long way from home
nowhere to go what made the river so cold
the sweat of thoughts trickle down my brow
soaking and stinging my eye
tell tale sighs and cries
of dreams unfulfilled
and time is running dry
panic stricken bloodshot hearts
try to restart
but no longer build the well to survive
sweet oblivion
i got these feelings and i don't know why
i see all my fears in the darkness of light
what made the river so cold?
never anyone to rearrange and fall to
time inside the empty
call to the blameless i am faithless
placid dying eyes
you gotta face it head on so you can't turn this thing
around cos this ain't right you have to go eye to eye
raise your face to the sky cos this ain't
right i got to believe when i say only this is the way
kendi başlığınızın altında sizden de habersizce bana ayrılan bu bembeyaz sahifeyi sevgi, dostluk, barış, ışık ve neşe dileklerimle süsler, dördüncü nesil yazar olma kaderdaşlığımızı bir browni üstüne diktiğim mumla kutlar, her entry'sinin (eski jargonu kullandık ama affola) ve nefesinin kendisine esenlikler getirmesini dileyerek sıradaki şarkıcıyla sizi başbaşa bırakmak istiyorum, çikolata renkli şarkıcı esmeray'dan geliyor; every me, every you... **
(bkz: giriden yazar tanımak)
(bkz: hug)
hani bazen olur ya bir sahneyi daha önce yaşamış gibi olursunuz işte bu kızla öyle olmadı bizim ama şöyle oldu sanki çok uzun zamandan beri tanışıyormuşuz da bir süreliğine izimizi kaybetmişiz sonra yeniden bulunca anlatmaya başlamışız onca yıl nerdeydik ne yaptık şimdi ne yapıyoruz.
çok şaşkınız.aynı kişiden bahsediyoruz sanki.aynı zamanda aynı şeyleri yaşıyoruz.ağlıyoruz, gülüyoruz, konuşuyoruz, küfür ediyoruz, pişman oluyoruz, dibe vuruyoruz, yüze çıkıyoruz.bir o hasta oluyor ben doktor , bir ben hasta oluyorum o doktor.bizi sevmeyen ölsüne varıyoruz.
bağlanıyoruz kopamıyoruz.konuşuyor konuşuyor konuşuyoruz.mutlu oluyoruz.nasıl da bulduk birbirimizi diyoruz.
diyeceğim o ki şeker portakalı maşalla.yemede yanında yat hatta pembe gönlüm sende daha da hatta mavi önlükte başarılar beyaz gelinlikte mutluluklar.
nasıl bir şarkıdır o.yalnızlığı iliklerine kadar işleten başka şarkı var mıdır?evinde olup da evine uzak olan ketçaplıya her gün kaçıp gitmeyi düşündüren şarkıdır.elbet o gün gelicek ve ketçaplı o zaman yaşadığını hissedicek.
basit gitar arpejine rağmen, vokalle beraber gidip gelen, sizi ordan oraya sürükleyen şarkıdır.
bir şarkının güzel olması için de illa karmaşık olmasına da gerek yoktur.
sadece vokal olsa da o sesle bunalıma girilir.
anathema'nın en güzel şarkılarından. sanki öylesine yola çıkmışsınız da, ilk bulduğunuz otobüse atlayıp bir şeylerden kaçıyormuşsunuz gibi. belki de sadece kaçmak istediğinizden, kendinizden kaçıyormuşsunuz gibi. gidecek bir yeriniz yok da, kendinizi hayatınızın başından sonuna kadar eleştiriyormuş gibi. arada da bazen üşüyormuşsunuz gibi.
"long way from home
nowhere to go
what made the river so cold"