genelkurmay başkanı
yaşar büyükanıt'ın bugün yaptığı açıklama.
genelkurmay başkanımız yaşar büyükanıt hakkındaki 'abd etkisiyle sınır ötesi operasyonu bitirip kuvvetleri geri çekme' iddiası ispatlanırsa, paşanın üniforması başkaları tarafından çıkarılır ve
vatana hıyanet suçu ile yargılanır. bu
detayı atlamış bir komutandır kendisi.
ayrıca abd'nin askerlerimizin kafasına
çuval geçirmesi ve alıkoymasınından sonra (bizzat abd'ye giderek)
üstün hizmet madalyası almış kişidir.
vaktiniz varsa,
(bkz:
yaşar büyükanıt/!şehzade mustafa)
rüşvetin belgesi olmadığı gibi çekilmede de abd'nin etkisinin ispatlanamaz olduğunu bilen
yaşar büyükanıt paşanın yaptığı çıkıştır.
ne yapalım? bush'a mı soralım? dış işleri bakanları
robert gates'e mi soralım? yoksa "çekilin olm artık" yazılı bir kağıt var onu mu bulalım paşam ne yapalım? ne istiyorsun bizden?
o etkiyi tüm halka duyuracak cesarette bir medya kuruluşu olmadığının bilinciyle rahatça söylenmiş bir söz.
ilginç açıklama.
sahiden enteresan. abd ile dost ve müttefik olunduğunu her türlü ortamda, platformda dile getirmeye hevesli bir ülkenin, hatta -ağır olur mu bilmiyorum- büyük abinin önerilerinin dışına çıkmamaya gayret eden bir ülkenin, güvenliğinden de sorumludur o ağabey. en azından benim bildiğim abilik onu gerektirir. şimdi hal böyle olunca güvenlik, askeriye gibi işlere de karışır o ağabey. karışmaz mi yoksa?
mahallede o ağabeyin kanatları altında olduğumuzu düşünelim. fena bir mahalle kabadayısı olsun bu. kabadayı, delikanlı denince aklımıza
ağır romandaki namuslu kabadayılar gelmesin ama. günümüzdeki mafyatik serseri katil bozması şarlatanlar gelirse da anlaşılır olur. şimdi bu ağabeye yaranmak için pek fazla şansımız yok. bize verilen her görevi harfi harfine yerine getirmemiz yanında, o buyurmadan da bazı şeyleri yapmak zorundayız unutmayalım. o mafyatik savaşçı adamın hükmü altındaki bir sokağa destursuz girilmeyeceği gibi destursuz çıkılmaz. bunu hatırlayalım.
bir de ilginçlik şurda hafıza denen şey beni yanıltmıyorsa bir üniforma çıkartma hikayesi daha vardı. ama o zaman devamında etek giyerim denmişti. yani bir çıkartma isteği var. sürekliliği sağlamak için yapılmış olabilir ya a inandırıcılığı artırdığı düşünülüyor olabilir. benzer bir örneği
dengir mir mehmet fırat söylemiştir geçen gün. " vallah de laikiz, billahi de laikiz" şeklinde.
toplum artık o derece güvensizdir ki yapılan açıklamalara, söylenen sözlere vaatlere; inandırmak için türlü şaklabanlık, tuhaf açıklama yapmak gerekmektedir.
bir ülkenin
* etkisi nasıl ispatlanır onu gerçekten bilemiyorum. ispat...
telefon kaydı, yapılan görüşmeler bunlara ulaşmak güç. türkiyenin en önemli ihraç malzemesi olarak görülen bir kurumu, yani ordu sözkonusuysa gizlilik had safhadadır.
yani ispat zor arkadaşım.
ama ben götümüze giren kazığı da ispat edemiyorum şimdi bu durumda ne yapalım?
ancak hatırladım editi
"bilmem ne olursa etek giyerim" diyen
doğan güreşti.
