iskoçyalı ekonomist ve filozof olan adam smith, glasgow ve oxford üniversitelerinde öğrenim görmüş ve daha sonra glasgow üniversitesinde ahlak felsefesi profesörü olmuştur...
(bkz: bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler)
kendisi liberal iktisadi düşüncenin ve klasik iktisatın babası kabul edilir.ekonomide devlet müdahalesinin gereksiz olduğunu,serbest piyasa ekonomisinin gerekliliğini savunur,bunu da ''bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler'' meşhur sözüyle ifade eder.milletlerin zenginliği adındaki kutsal kitabın da yazarıdır
laissez fairre laissez passe ... (bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler) sözünü etmiş kişidir bu abi. iktisat alanında hemen her konuda bir şeyler söylemiştir. sonrasında gelenler için önemli referans kaynağı olmuştur. özellikle merkantalist iktisat anlaıyışını yıkması dikkat çekmiştir. ona göre, milletlerin refahı daha çok madene sahip olmaktan değil daha çok üretmekten geçer. üretim uzmanlaşma ve işbölümüne dayalı olmalıdır. uzmanlaşma işlerde hızlılık, zamandan kazanç ve yeni buluş ve teknolojilerin geliştirilmesine olanak tanır. öte yandan milletlerin her ürünü üretmeye kalkışması yerine, sadece ucuza üretebilecekleri ürünler üzerinde yoğunlaşmalarını, pahalıya üretebilecekleri ürünleri ise, diğe memleketlerden satın almaları gerektiğini de ileri sürmüştür.
şimdi ben buna götün teki diyecem o kadar teori üretmiş adama ayıp olacak.
civilization oyununda "wonder" olarak bundan yapınca şehirlerden aldığınız parayı ikiye katlarsınız cillop gibi olur ekonominiz.diğer ülkelerin anasını bellemek için yapılması farzdır ki daha çok ordu yapasınız...
i. invisible hand:
piyasanın görünmez eli, bir ürünün fiyatını kendisi belirler. devletin müdahele etmesine, fiyat belirlemesine gerek yoktur.
ii. division of labor:
iş bölümü. tüm ülkeler iyi oldukları alanlarda uzmanlaşırlarsa, ve verimsiz oldukları üretim alanlarını başka uzman devletlere bırakırlarsa, üretim dünya çapında artar.
iii. self interest:
herkes kendi çıkarını düşünürse ve bireysel olarak kâr etmeye çalışırsa sistem ideal dengeye ulaşır ve piyasa denen olgu yerini bulur.
adam smith,yaşadığı dönem nedeniyle "iyimser" iktisatçılar arasında anılır. bu dönemde ingiltere, tüm dünya düzenine son derece hakim ve zenginliğe ulaşmıştır. nüfus bu dönemde en fazla ihtiyaç duyulan kaynak olmuştur. adam smith'in nüfusa ihtiyacı bundandır. yeni zenginlik kaynakları bulunmuş ve buralarda çalıştırılmak üzere insan gücüne ihtiyaç duyulmuştur. adam smith "ekonomik tablo"su ile, toplum sınıflarının toplam hasıladan ne ölçüde pay aldıklarını göstermiştir. parayı sadece mübadele aracı olarak görmüş ve her daim nüfus fazlasını savunmuştur. " serbest piyasa ekonomisinin gerekliliğinden, devlet müdahalesinin ise gereksizliğinden bahseder.milletlerin zenginliği" adlı kitabı, klasik iktisadi kuram'ın başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
ulusların zenginliği kitabıyla iktisat teorisi için çok önemli katkıları olan iktisatçı..evet doğrudur düşünceleri kapitalizm oluşmasında çok önemli rol almıştır ama,,marxın antisi demenin yanlış olacağını düşünmekteyim.marx adam smithten sonra gelerek onu okuyarak ve yorumlayarak kendi düşüncesini ortaya çıkarmış bir iktisatçı düşünürdür..olsa olsa marx adam smithin antisidir..
görünmez el teorisinin babası. ekonomiler, hiçbir devlet müdahalesine gerek kalmadan kendi kendine optimum dengeye ulaşacaktır. aslında söylediği o zaman için de çok yeni değildi. newton evrenin düzeninde benzer bir teori kurarken, fizyokratlarda doğal düzen teorisi ile aynı felsefi argümanı paylaştılar. lakin en sonunda ne oldu; 1929 krizi ile adam smith'in görünmez eli herkesi pandikleyiverdi. dünya, pandiklenmenin verdiği şaşkınlıkla kalakaldı
iktisadın krucusu olarak gösterilen şahıstır. piyasada görünmez bir elin olduğunu savunur. ve devlet müdaleciliğine karşı çıkarak bu görünmez elin düzenleyeci rol üstleneceğini belirtir. "laissez faire laissez passer" en önemli düsturudur. yani "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" der.
