56k modem..
adslderken, artık
süper hızlı internet haberleri duymaya başladığımız bugünlerde insan ister istemez nostaljik kareleri gözünün önünden geçiriyor..
90'lı yılların sonunda o zamanın iyi parasıyla alınan bir pentium mmx bilgisayar, bir süre sonra telekom başvuruları vs. derken 56k modem ile internet eve girer.. ve o duyduğunda dünyaya açılan kapı sesi izlenimi veren kulak tırmalayan modem bağlantı sesi ile bir an önce sağ alt köşeye bağlantı işareti olarak inmesini beklediğimiz dikdörtgen kutucuk.. sonra bakardık, kaçla bağlanmış acaba ? 27 hmm.. 45 ooo..
bir explorer sayfası açarsın, ikinciyi açarsan bilgisayar kasar, beklersin..
en büyük heveslerinden biri yıllardır arayıp da bulamadığın, bulup da alamadığın şarkılara bir an önce ulaşmaktır.. ama o zamanlar l
imewire, bloklar,
rapidshare, forumlar bugünkü gibi ne gezer ?
bir
napster vardır gözüne baktığımız.. bir de bir kaç
imesh türü benzer programlar.. napster'dan araya araya sonunda bulursun, e bağlantı hızı malum, karşıdaki bekler mi, şarkı %99 olur çeker gider.. kafanı vurursun duvarlara.. küfür üstüne küfür.. kimisi gıcıklığına kapatır..
tek tük bulduğun sitelerden indirmeye kalkarsın, tam indirirken "pıt" diye bir ses duyarsın ve karşında o iğrenç "yeniden bağlan" kutucuğu.. her yeni bağlantı ek masraf.. üstelik öğrencisin.. zaten evdekilerin bıdıbıdısı bitmez.. "o fatura bir gelsin, bir gelsin" tehditleri.. (telefonla aynı hat kullanıldığından ) "kızıım /ooğğluum çık o internetten bak halanları arıycaz, bak arıyorlarmış hep meşgul çalıyormuş" ya da tam bir işle meşgulgen o "pıt" sesinden sonra telefon açıldığından bağlantı koptuğunu anlar bağırırsın:
-anneeee sen mi açtın telefonuuu.. üüüüğğğ
+ aaa internette miydin çocuğum bilemedim.
her şeye rağmen mücadeleye devam edilir.. yarım kalan dosyaları indirmeye devam etmeye yarayan programlar bulunur..
get right,
flash get gibi.. bir şarkıyı 0,27kb, 2kb gibi hızlarla 1 haftaya indirirsin..
sonra aylar sonra sevinirsin: "oley be, arşive bak, tam 127 tane şarkım var.."
faturaya göre günlük bağlanma süresi belirlenir.. "günde 3 saat, 2 saat yok artık 1 saat bağlanıcam" diye..
sonra, imkansız gibi bir mevzudan bahsedilir: "olum, sınırsız internet diye bir şey var, baya bildiğin 24 saat internet ööyle açık.."
bir süre sonra bilgisayarın fanı bu aksiyonları kaldıramamaya başlar, kasa çıkartılır, şöyle yaka bağır açılır bilgisayarın ferahlasın, ısınmasın diye.. ısınıp bağlantı kopmasın diye fana adeta mangal yelleme hareketiyle takviye rüzgar soğutması yapılır.. bunların hepsi fatura olarak geri döner tabii.. üstelik başın sıkıştığında, beleş bağlantı şifresi bulamadığında gözünü karartıp 146'dan bağlandığında olur.. ve bir ay fatura kol gibi bir gelir, biriken bütün harçlıklarla aileden habersizce telefon giderleri de kabul edilerek ödenir.. zira, "walla bakın, bağlantı kopup kopup durduğundan oldu, çok girmedim" desen kim inanır ?
(bu dönemin sonrasındaki dönemde internet kafelere bırakılan harçlık servetleri ayrı bir mevzu bahistir..)
o zamanlar malum disket hürmet görürdü, nerede cd yazıcı, nerede dvd yazıcı.. yedekleme..
ve bir sabah kalkıp açma düğmesine bastığında karşında siyah ekran ve bir yazı görürsün : "hard disc failure -sizlere ömür-.. " .. bir nevi fin/son/the end.. sonrasında sende mavi ekran..