toplumsal düzeni hiçe sayan bir gençlik, hayatın henüz ilk sözlüsünde başarısız olmuş, iradesini hangi yönde kullanacağını bilememektedir. iyi kötü ayrımını yapamayan karakterlerin, şiddetin ve seksin içi içe girdiği sokak oyunlarında kötü adamı oynaması artık sıradandır. hükümet kötü adamlardan şartlanmaya dayalı mekanik işleyen, mekanik düşünen insanlar yaratan, insanı otomatikleştiren akıl almaz bir tedavi yöntemi uygular. o noktadan sonra herşey artık eskisi gibi değildir... bölye orjinal bir senaryo stanley kubrick'in de gözünden kaçmamış olcak ki ünlü yönetmenin 71 yılında üstünde çalışıp hayat geçirdiği bir proje olmuştur. film bugün bilim-kurgu klasikleri arasındaki yerini sağlamlaştırmıştır.
gücün insanları nasıl etkilediğini mükemmel bir biçimde anlatan bir film. filmde güç unsuru olarak şiddet kullanılıyor. eskiden şiddete maruz kalan insanlar karşılarına bir zamanlar güçlü olan ve onlara şiddet uygulayan insan çıktığında kendilerine uygulanan şiddeti unutmayıp(bir anlamda unutup) ellerindeki gücü kullanmaya başlıyor. konusunun sağlamlığı dışında filmde yine bir anlatım destanı yaşanıyor. yanlış bilmiyorsam bu filmdeki 2-1 sevişme sahnesinde kullanılan çekim tekniğinden daha sonra da ilham alındı (bkz. darren aronofsky). sahnelerdeki simetri konusuna da değinmeye gerek yok sanırım.*
orjinal adı clockwork orange olan kubrick filmi. türkçeye otomatik portakal olarak çevrilmiştir fakat aslında orange, bir çeşit orangutanı anlatmaktadır, otomatiğe bağlamış, insanlıktan çıkmış bir hayvan anlamına gelir clockwork orange. ayrıca clockwork orgy isimli porno filmi de mevcuttur.
ilk bölümüyle yeni yetişen şiddet ve seks düşkünü günümüz gençliğini, ikinci bölümüyle brave new world'dekine benzer devletin isteğine göre şartlandırılmış, bulunduğu durumu kabullenen, koyun gibi güdülebilen bir bireyi anlatan, stanley kubrick'in aşmış, sıradışı bir sinema dahisi olduğunu bir kez daha altını çize çize belirten, şaheser niteliğinde bir kapitalist tüketim toplumu eleştirisi. hem barındırdığı bu toplumsal mesajlarla hem de bu mesajlarla örtüşen ve izleyiciyi rahatsız etme amacını müthiş bir şekilde başaran görselliğiyle, gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri. beğenenler romanını ve brave new world'ü mutlaka okumalı.
kesinlikle başyapıt olan bir film...aynı zamanda ankara hukukta bir derste -ki muhtemelen toplumdaki şiddetin zamanla nasıl olağan karşılandığını, insanların onlara yapılanların öcünü bir şekilde adalet sağlanmazsa almak isteyeceğini anlatan bir ders olmalı hukuk psikolojisi gibi- öğrencilere izlettirilip yorumlattırılan film...
bir eser ne kadar hayatımıza etkir veya toplum içine ne kadar yerleşir, yarattığı kavram ya da dünya ile ne kadar topluma şekil verebilirse o derece başarılıdır, iyidir. özetle külttür.
a clockwork orange da anthony burgess’ın kaleminden çıkan ve stanley kubrick gibi bir dehanın filmi olarak yön bulan muhteşem bir eser. bir kült. eğer kim ki bu filmi şu güne kadar izlememiş tez izlesin. eğer kim ki filmini izlemiş ve hala kitabını okumamışsa tez okusun.
kitabından başlayalım.
