mikis theodorakis 'in marş kıvamında parçasıdır maria farandouri ile birlikte söylediklerinde gaz verir. şu günlerde kıraçın yaptığı fenerbahçe 100. yıl marşının bu parçadan izler taşıdığı söylentileri dolaşır kulaktan kulağa...
kendisi bizzat fenikelidir daha sonra zeusve hadesin katkılarıyla yunan mitolojisine yüklü miktarda paraya transfer olmuştur.kendini beğenmiştir,puştun tekidir,aphrodite ile reina ve laylada sarmaş dolaş görüntülenmiştir. yakışıklılık timsali olup bir gün gölde kendi aksini seyrederken +ulan ben ne kadar yakışıklıyım ne karizmatiğim derken,gaydırı guppak cemile diyip göle düşüp ölmüştür. aphrodite dul kalmıştır 19.kez
edit: gaydırı guppaklayan arkadaş narkisostu, bu adamı taşaklarından vurmuşlar.
köken ve kaynakları güney akdeniz çevresine uzanan tipik bir anadolu efsanesi. kybele-attis mitos'unun bir başka anlatımını veren adonis efsanesi bir toprak-bereket öyküsüdür. birçok şiir ve masal yazarlarının özene bezene işledikleri bu öykü şöyle özetlenebilir:
suriye kralı theias, ya da kıbrıs kralı kinyras'ın myrrha ya da smyma adında bir kızı varmış, tanrıça aphrodite'in lanetine uğrayan bu kız babasına tutulmuş, onunla sevişmek istemiş. dadısının kurduğu bir düzenle babasının yatağına girmiş ve on iki gece onunla sevişmiş, son gecesi de gebe kalmış. o gece babası, yanında yatan kadının kendi kızı olduğunu anlamış ve bu korkunç günahı temizlemek için, kılıcıyla kızının üstüne yürüyüp onu öldürmek istemiş. ama tanrılar myrrha'ya acımışlar ve onu babasının elinden kurtarmak için bir mersin ağacına çevirmişler. on ay kadar sonra ağacın kabuğu çatlamış, gövdesinden dünya güzeli bir bebek çıkmış. çocuğun güzelliğine vurulan aphrodite onu büyütsün diye yeraltı tanrıçası persephone'ye vermiş. ama persephone de çocuğa tutulmuş, onu aphrodite'ye bir daha geri vermeye yanaşmamış. tanrıçalar arasında kopan kavgaya yargıçlık eden zeus, adonis'in yılın dört ayını persephone'nin, dört ayını da aphrodite'nin yanında geçireceğine, geri kalan zamanda da istediği yerde yaşayabileceğine karar vermiş. adonis sekiz ay aphrodite'nin yanında kalmayı seçince, tanrıçanın güzel delikanlıya olan aşkını kıskanan öbür tanrılar (ares ya da artemis) adonis'in üstüne bir yaban domuzu salmışlar, kasığından yaralanan adonis'de kanaya kanaya can vermiş. toprağı sulayan kanından manisa lalesi denilen bahar çiçekleri bitmiş, öte yandan sevgilisinin yardımına koşan aphrodite'nin ayağına diken batmış, sıyrığından akan bir damla kan tanrıçanın çiçeği olan beyaz gülü kırmızıya boyamış.
kışın yeraltında saklanan, baharla birlikte yeryüzüne dönen ve aşk cümbüşü içinde fışkırıp gelişen bitkisel varlığı simgeleyen adonis'e suriye'de özellikle kadınlar tapınırlardi: yılda bir bahar bayramları yaparlar, saksılara, sepetlere tohum dikerler, onları sıcak sularla sularlardı, böylece hızla büyüyen bu bitkiler kısa zamanda solup ölürlerdi. adonis bahçeleri denilen bu çiçeklerin karşısında kadınlar yas tutar ve "o ton odonin" (vah adonis!) çığlıklarıyle dövünürlerdi. adonis efsanesi sümer ve hitit kaynaklarından gelmedir. adonis ibranîce "efendi" anlamına gelen tammuz (türkçe temmuz) adının yunancalaştırılmış karşılığıdır. tammuz-adonis efsanesiyle hitit bereket tanrısı telepinu efsanesi arasında ilişki ve benzerlik göze çarpmaktadır.
kendi ülkesinde orhan pamuk gibi bıçak sırtı bir konumda yer alan suriyeli şair. doğu medeniyetini eleştirme tonajı orhan pamuk' tan çok daha düşük olmasına rağmen arap aleminde çektiği tepki orhan pamuk'un türkiye' de çektiğinden az değildir. bu sebepten ülkesi yerine fransa' da yaşayan şair adonis' in en bilinen dizesi ise; ''ey aşk uslandırma bizi'' dir.
şair olanı (tanrı da denebilir belki, ayrım için yazıyorum) bir röportajında aşk için der ki:
"aşk, büyük ve kutsal bir şeydir birey için. insanı hayata bağlayan ve gözardı edilmeyecek nedenlerden bir tanesidir. bir kere büyüklüğünü nereden anlıyoruz, bireyde kendi kendini var etmesinden. insan şu veya bu çeşit kalıntılarla doğar, belirli bir süre sonra nesneleri tanır, dokunur, ağzına götürür, emer; ama aşkı içten gelen bir büyüyle tanır. bu büyü bir duygudur; acı verir, mutlu eder ve kişiyi durumdan duruma sokar, ayaklarını yerden keser, yerin dibine batırır. aşk bireyin çelik ve demir zincirlerini kırar, meyvesini kuşatır, kişinin “elif”ini bile unutturur. insan yaşlandıkça aşk, bir ırmağın buharı gibi kalır onda, sıcak bir buhar, ısıtan, saran geçmişiyle ve geleceğiyle kollayan. ama güçlü akıntısı insanı dinlemeyen. aşk, kısacası insanı güçlü kıldığı gibi, akıntısı her zaman değişken ve daha güçlüdür bireyden."