|
|
- marquez'in en beğendiğim kitabı,hüzünlü bitiyor ama son derece sürükleyici
- edebiyatta büyülü gerçekçilik akımının örneklerinden.
- türkçe'ye aşk ve öbür cinler ismiyle çevrilmiş, bol miktarda aşk ve saç içeren gabriel garcia marquez romanı. kanımca bu kitapta marquez'in kendi yarattığı büyülü gerçeklik akımının büyüsü diğer kitaplarına oranla daha az hissedilir.
inci kut çevirisi her zamanki gibi müthiştir ama yine de delaura'nın garcilaso de la vega'dan dörtlükler okuduğu bölümlerde anadilimin ispanyolca olmadığına ve her dizeyi derinlemesine anlamadığıma üzüldüm ben.
son olarak, kitabın ismi gerçekten olağanüstü konulmuş ve çevrilmiştir. evet, aşk ve öbür cinlerdir. aşk da bir cindir, bir iblistir, bir kötülüktür, doğaya aykırıdır. nitekim delaura da söyler:
sierva maria'nın el çantasını açarak içindekileri birer birer masanın üzerine koydu. onları inceledi, bedeninden yükselen hırslı bir arzuyla koklayıp okşadı ve açık saçık dizelerle konuştu onlarla, ta ki artık dayanamayana kadar. o zaman beline kadar soyundu, çalışma masasının çekmecesinden daha önce asla dokunmaya cesaret edemediği demirden dayak sopasını çıkardı ve sierva maria'nın son izlerini de içinden söküp atana kadar kendisine rahat yüzü göstermeyecek olan doymak bilmez bir nefretle kendini dövmeye başladı. aklı onda kalmış olan piskopos, onu bir kan ve gözyaşı birikintisinin içine yığılmış buldu.
"iblis bu, sayın hocam," dedi delaura. "hepsinin en kötüsü."
- bilmiyorum melankolik ruh halimden midir, yoksa gerçekten öyle olduğundan mıdır, gabriel garcia ustanın bu eseri beni çok fazla etkilemiştir. sierva maria ve delaura’yı rüyalarımda görecek kadar hem de.
bundan önce okuduğum eserlerinde de etkilemiştir gabriel garcia. sihirli gerçekçilik akımının ağa babasının eserlerini okurken, sanki kitabın içinden görünmeyen bir el, seni kollarından yakalıyor ve kitabın içine çekiyordu, sonrasında ustanın büyüleyici, sürükleyici anlatımının akışıyla hikayenin içinde kaybolup gidiyorsun.
otuz üçüne gelmiş bir rahibin henüz on ikisinde olan bir kız çocuğuna duyduğu aşktan tiksinmek, nefret etmek yerine, basbayağı imrendiğim için kendime inanamıyorum. rahip delaura’nın sierva maria’yı mahzende gizli gizli görmeye her gelişini sanki okumadım yaşadım. rahibin küçük kıza okuduğu ispanyolca şiirler ise, benim gibi şiirden hiç anlamayan, şiirden hiçbir duyguyu alamayan ruhsuz bir insanı bile dize getirmeye kadirdi. içimde zaten varolan ispanyolca öğrenme isteğini depreştirdi bir kez daha.
ve ustanın*hayata dair ustaca yaptığı bir tespit daha; '' inançsızlık, inançtan daha dayanıklıydı, çünkü duygularla besleniyordu.''
|