aşk 

 sayfa  / 63
adana çık aradan

  1. sayının sıfıra bölümüdür.
    bir deseniz de olur, iki deseniz de olur, beş belki elli beş deseniz siz, olur. (hisse)derseniz olur.
    kim bilir sıfır deseniz belki hepsi birolur.
    (hişt hişt, 21.05.2008 04:02)
  2. aşk dediğiniz şey, zargana yavrularından daha çirkin, valencia'nın kılıçlarından daha keskin, toledo'nun fahişelerinden daha acımasız, kordoba'nın alçaklarından daha alçaktır. üstelik mösyö butterfly'in ömründen daha kısadır. o, çoktan değil, boktan seçmeli bir sorudur. harakiri, seppeku, tanzien bile onun yanında ehvenişer kalır.

    kimse inanmasın ona! o, başka ülkelerin göçmen kuşlarına benzer. sadece sıcak, bulutsuz yaz günlerinde pencerenize konar. çamurlu kış günlerindeyse seslerini bile duyamazsınız. frengili parmaklardan ve parkinsonlu hayallerden nasıl kaçıyorsanız, ondan da öyle kaçın! eros'un oyununa gelmeyerek yanlış akor basmamayı ve şarkınızı allegro çalmamayı başarın!
    (grace, 22.05.2008 05:23 ~ 05:25)
  3. verdiğinden çok alan. alıp alıp sonra da unutan, fakat unutturmayan, senin unutmana izin vermeyen. kahve bardaklarından taşıp ellerine dökülen.

    aşktan doğar en leziz şarkılar. aşk büyütür en alacalı şiirleri. fakat kelimelerin gerisinde sadece kan kir ve bir de bok vardır. kirli, kedi leşleriyle dolmuş bir iç sokaktır aşkın ellerindeki. el ise, sevgilinin en çok yaraları açan yeridir, dudaklardan sonra.

    insan, hemen hemen hayatının ilk yirmi yılı boyunca aşkın kutsayıcılığına, yüceliğine ve iyileştiriciliğine inandırılarak yetiştirilir. bu ilk yirmilikten sonra gelen diğer yirmi sene boyunca da yine aynı insan; aşkın vurdum duymazlığını, ikiyüzlülüğünü aslında hiç başaramayarak kabullenmeye çalışır.

    aşk; sevilen kişiyi, kamusallıktan çıkarıp özelleştirme girişimidir. ve her vurgunda, her bir telin kopuşunda, hayat size, o kişinin size ait olmadığını; kamuya, yüzbinlerin 'kullanımına' açık olduğunu meymenetsiz bir türk draması şeklinde yüzünüze vurur.

    küçük görüyorlar bazen, "neden yeni birisine aşık olmuyorsun?" diye soruyorlar. elim ayağım boşalıyor. nasıl ki, asırlık bir siyah beyaz fotoğrafa bakarken içimde hissettiğim o yoğun yağmur kokusunu, nasıl ki running up that hill dinlerken bir daha hiç ayılmamak üzere sarhoş olmak istediğimi ve nasıl ki, neden yazdığımı, neden yazı yazarken hep kendimi kaybetmeyi istediğimi ve masalları ve kuzey tanrılarını ve bir lava lambasında dumanlar altında durulmuş zaman diliminde birisine sarılarak donup kalmayı hayal ettiğimi açıklayamıyorsam, neden yeni birisine aşık olamadığımı da açıklayamıyorum.

    hep yanında olmuş olan, yüzyıllık gözlere bakmanın rahatlatıcılığı varken, aşka, içinden neler geçtiğini bilmeyen yeni gözlere bakmanın rahatsız ediciliği çok da anlatılamıyor.

    birincisi demişti ki; "her şeyi istiyorum..." ve zevkle aşk ona konuştu.
    ikincisi demişti ki; "gökyüzüne melankoli tohumları ekeceğim, ellerimi tut" ve aşk ona daha fazla konuşmadı.

    bir kelime çalmak istiyorum bazen. ordan burdan. kutsal kitaplardan, en iğrenç çağrışımlardan. oyunu bozmak istiyorum bazen herkese kötülük etmek. bazen üzeri yaseminlerle kaplanmış bir yol geçiyor üstümden, "yolda yürüyecektim yolda ama!, altına kök salmayacaktım" diyorum. sevenlerin, aşık olanların hep dandik kişiler olduğu geliyor aklıma. bazen acı çektirmek istiyorum. bazen, "fazla mı ileri gittik? fazla mı derin düşündük, fazla mı hayalperesttik?" diye soruyorum.

    bazen...
    neden yazdığımı biliyorum. "seni seviyorum"u yeterli bulmadıkları için yazıyordum. bütün soytarılık daha çok aşırılık içindi.