(trişka, 03.03.2008 18:55 ~ 20:40)
cunta dönemleri hariç (ki geriye kalan dönemler de askeri vesayet rejimi) gelmiş geçmiş en çok açıklama yapan, her fırsatta sivillere sadece beyanat değil talimat da veren genelkurmay başkanı olma ünvanını kimseye kaptırmayacak gibi duran büyükanıt'ın son incisi. kendisinin agresif, maço tavırlı açıklamalarını korku -pardon- huşu içerisinde seyrediyoruz. "abd etkisi ispatlansın takma kirpiklerimi çıkarırım" diyerekten bu seferberliğe karınca kararınca destek olmak, general efendilerimizi desteklemek istiyorum ben de.
proaktif edit: eksileyecek arkadaşlara takma kirpik çıkarmanın ziyadesiyle zor bir işlem olduğunu hatırlatmak isterim.
sonra bir soğuk duş alır tekrar giyerim diye devam edebilecek cümle. malum çok gizli arşivleri ele geçirmeden bunun ispatı zor.
sonunda zurna zırt demiştir.
harekatın sona erdiği ilk günden bu yana, bu konuyla ilgili dişe dokunur, mantıklı ve tutarlı tek bir açıklama yapmayan başbakanlık, bu tavrıyla beraber bütün sorumluluğu türk silahlı kuvvetleri'ne ve haliyle bu kurumun başındaki isim olan yaşar büyükanıt'a yüklemiştir. toplumun birçok kesiminden yükselen sesleri bastırma görevi de dolayısıyla yaşar paşa'ya kalmıştır. ancak neresinden tutulsa elde kalan bu amerikan baskısı konusu, yaşar paşa'yı da oldukça germiş olacak ki, kimsenin aksini iddia edemeyeceği (kanıtlayamayacağı) bir laf söylemiş ve arkasına yaslanmıştır. kısacası zurna zırt demiştir, bundan daha ötesi yoktur.
türk silahlı kuvvetleri, bir kurum olarak başbakanlığa bağlıdır. bu sebepten ötürü, haliyle genelkurmay başkanı başbakandan emir alır. harekatın nasıl gerçekleşeceğini, ne zaman, nasıl başlayacağını ve ne zaman, nasıl biteceğini uzmanlar üstlerine, üstler en üste yani genelkurmay başkanına, genelkurmay başkanı da kendi üstüne yani başbakana rapor eder. sonuç olarak bütün bu sürece muktedir olan bir tek kişi varsa, o da başbakan olmalıdır. yani bu tür bir beyanat vermesi gereken, bu tür bir beyanat vermese bile bir şekilde herkesin aklına yatacak bir beyanat vermesi gereken adam yaşar büyükanıt değil, recep tayyip erdoğan'dır; zira bütün bu olayın sorumluluğu, türkiye cumhuriyeti başbakanı olarak kendisine aittir.
"ulan bir halt yedik galiba, en iyisi susalım, nasıl olsa unutana kadar millet başkasına yüklenir" anlayışı devam ettikçe ve kamuoyu bir cevap bekledikçe, bu ve buna benzer daha çok açıklama duyacağız gibi gözüküyor asker cephesinden. başarılı geçen ve -söylenenlere göre- hedeflenen tüm amaçlara ulaşılan bir harekat sonrası türk silahlı kuvvetleri ve onun başındakiler, böyle bir pislikle yapılan iyi şeyleri kirletmeme hedefindedirler; bu lafın özeti budur.
not : aynı zamanda yaşar paşa'nın rte'den birşeyler kaptığını da gösterir, zira işleyiş aynı.
(bkz:
tek başımıza iktidar olamazsak siyaseti bırakırım)
genelkurmay başkanımız
yaşar büyükanıt'ın sınırötesi operasyonun sona ermesiyle ilgili yaptığı açıklama.
sana inanmayı çok isterdik ama her şey ortada be paşam!
halkımızın ve muazzam medyamızın tepkisi üzerine paşamızın söylediği cümle.hayır benim anlamdığım nokta var birisi bana yardım etsin lütfen.
biz bu sınırötesi operasyona başladığımızda kendi başımıza mı karar aldık ki bitirirken kendi başımıza karar verecektik...
bunu söyleyen
kenan evren olsaydı ironinin allahı olurdu; ancak söyleyen büyükanıt olduğunda sadece saygı duymak kalıyor geriye.
abd etkisinin olmadığı ispatlansın, ben o üniformayı ancak o zaman giyerim demek istediğim açıklama.
(bkz:
aksi ispatlanana kadar kral çıplak değildir)
"aksi kanıtlanamıyor diye pekçok şeyi inkar edebiliriz o halde" tarzında felsefi açılımları olan söylem.
siyaset,din filan derken...felsefe...!? o da olur tabii,neden olmasın.
buna benzer bir açıklama hükümet tarafında "abd etkisi ispatlansın koltuğu bırakırım" şeklinde gelse verilecek tepki nasıl olurdu acaba? en güvenilir kurum olan tsk bu kadar dörpülendiğine göre! conilerin "çekilin" zelzenişlerinden 1 hafta sonra çekilse askerler yine aynı tepkiler gelmeyecek miydi? sırf bu tezi çürütmek için planlananın dışına çıkılıp inadına aylarca kalınması mı gerekirdi? bizim sperm bankalarına hesap açmış binlerce dolar aylıkla komuta altına girmiş askerlerimiz yok beyler.
kişisel beklentim, neden çekildik ki sorusuna cevap değil, pkk nın bittiğinin ispatlanması yönündedir.