1759'da "the theory of moral sentiments" (ahlaki fikirler teorisi) ve 1776'da "wealth of nations" (milletlerin zenginliği) kitaplarını yazmıştır. özellikle 1760'lar ve 70'lerin de başını kapsayan dönemde fransa'da bulunması ve burada fizyokratlarla yaptığı fikir tartışmaları, görüşlerinin olgunlaşmasını sağlamıştır.
genel olarak söylediği, bireylerin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri gerektiğidir. dışarıdan müdahale (örneğin devlet tarafından) edilmediği sürece bu sistemin doğal bir dengeye geleceğini savunur. burada smith "güçlü olan ayakta kalır" demek istemez, böylesi bir görüş 19. yüzyılda toplumsal darwincilerle birlikte ağırlık kazanacaktır. smith'e göre herkes kendi çıkarları için savaşırken bu çıkarların çatışmaması "görünmez el" kuramıyla mümkündür. sistemin doğal bir işleyiş dengesi vardır. örneğin, "doğal fiyat"ın varlığından bahseder. ekonomik aktörlerin hareketi, diğer bir deyişle arz talep dengesi sonucunda bu doğal fiyata ulaşılır. bu anlamda toplumu bir satranç tahtasına benzetir. bireylerin kendilerine ait sınırlı hareket alanları vardır, bu da çıkarların çatışmasını engeller der. bununla birlikte insanları kısıtlayacak tekel ve güç gruplarına karşıdır. aynı zamanda insanların kendi çıkarlarını savunabilmesi için özel mülkiyetin bir araç olarak gerekliliğinden de bahseder.
smith, iş bölümünün çok önemli olduğunu düşünür, hatta gelişmişliğin göstergesi olarak görür. ancak bu iş bölümü ülkeler arası değil, sektörler arasıdır. (zira ülkeler arası iş bölümünden daha sonradan "karşılaştırmalı üstünlükler kuramı" adı altında ricardo söz edecektir.) iş bölümünün üretimi hızlandıracağını ve daha da önemlisi ürün fazlası elde edilip bunun ticaretinin de yapılabileceğini söyler. bu nedenle serbest ticarete sıcak bakar ve liberal ekonomiyi savunur. o dönemde genel olarak liberal ekonomi ve onun karşıtı moral ekonomi anlayışı gözlenir. moral ekonomi de o döneme kadar ihtiyaçlarını kendileri üreten, üretemediğini de bol miktarda bulabilen bölge halklarının serzenişidir aslında. çünkü serbest ticaretin yaygınlaşmasıyla birlikte üretilen malın erkenden elden çıkmasıyla bazı bölgelerde kıtlık görülür, bulunabilen ürün de haddinden fazla pahalı hale gelir.
smith aynı zamanda bir malın değerinin onun üretilmesi için harcanan emekle doğru orantılı olduğunu belirtir-daha sonradan marx'ın üstüne basa basa vurgulayacağı da budur. fizyokratlar için zenginliğin kaynağı topraktır ancak onlar emek üzerinde durmazlar-bu anlamda smith'ten ayrılırlar. smith, emeği üretken olan ve olmayan emek şeklinde ikiye ayırır. üretken olmayan emeğe kendisini örnek verir: "üniversitede ders veriyorum ancak somut bir değer yaratmıyorum" der.
son olarak, smith'in doğal denge anlayışındaki denge şu şekilde kurulur:
işçilerin aldığı ücret,
üreten girişimcinin elde ettiği kar,
toprak sahibinin elde ettiği ise ranttır. arz talep dengeleri bu ilişkiler çerçevesinde şekillenir.