aşkname   

adana çık aradan

  1. mehmet adlı divan şairinin, konusu bir sevgi öyküsü olan mesnevisi. konuyu mısır'da satın aldığı kıpçakça bir kitaptan eski anadolu türkçesine aktardığını anlatır. ayrıca aşkı,divan edebiyatının benimsediği tanrısal aşktan apayrı bir biçimde yansıtır.
    (obscura, 26.04.2007 07:07)


  2. iskender pala 'nın yayınlanmış son kitabıdır ve şöyle der:

    aşkname

    bütün iyi dilekler ve selamlardan sonra...

    dilenciden sultana, köleden efendiye

    hânım hey!..

    sen ki mahabbet gülistanıma revnak bağışlayanım, ejendimsin,

    sen ki arzum, emelim, hicranım ve elemimsin,

    ayrılığından dolayı yardım dilenmeye takatim yok senden, kapında kendini kaybedenlere gıptayla geçen ömrümde bir takate de ihtiyacım kalmadı artık. sevgili eşiğinde ölene değil sağ kalana şaşmak gerekir, der bir bilge ama ben senden uzakta, aşkınla hasta, ama aşk sayesinde sıhhatteyim. araya bunca yılın hasreti girmişken bir gün seni görmeye dayanabilir miyim bilmem, ama her sabah seni görüyor ve yüzünden aldığı güzellik ile insan içine çıkıyor diye güneşe, eşiğini döne dolaşa senden nur çalıyor diye her akşam mehtaba bakıyorum, bilesin. "bugün nasılsın ey kâinatın başı dönmüş yıldızı?" diyorum ona, hasbıhal ediyorum; "ne haldedir sevgilim, hoş mudur, sofaca mıdır istanbullar sultanı bugün?" diye tekrar soruyorum. "hiç benim bulunduğum yerden daha kederli bir âleme doğdun mu sen; hiç aşkta altüst olmuş bencileyin bir firkatzede üzerine parladın mı?" diye sitem ediyorum bazen... velhasıl günlerce ve gecelerce güneşlere ve aylara durmadan ve dinlenmeden seni soruyorum, hâlâ bir haberini alamayışımı şikâyetle söylüyor, anlatıyorum. senin beni unutma ihtimalini hatırlayıp çıldırıyorum bazı günler ve bazı geceler yüzünü eskisi gibi hayal edemeyeceğimden korkup kahroluyorum. sonra tevbeler ediyorum. seni unutma ihtimalini düşündüğüm için.
    (hadihepberabersusalım, 06.11.2007 16:30)
  3. mercan dede ' nin seyahatname albümünde barınan hoş bir seda.
    (demesterizasyon, 06.11.2007 16:33 ~ 16:33)
  4. iskender pala'dan...

    bir gece pervaneler dernek olmuş, bir mumu nasıl bulabileceklerini tartışıyorlardı. içlerinden biri önerdi:
    ''hepimiz birden gidip niye yorulalım ki, birimiz gidip mum bulsun, sonra gelip bize haber versin.''
    öyle yaptılar. seçtikleri pervane hayli gittikten sonra uzakta bir köşk gördü, içinde de parlak yanan bir mum vardı. sevinçle geri dönüp arkadaşlarına mumun ne olduğunu, nasıl olduğunu bire bin katarak anlatmaya başladı. yaşlı bir pervane vardı aralarında, tecrübeli, güngörmüş, mumun ne olduğunu bilen. habercinin bu sözlerinden sonra onu kınadı ve ''senin mumdan haberin bile yok, yanılmışsın'' dedi.

    ikinci pervaneyi gönderdiler. o da bir mum buldu ve ona şöyle bir dokunup geldi. sonrada ona nasıl kavuştuğunu önceki arkadaşından daha beter, ballandıra ballandıra tasvire koyuldu. yaşlı pervane yine sözünü kesti: ''azizim, bu senin anlattığın mum değil. sen de bilmediğin şeyleri anlatmaya çalışıyorsun.''

    son gönderilen pervane mumu görünce sarhoş oldu, sevgiliyi kucaklar gibi kendini mumun ateşine attı. bütün bedeni kıpkırmızı kesildi. geri döndüğünde yaşlı pervane daha onu uzaktan görür görmez;

