır. hani birilerinin derinlerde bir yerlere dokundukları olaylar.. işte bunları affetmek sadece kişinin toplum imajı için bir anlam ifade etmektedir. şahsen ben mevlana değilim ki, çelik gibi hafızamın beni rahatsız eden anılarına karşı don kişotluk yapıp yüce toplumun gözünde yüce bir insan olayım. tabi ki affedilmesi gereken şeyler de vardır, yalnız bunlar küçük, kişiliğe dokunmayan şeyler olmalıdır.
dogville filminde de bunun üzerine konuşmalar geçmektedir. tavsiye olunur.
beraberinde getirdiği tüm sorunlara, açmazlara, yanıtsız kalmaya mahkum sorulara karşın diğer olumlu şeylerin olabileceği kadar olumlu, diğer anlamlı şeylerin olabileceği kadar anlamlı bir edimdir. affeden a affedilen b kişilerinden b'yi affeden a da a tarafından affedilen b de bir yanılsamayı deneyimliyor olabilir; iki taraf da bu yanılsamanın tamamiyle ayırdında da olabilir. belki de bu durumda düşünülmesi gereken, yanılsama içinde içinde bulunuyor olabilme ihtimalinin ille de hakikaten tümüyle kopmayı gerektirmiyor oluşudur. bir yanılsamayı deneyimliyor olabileceğini bilmek, bu ihtimali idrak edebilmek, yanılsamaya dolaylı da olsa bir gerçeklik addetmeyi sağlayabilir. kaldı ki, gerçek olduğuna inandığımız pek çok aidiyeti ve/veya reddiyeyi kendimiz kurar, hatta kendi alanımızın genişliğince manipüle ederiz. bu kurma yapının içinde varolanların yanılsama olmadığını iddia etmek için herhalde bu iddiayı ancak söz konusu yapıları ve bu yapıların iç dinamiklerini kendi elimizle-irademizle kurmuş olduğumuzla gerekçelendirebiliriz. dolayısıyla, bu kurmaca olduğu kadar da gerçek ilişkiler ağı içinde bu yanılsama ihtimalini göz önünde bulundurabilmek, bunun beraberinde getirebileceği kısırdöngüsel paranoyayı bir yana koyarsak, affetmek edimini ya da affedilmek durumunu da diğer durumlar kadar meşru kılabilir.
affetmek, affedilmek gibi insani durumlara karşı pozitivist bir duruş almak doğru değildir. acı deneyimler, belki daha az acı yeni açılımları da beraberinde getirebilir.
zordur. karşınızdaki insan yapılması nispeten daha kolay olanı yapmış, özür dilemiştir. ancak size işin en zor kısmını bırakmıştır. her zaman küçük bir tereddüt vardır akılda. "acaba"lar yer bitirir içinizi. sonra bir muhakeme başlar. "hak ediyor mu?" diye sorarsınız kendinize. "bir özür yeterli midir acaba?" diye soruyla cevap verirsiniz kendi sorunuza. sorular volta atarken kafanızın içinde birden karşınızdaki bir çift göze kilitlenir gözleriniz. onlar yalan söylemez bilirsiniz. aradığınız cevabı size haykırmaktadırlar. sonra... sonrası malum, o iki küçük aynada ne gördüyseniz onu yaparsınız. hak edileni yaparsınız.
bugün çok saygıdeğer bir kişiden (ki kendisi bir çok mühendis adayının ilahıdır, daha fazla da ipucu vermeyeceğim) duyup şok olduğum tanımını size aktarmayı kendime bir borç biliyorum:
"ağlamak çocuklara, affetmek allah'a mahsustur. olur da beni üzersen, çocuk değilim ağlamam, allah değilim affetmem."
"pirenelerin bir yakasındaki hakikat öte yakasında yalandır hep" sözüne inanlardan biri olarak şeylerin sıcaklığı içerisindeyken özrü kabul etmemek kendi paradoksunu içinde taşır... yaşantı içerisindeyken özürü kabul etmek deneyimin sağlıklı/sağlıksızlığını gösterecek ya kendi kendini bitirecek ya da sapasağlam hayatta mecrasını bulacaktır... bir daha dönüp geriye bakmamak/bakışmamak için belki bu gereklidir.
bedel ödemenin ilk adımıdır. başına gelen, getirilen fenalıkların bigün bi yerde yapmış olduğu hatadan kaynaklandığını bilen kimse kendisine nankörlük, kötülük ederek başını belaya sokan kişiyi suçlama lüksü bulmaz, bulamaz kendinde. bu kişi sadece vesile olmuştur, asıl sebep kendisidir, kendi yaptıklarıdır. bu durumda aracı olanı suçlamak gereksidir. affetmek işlemi ile aradakiler ortadan kaldırılır ve kişiye kendi ile hesaplaşmak kalır.