anthony burgess acele işe şeytan karışır lafını hipotez aşamasındayken çürüten bir dahidir. bir gün evinde otururken turuncu daktilosuyla bir kült sıçar. ismin çıkış kaynağı "as queer as a clockwork orange" lafıdır. cockney dilinden bir deyiştir bu. bu deyiş olabilecek bilimum gariplikleri barındıran, extraordinary bir duruma tekabül eden bir deyiştir. burgess tam anlamıyla şu şekilde ifade etmiştir aslında: "pavlovun kanunlarının uygulanmasına yönelik bir hikaye. bunun için hoş, kokulu bir meyvenin* kullanılmasını uygun gördüm". aynı zamanda orange orangdan gelir. orang ne? malezya'da canlı anlamına gelen kelime. yani toparlarsak otomatik anlamı pavlov kanunlarından (bkz: şartlı refleks) gelir, orange da yukarıda saydığım anlamları ifşa eder.
kitap 3 bölümden oluşur. her bölümü (aslen) 7'şer chapterdır. her bölüm "what's it going to be then, eh?" cümlesiyle başlar. toplam (aslen) 21 chapterdır. buradaki 21 o zaman göre (1960lar) yetişkinlik yaşını ifade etmektedir. fakat kitap her yerde 21 chapter değildir. amerikadaki baskısında 20 chapter olarak yayımlanmıştır (7+7+6). amerikadaki baskısının 20 chapter olmasının nedenleri burgessın birtakım kaygıları veya sırra kadem vurmuş düşünceleri ile alakalıdır. hatta kubrick filmi çektikten sonra "aha lan 21. chapter da mı varmış?" şeklinde ani bir şok geçirmiştir. bugün hatta türkçe çevirilerin hepsi 20 chapterdan oluşur.
buradan son olarak kitabın türkçe çevirisini yapan aziz üstel'e selam ederek filme geçiyorum.
efsanedir, popülerdir, külttür. izleyen herkes beğenmiştir. yonjada en sevilen filmler kategorisinde ilk 2yi zorlar (1. de fight clubtır). bir dünya ödül almıştır. dvdsinde awards şeklinde bir bölüm dahi konmuştur. yüzlerce gönderme mevcuttur. politika, sosyalizm, psikoloji, kaos, suç, ceza, demokrasi, içgüdü, özgürlük gibi ve bunun gibi onlarca kavramı sorgular, irdeler.
filmi özetleyecek olursa (dikkat, spoiler içerebilir)
kahramanımızın adı alex'dir. esas adı alexander delarge dır. "alexander the great" anlamlarına da sokulabilir. rolü oynayan malcolm mcdowell’dır. sarışın, mavi gözlü bir malçiktir. 3 tane droogu vardır. beraber geceleri alemlere akıp ortalığı yerlebir ederler. korova milk bardan aldıkları molokolar ile ultra-violence saçarlar oraya buraya. in-out in-out yaparlar. sonunda bu a-lex (a-lex literatürde kanunsuz olarak da geçer) drooglarına birkaç yanlış yapar. droogları da bunu bir iş esnasında polise ihbar ederek arkalarından vurur. alex hapise girer, hapiste 2 yıl kalır. bilimum hristiyanlık, isa, kozmos aşılanır. fakat alex'in içindeki öfke, şeytan , iblis dinmez. patlamayı bekleyen bir bomba gibidir. sonra hükümet bir teşhis yöntemi ortaya atar. bu teşhis yöntemi özetle "öyle bir insan yapacaksın ki kötülüğe kötülükle cevap vermeyecek. şiddetten şiddet doğmayacak. senin ağzına sıçana sen öpücük konduracaksın. yahut tepkisiz bir balina gibi olacaksın" der. bu yöntem temelinde şartlı refleks olarak pavlovun köpeğiyle benzeşir. ismi ludovico tekniğidir. bir çeşit ilaçlı aversion terapisidir. terapinin özü bir şeyin kötü olduğunu kanıtlamak istiyorsan o kötü şeyi hastaya uygula ya da çeşitli mekanizmalar ile yaşat, göster. ama bunu öyle bir uygula ki o kötü şeyin kötü olduğunu acı çekerek anlasın. alex'in bu tedavi ile içindeki kötülük bastırılır. bu sayede alex artık kendisine kötülük yapana kötülük yap(a)mayan bir insana dönüşür. fakat alex zamanla toplum tarafından dışlanır, geçmişte ultra-violence yaşattığı insanlar birer birer karşısına çıkar. ve hepsinden feedback olarak ultra-violence yer. en sonunda kendisine yapılan işkenceye dayanamaz ve....