- komutanım abd dışişleri bakanı operasyonda bizim etkimiz var dedi. kayıtları açıklıyor.
- yok canım! şu benim ceketi alsana bi. asıver askıya. ter bastı aniden.
herşeyden önce üslup olarak alışılagelmiş genelkurmay açıklamalarına kıyasla daha bir halka yakın daha senli benli bir ifadedir. elbette başbakanımızın son dönemdeki trend jargonu genelkurmay'a bile az çok sirayet etmiştir. umuyorum devamı gelmez.
ilaveten kuzey ırak'tan birliklerin çekilmesinden sonra genelkurmay'ın her türlü sorumluluğu üzerine alır tavrı hükümetin yıpranmasını önler bir amaç gibi durmakta ve şahsi kanaatimce de yanlış bir duruştur.
amerikalı askeri yetkili ankara'ya geldiğinde operasyon başlamış ve yine aynı şekilde sonlanmıştır. olan biteni anlamak için sıkı tahlile gerek yoktur. amerikan icazeti için dillendirilen afganistan'a askeri destek açılımı sanıyorum genelkurmay'ın bu kararı almasını sağlamış, rte'nin ezberi bozulmuştur. yine kendileri konu ile ilgili hala tatminkar bir açıklama yapmamıştır. sorumluluk bilinci yerinde bir başbakan anında bir basın açıklaması yapar ve kafalarda soru işareti bırakmazdı. politik sorumluluk askeriyenin üzerinde değildir. asker görev yapar. gir dediğinde girer çık dediğinde çıkar. basının muhatabı değildir.
abd etkisi tabi ki olacak. adamlar kıçımızın dibinde. kabul etsek de etmesek de adamlar bizi onlarla mutabık kalmaya zorluyorlar. mesela aç olan bir hayvan grubunu düşünün. ortada kocaman bir et parçası var ve paylaşacaklar. öne güçlü olan bir güzel semirir eti. diğerleri çekine çekine yaklaşır ve çoğu zaman koca çocuk sindirir onları. bazıları kedinin ciğere baktığı gibi bakar uzaktan.koklar sadece eti. adamlar kaç senelik planlar yapıyorlar, haritalar çiziyorlar. sen sana gösterilen hangi hedefe uydun, planın var mı? istikrarlı bir politikan yok iken ne kadar artistlik yapabilirsin? bu sorular daha uzar gider...
burda paşa şu bakımdan haklı olabilir. bu operasyonun bu kadar süreceği önceden belirlenmiştir. zaten bu kadar ağır bir operasyonun uzun sürmesi bize birşey kazandırmayacaktı. milletin kurcalamak istediği operasyonun bu kadar kısa sürmesi bizim kendi kararımız, startejimiz mi? yoksa dış güçlerin önceden belirlediği planın zamanı gelince uygulamaya geçilmesi mi? tabi bunları adımız gibi bilip yorum yapıp, ahkam kesmek zor. öyle olsa birçok çok şeyin üstüne gidebilirdik. burada hasasiyet, insanımızın istediği, gereğinde masaya yumruğu kendimizin vurabilmesi. buna inanmak istiyorlar. sümüklü bir çocuk olmayı kim ister?
kısa zaman izafi bir kavramdır diye rest çekmenin üstünden bir gün bile geçmeden çıkılırsa tabi ki herkesin aklına amerika etkisi gelir. yalnız bu soru işaretlerini gidermenin yolu üniforma çıkarmak değil, o resti çektikten sonra niye geri çıkıldığının açıklanmasıdır.amacımız sağ gösterip sol vurmaktı de ama üniformamı çıkarırım deme.
köşeye sıkışmış ruh haline ait bir cümle gibi kokmaktadır.
gerçekleşmesi halinde hürriyet'in internet sitesindeki muhtemel haber:
(bkz:
üniformasız fotoğrafları için tıklayınız)
her şey her zaman "ak" ile "kara" uçlarında cereyan etmiyor.
hayat genellikle gri akıyor; kirli koyusundan beyaza çalana.
düşüncemiz, hayatımız ve eylemlerimizin ezberine inat.
dipsiz kuyu'daki "sivil ile asker" üstüne tavrımı, az çok düzenli okumuş olanlar bilir.
o yüzden, şimdi yazacaklarım "uzakyakın" bir devletten, hem "batı demokrasisi" hem emperyalist olan, sivilliği de askeriliği de güçlü memleketten bir misal.