    çünkü "hayat, gecenin konusuydu ve her türlü aşırılık da güzeldi"

    birincisi memnuniyetle susmuştu; "geceyi ben boyarım"
    ikincisi her şeye geç kalıyordu, teleşla susmuştu: "gece neden bu kadar kısa sürer? hep ama hep!? güneş gözlerimi yakar."

    bazen, hep 'gitmek' gibi kokan birisi geçiyor boğazımdan. bazen...
    (geber marla singer, 22.05.2008 07:04)
  4. aşk, yaradılmış olmanın burukluğuna insanın verdiği bir cevaptır.
    ismet özel
    (dünya koca bir yalandı gördüm, 22.05.2008 11:38)
  5. özdemir asaf şiiri.

    sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
    kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
    bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür;
    sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
    (iset, 23.05.2008 21:35 ~ 13.06.2008 02:01)
  6. ömrüm boyunca inanmıyormuş gibi davransam da içimdeki örneği hep beklediğim olgudur kendisi. zira bulunduğunun yalan çıkması uzun sürmez ve hayal kırıklıklarına rağmen umut ederek inanılır ama son yaşanılan sert darbeyle, değil aşka; insanlara inancın kalmamasını sağlayan, sonucunda malesef bir boşluğa dönüşen kavramdır.
    (kumardankalkıpnamazagidenhoca, 23.05.2008 22:01 ~ 22:03)
  7. "uzaktan aşk aptalların aşkıdır"

    bayılıyorum böyle laflara.. üç beş ucuz romandan derlenen kelimeler toplamı.. "çok derin anlamlar içeren söz" gibi görülür –tabii ki bir çocuk çıkıp kral çıplak demeden önce.

    nedir uzaktan aşk? anlamıyorum ben ya vallahi bak ciddi söylüyorum aklım almıyor, aşkın mesafesi mi olur? nedir mesafesi? 3’ü 5’i nedir yani ölçüsü nedir? türk karayolları haritasındaki grafikler misali grafik yapılsın istiyorum, "50 km’de bir, 1 level düşüyor aşkınız" falan gibi yorumlar olsun istiyorum evet..

    ben farklıyım, ben tuhafım sanırım.. aşk’ın beni hep dünya’nın bilinmez köşelerinde beklediğini falan sanıyordum. hiç kasmadım ben yani çevremdeki birine aşık olayım diye. his işte, dünyanın uzak bir köşesinde belki lisanını bile bilmediğim ülkelerde bekliyordu beni aşk. dünya böyle daha bi seviliyor zaten. aşkın karşına nereden çıkacağını bilmiyorsun, ve tanrı bi sürprizle seni şaşırtabiliyor.. evet sürprizlerle dolu.

    nedir aşk? aşk tutkudur, en ücra yıldızlara ulaşabilme sanatıdır o. evreni kanında iliklerinde hissetmektir aşk. tanrı’nın ne kadar –ne kadar- büyük olduğunu anlamaktır. dinlediğin tüm şarkılara büyülü bir melodi katan tılsımdır aşk. yapmaya elinin gitmediği her şeyi yapma gücünü sana veren cevherdir.. ve sayamayacağım pekçok efsundur. mesafesi olamaz, göz göremez mesafeleri. zaten nefes alabildiğini, görebildiğini, duyabildiğini biliyor olmak bile bu bahsettiğim gücü verir.

    aşkla sıradan hoşlantıların farkını kavramak gerek, aşkın ömür boyu süreceğine inanabilmek gerek, ve tanrı'nın işleri yoluna koymak için bir şans vereceğini bilmek gerek..

    daha anlatacak çok şey var aslında.. zaten yazdıklarımın çoğunu buraya aktarmadım. peki bunları neden yazdım? bir yanım bunun cevabını bilmiyor, hâlâ hayret ediyor.

    bir yanım ise kendinden hiç bu kadar emin olmamıştı.

    dipnot: aşık değilim, aşkın öyle kolayca kurulabileceğini düşünmüyorum. sadece söylemek istedim..
    (rasmus, 24.05.2008 05:56 ~ 14:23)
  8. tecrübeyle sabit ki, yaşamak için ikinci bir kişiye gerek yok.
    (grace, 24.05.2008 23:17)
  9. nihayet şöyle bir itirafmış: aşka inanıyorum yalan olsa da..
    (acibadem, 25.05.2008 20:42)
  10. küçük küçük anların toplamıymış..