    -''işte'' dedi, yalnızca o başardı mumun ne olduğunu öğrenmeyi, yalnızca o erdi hakikate. çünkü mum onu kendi rengine boyadı, onu onurlandırdı. eğer aşk iddiasındaysan cisminden geçmelisin, bedeni ve varlığı aşk ateşinde yakmalı, aşkın rengine boyanmalısın.!
    (kabuklu badem, 02.12.2007 16:44 ~ 16:45)
  5. "hikaye:
    bir genç, mahallesinden bir kızı sevmişti. sonra yolları ayrıldı ve genç gurbete gitmek zorunda kaldı. aradan uzun yıllar geçti, içindeki aşktan zerre miktar eksilme olmadı. geri dönebildiğinde sevgilisi ona sitem etmiş ve şöyle demişti:
    - a gönlüme hükmeden!.. bunca yıl geçti, yolunu gözledim. ne bir haber, ne bir mektup?!.. meğer ne kadar vefasızmışsın?!..
    hakiki aşık başını yere eğdi, gözlerinden yaşlar boşandığı sırada cevap verdi:
    - ey sevgili! yüzünü görmek benim için uğruna ölünecek bir hasret iken , o şerefi postacıya mı bağışlasaydım?!.."
    (zarpandit, 03.11.2008 15:42)
  6. hikaye:
    ''uzun boylu, ay yüzlü bir kız vardı kasabanın birinde.. onun sevgisiyle herkes yolunu yitirmişti. işi gücü dilberlikti, bez yıkarken saçlarını çözer, eteğini beline toplar âşıklarının gönüllerine ateş çalardı..

    kemale ermiş, yaşını başını almış bir adam da Âşık oldu ona ve tez vakitte kemalini yitirdi, tecrübeli aklı deliliğe yaklaştı, yüzünün aşkıyla beli iki kat olup gönlü bela zinciriyle bir girdapta kaldı.. sonunda dayanamadı, kendini ona vakfetti, her işi onun için, her şeyi onun adına yapmaya başladı. ücretle iş yapsa kazancını ona sunar, eline altın geçse gider o gümüş bedenliye verirdi.. bir gün genç kız kendisine dedi ki:

    -yanışın her an biraz daha artmada, ama aşkta masraf ziyade gerek, sendeki sermaye yalnızca aşk olursa mutfak boş kalır, daha fazlaya gücün yetmezse geç bu sevdadan, davul dengi dengine demişler…

    -sevgili, dedi âşık, bedeninde bir avuç ilikten, bir parça deriden başka bir şey kalmadı yolunda harcayacak.. bari beni sat da elde ettiğinle bir müddet daha hoş ol..

    genç kız âşığını derhal mısır’a götürdü, orada bir kürsü kurmuşlar, âdet etmişler, satıcı kürsüye oturur, kölesi ayakta durup müşteri beklerdi.. bir müddet beklediler.. adam hiç üzüntü göstermiyor, hiç boynunu bükmüyor, hatta müşteri çıktığı vakit baş gösterecek ayrılığı da aklına getirmiyordu.. bir adam gelip genç kıza sordu:

    - şu ayakta bekleyen ihtiyar senin kulun mu?

    - evet , benim kulumdur!..

    o sırada ihtiyar düşüp bayıldı.. adam pazarlık ile onu satın aldı ve kendine geldiğinde şehrin dışında bir mezarlığa götürdü.. meğer o adamın babası ölmüş, o da babasının ruhu için bir köle azat etmeyi ahdetmiş, ihtiyarı satın alması bundanmış.. mezarın başında zavallı ihtiyarı azat edip cebini de altınla doldurduktan sonra gönlünü şad etmek için dedi ki:

    -diliyorsan ey ihtiyar, mısır’da kal, malın eksilmez, seni gözetirim..

    -dilersen de var git, çünkü artık hürsün, kendi kendinin sultanısın..

    ihtiyar teşekkür ederek genç kızın ardınca koşup yetişti ve altınları avucuna sayıp gönlünü alana yine gönlünü teslim etti.. dünyayı onun yüzünde apaydın görüyordu ve dedi ki;

    -a sevgili! şu gönül, senin için satılmaktan aldığı lezzeti bugüne dek hiçbir şeyden almadı.. hele ''benim kulumdur!'' dediğin andaki saadetim, sanmam ki başka bir kimsede olsun!.. haydi yine beni pazara götürüp mezada ko!...''
    (carpenoctem, 03.11.2008 16:21)