burdan sonrasını filmi izlemeniz için kursağınızda bırakıyorum.
as a consequence (okuduğumuzdan ve izlediğimizden neler anladık?)
-rusça bilen biri filmi izlediğinde "bu araya sokuşturulan rusça kelimeler de neyin nesi?" tepkisi verir. daha sonradan öğrenilir ki meğer nadsat (ki bu da rusçada ‘teen’ anlamına gelir) diye birşey varmış. onun diliymiş bu dil. sözcükler de onun sözcükleriymiş.
-filmde toplumsal olaylar da yer edinmiş. "insanlığın ayda olduğu bir zamanda yaşamak istemiyorum" (novel yılı: 1962, film yılı:1971, aya çıkış yılı:1969) dan tutun da alexe terapi sırasında nazilerin gösterilmesine kadar.
-film ilk çıktıktan bir süre sonra ingilterede yasaklanmıştır. nedeni de filmi izleyen birkaç piskopatın singin' in the rain şarkısıyla küçük kızlara tecavüz etmesi. bunun yanında alex'in filmdeki kostümüne benzer kostümlerle orda burda ultra-violence saçan karakterlerin türemesi.
-simpsonslardan tutun da birçok müzik grubu(rob zombie, u2, heaven 17) filme gönderme yapmıştır. alex kostümü, filmdeki araba (durango-95), korova milkbar hep taklit edilmiş, a clockwork orange birçok cafeye, mekana isim olarak konmuştur.
kitap bugün birçok üniversitede öğrencilere okutulmakta, film birçok sinema-tv bölümünde örnek olarak izlettirilmektedir. anthony'nin mi daha deha yoksa kubrick'in mi daha deha olduğunu tartışmak anlamsızdır. ikisi birbirini tanımlamıştır kanımca. film ve kitap enzim-substrat ilişkisine benzetilebilir.
stanley kubrickin kendi isteğiyle, ailesine falza tehtit geldiği için gösterimden kaldırılan film, hatta ingilterede gösterimi kubrick ölene dek yasaktı. film ayrıca ingilterede kommünizm olsaydı nasıl olabileceğini gösterir, zaten filmde kullanılan argo kelimelerin coğu ruscadan gelir. anthony burgessde leningrad da bu kitabı yazma kararı almış. singin in the raini malcom mcdowell başka şarkı sözünü baştan sona bilmediği için söyler. kanımca kubrickin dehası "maskeli tecavüz" sahnesindeki fish eye lens kullanımıyla çok net görünür, minimalist ve geniş bir odada klostrofobik bir ortam yaratır, eli kolu bağlı adam için daha çok empati hissederiz.
psikopatlığın son noktası olarak adlandırdığım gecenin 3'ünde bir izle ne olur izle nidalarına kanıp izlemek suretiyle beynimin hallaç pamuğu gibi attırılıp laçka kıvamına gelmesini sağlayan baş yapıt....beğendimmi tabiki beğendim.
züğürt ağa'nın köy ve şehirde geçen iki ayrı bölümü gibi bu filmde de alex'in tedaviden önce tedaviden sonra şeklinde iki kesidi anlatılmakta, (haydi tedavi anını da ekleyelim üç olsun) film insana olduğundan daha uzun gelmektedir.