    bir nev'i:

    seni sevdim,
    seni birdenbire değil usul usul sevdim.
    "uyandım bir sabah" gibi değil, öyle değil
    nasıl yürür özsu dal uçlarına
    ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara...

    seni sevdim...
    artık tek mümkünüm sensin..
    (acibadem, 25.05.2008 20:43)
  11. aşk hazırlıksız yakalanmaktır belki de. beklemediğin anda beklemediğin şekilde kalbinin kapısının çalınması değil doğrudan kırılıp içeri girilmesidir. hanene zorla girer genellikle, ama girdi mi de sen çıkarmak istemezsin. gelişi hazırlıksız yakalar peki ya gidişi? o da aynı şekilde olur.geldiğini hissettirmeden gelir, giderken de sessiz sedasız çekip gider. sen yani kalbin, alışmıştır onun hanende yani kalbinde konaklamasına. artık oradan birisi, bir şey olarak görmeye başlamışsındır onu. işte tam da bu anda gider. sıradanlık onun tarzı değildir çünkü.
    (kaldırımmühendisi, 26.05.2008 01:47 ~ 01:47)
  12. onun çektirdikleri yüzünden eros'a tanrı demek hiç içimden gelmiyor!
    (grace, 26.05.2008 01:49)
  13. 'aşk zamanın yokoluş mucizesine rastladığımız andır! öncesi ve sonrası olmayan bir yanılsamanın odak noktası' demiştim bir gün bir arkadaşıma. inandı. inandım.
    (volshebnik, 26.05.2008 01:50)
  14. aşağıdaki yazı bana ait değil lakin altına imzamı atabileceğim kadar doğru. sahibinden emanet bu yazıyı onun izni olmadan yazıyorum buraya, bana kızmayacağını ümit ederek..

    aşk..

    bendeki yan etkisi yer çekimine karşı koymamdır. ayaklarım yerden kesilir. içerimde bir şeyler aşağıdan yukarıya doğru hareket eder hep. yürümem ben. yerden bir karış havada gezerim. konuşmam. yemem. içmem. dünyevi tüm isteklerim, ihtiyaçlarım, arzularım bir şekilde dizginlenir.
    o kadar kutsaldır ki bu kavram dünyevi olan her şeyi elimin tersiyle geri iterim. bedenim istemez hiçbirini. ruhum istemez. işte o zaman inanırım tanrı'ya. aşık olduğumda.

    sonuna kadar yaşamak isterim. açlıktan ve susuzluktan bayılıp da hastaneye kaldırılmak adına yemem bir şeyler. içmem bir şeyler. konuşmam hiç kimseyle. beynim, kalbim, yüreğim, zihnim ve tüm hücrelerim tek bir kişi ile dolu olur.
    her şeyim, tek bir kişinin her şeyi ile dolu olur.

    susarım ben aşık olduğumda. yüzümde hep mahzun bir ifade belirir. salak gibi sırıtırım yürürken. nedensizce derler ya hani. yalan. ben gülmemin nedenini bilirim. nedenim o'dur. nedenim sen'sindir. varoluşum anlam kazanır.

    ben aşık olduğumda uçarım. yer çekim yasası işlemez bana.
    (mercimeğebenzeyenbitki, 27.05.2008 21:46 ~ 22:18)
  15. gelip geçendir,baki kalan şaraptır.
    (redbullvodka, 29.05.2008 00:16)
  16. ezberdir.
    karşı pencerede belireceği saatlere göre kurmaktır çalar saati.
    otobüs durağında rastlanılacak zamanlara göre evden çıkmaktır.
    aynı konserlere bilet almaktır.
    seveceğini bildiğiniz kitaplar okumaktır.
    saniyeleri paylaşmanın binbir yolundan en mükemmelini seçmek için çabalamaktır.
    karşı tarafı ezberlemektir.
    karşı tarafa ezberlemektir.
    şiirler, şarkılar, dizeler, belki formüller...
    akılda tutmaktır her daim adını, eksiksiz tekrarlamaktır.
    (inthepainofsalvation, 29.05.2008 00:22)
  17. gelip gidendir.
    gelince kendine yer açıp, gidince lekesi kalandır. yoktur diyeceğim ama vardı. yoldadır diyeceğim, kapılar da kapalı. içimin boşluğu aşk şu ara. mutlak yolu kapımın önünden bir daha geçer. dünya küçük bir yerdir ne de olsa. küçücük.
    (zinkafnun, 29.05.2008 23:59)
  18. dünyanın en güzel ve en uslanmayan, laftan anlamayan duygusu...
    (ohannesburger menu, 30.05.2008 02:07)
  19. hayatta kalabilmek için tutunmaya çalıştığımız masaldır .kavuşursan bağ kavuşmazsan dağ olur..
    (eşkina, 30.05.2008 12:59)
  20. üzerine yazacağınız şiirlerin, şarkıların birileri tarafından daha önce mutlaka yazıldığını bilmektir.
    (hocam devekuşu koyduk, 31.05.2008 21:35)
  21. en zor olanda sabahları ;
    onun yokluğuna uyanmak, bile bile uyanmak, uyandıgında aklında hiç birşey yokken birden onun gelmesi ve kalbinden giren sancının tüm vücudunu sarması,iliklerine kadar o sancıyı hissetmek, sanki o gün hiç bitmiyecekmiş gibi uyumak istersin hep uyumak hiç uyanmamak.
    en zor olanda sabahları;
    yataktan kalkmaya üşenirsin hem kalksan nolucak ki o yokken çok sevdigin kahvaltı bile zehir olur. bogazından hiç birşey geçmeyeceğini bile bile o masaya oturmak,onsuz oldugunu bile bile....
    (lastrose, 31.05.2008 22:40 ~ 22:41)
  22. "bütün aşklarım her şeyden önce hayatımı değiştirme isteğinden doğdu.