şöyle bir soru:
"abd'nin iran'a saldırıp saldırmamasıyla ilgili kararı sivil bush yönetimi mi verse daha iyi olur; yoksa askerler, o bölgeden sorumlu komutan mı?"
hükümete de muhalefete de muhtıra veren, hem üniforma ve statü muhafaza eden hem de duruma göre cumhurbaşkanı, yabancı devlet başkanı protesto edebilen, göreve de son verilmeyen bir "askeri gelenek" ülkesinde, sorunun cevabı ancak ezberlere göre verilir: sivil iktidardan yana olanların "türkçe" cevabı bellidir; askerden yana, sivil iktidara karşı olanlarınki de.
oysa, türkiye'deki her iki kesim de, "abd'nin iran'a saldırı ihtimali" üstüne muhtemelen aynı tercihi yapabilir:
çünkü, "sivil bush yönetimi" bölgeyi daha çok ateşe verecek bir saldırı istemekte...
"asker", bölgenin en üst komutanı ise buna çok açık, kendini ortaya koyarak karşı çıkmakta.
sivil yönetim kötü, hukuksuz bir savaş daha istemekte...
onun emrindeki komutan ise şimdilik o savaşa taş koymakta.
siz olsanız, bu somut durumda hangisini desteklersiniz:
belki de cevabımız kolay. "hepimizi birleştiren" bir cevap. çünkü, en az yüzde 80'imiz, demokrat veya cumhuriyetçi, ulusalcı veya milliyetçi, liberal veya solcu, laik veya muhafazakâr, her ne isek, abd'nin iran'a saldırısına karşıyız.
"abd'li komutanın sağduyusu, aklı, tercihi, saldırı ve savaşı engellemesi, sivil yönetime karşı çıkması" çoğumuza doğru gelir.
bir yıldır abd'nin, doğu afrika'dan çin'e kadar, "dünyanın en sorunlu bölgesi" ndeki "merkez komutanı", ırak'takilerin de üstü amiral william 'tilki' fallon, bizim de izlememiz gereken bir barometre sayılıyor:
o yerinde kalırsa, iran'a saldırı zor...
o görevden giderse, büyük ihtimal.
abd savunma bakanı gates' in, "üniforma içindeki en iyi stratejik düşünürlerden" diye övmüş olduğu fallon, "iran'a bir saldırı benim gözetimimde yapılamayacak" diyecek kadar kararlı.
esquire dergisinin bu hafta çıkacak sayısı onu işliyor.
yeni bir uçak gemisinin bölgeye gitmesini nasıl engellediğini, yönetimdeki şahinlerin canını nasıl sıktığını, "yalnız değilim. bizden çok kişi, çılgınları kafeslerine kapatmaya uğraşıyor" dediğini.
ama olacağı şu:
ya görevde kalacak ya görevden alınacak ya istifa edecek.
günü geldiğinde, ya sivil yönetimin "yanlış" politikasına karşı çıkarak istifa edecek veya görevden alınacak.
yahut onları ikna etmiş olacak.
ikna edemezse, yönetim saldırıda kararlı olursa, ya üstünde üniformayla o karara uyması gerekecek yahut bu kadar karşı olduğuna göre, "biz profesyoneliz. hangi seçimlerim olabileceği belli" dediği üzre, istifa edecek, üniformayı çıkaracak.
belki sivil olarak politika yapacak. saldırıya karşı çıkıp görevi bıraktı diye "vatan haini" de olmayacak.
hatırlarsanız, yine abd'nin (ve dünyanın) ilk ırak saldırı ve savaşında ülkemizde, en üst komutan düzeyinde bu yaşandı.
olabiliyor yani.
olması gereken.
muhtıra çiziktirmeleri değil, açık tavır; "sivil siyasi konularda askeri tavır" değil, "askeri konularda politik tavır"; bireysel karar, görevden alınma veya görevden istifa.
başka türlü bir gelenek, başka türlü bir kararlılık, başka türlü bir cesaret.
umur talu