    belki de aşk budur.

    köklü,sarsıcı,dönüştürücü,kesin bir değişim talebi."
    (mabel, 04.06.2008 23:05)
  23. " "şu mehtaba, şu coşkun denize bak. bilmezsin bunların ne demek olduğunu. aşık olunca anlarsın" demişti bi genç adam bana. aşkın somatik ve emosyonel belirtileriyle tarifinin bıkmadan usanmadan yapılmasından dolayı gözümüzde mi büyütmüşüz, çok büyük bir beklenti içine mi girmişiz acaba.

    kafamı kurcalayan şu: aşık olmadığı halde dolunayın denizi aydınlatmasına, kurumuş bir ağaca, simli bir örtüye bürünmüş sırf betonlar yığını bir şehir manzarasına, tanımadığı insanlara gülücükler atan sekiz aylık bir bebeğe, karın altında can çekişen çiçeğin daldaki güzelliğine, kar tanesinin gözümüzün içine girene kadar salına salına düşüşüne hayranlıkla baktığımız çok olmuştur. son senelerde bu bakış açılarımız olumsuz yönde bir parça değiştiğine göre aşkla ilgili değil de içimizdeki mutlulukla ilgili olmasın? malum, yaş ilerledikçe hayat daha da üstünüze üstünüze gelmeye başladıkça mutluluk katsayısıda düşüyor.

    aşk da insanı mutlu ettiğine göre... (öyle söylüyorlar).o halde aşık olmadan etrafındaki güzellikleri göremeyenler aşktan önce hiç mutlu olmadıkları için mi böyle düşünürler? aşık olunca insanın gözü mü açılır? o zaman aşkın gözü kör değil miymiş? ya da aşkı öyle bir öğretmişler ki şiirlerdeki "güzel"i mi görmeye koşullanıyoruz aşık olduğumuzda? yani aşık olduğumuzda pamuksu gür bulutlar değil, illa batışı mı güneşin güzel olan? aşkı da mı öğrenip de yaşıyoruz?"

    (bkz: öğrenerek yaşamak)
    (bkz: öğrenip de yaşamak)
    (üç kilo reçellik vişne, 06.06.2008 11:09)
  24. yine geldin işte,aklımda yoktu hiç,iyileştim bak diyordum kendi kendime
    dalga geçiyordum işte herşeyle
    takıntılarımla,bunalımlarımla ve senle
    artık bunu da yapabiliyordum
    gülüyordum sadece
    hafif bir duraksama olursa o tebesümde
    seni hatırlıyordum sonra kovalıyordum hemen yüksek kahkahalarla
    ne yapacağını biliyorum şimdi
    ilk önce aklımı karıştırırsın sen
    hatırlatırsın kendini
    yavaş yavaş alıştırırsın yine
    sonra usulca kayıp gidersin
    biliyorum oyununu
    bencilliğimi de farkettirdin bana
    gidene üzülmüyorum ki yokluğuna ağlıyormuşum ben
    gelip geçiyor işte herkes
    hayat diyoruz
    bir sen kalıyorsun yerinde.
    (haut parleur, 06.06.2008 14:41 ~ 15:53)
  25. yaşanması gereken şeydir.
    'yaşadık ya' yetmez, yaşıyor olmak gerekir.

    (bkz: ankara için efkar vakti)
    (zinkafnun, 06.06.2008 19:28)
 sayfa  / 63