belki ilginizi çeker
  1. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · google wave
  2. · günün tek şarkılık özeti
  3. · köpekbalığı görünce yapılması gerekenler
  4. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  5. · tunceli alevileri dinsizdir
  6. · itü sözlük yazarlarından özlü sözler
  7. · 22 kasım 2009 izmirlilerin pkk tepkisi
  8. · yağ yakmak
  9. · çocuk gibi davranma

aşk ezelde bir merhabadır  

  1. aşk ezelde bir merhaba idi ki; hala odur

    fatih'in veziri olan şair ahmet paşa bir beytinde, aşkındaki sadakati ve
    tutarlılığı anlatabilmek için,


    “ cânıma bir merhaba sundu ezelde çeşm-i yâr

    şöyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim”

    deyiverir. kolay bir söyleyişe göre çok güçlü bir hayal!.. öyle ki ahmet
    paşa hakkında tezkirelerin "türk şiirine parlaklık ve güzelliği ilk o
    vermiştir." hükmünü doğru çıkartır. günümüz diliyle şöyle demek: "ezel
    gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba lûtfetti. o gün bu gündür, o
    bakışın mestliğiyle başka birinin merhabasını hiç tanımadım."



    aşk... kainatın yaratılış vetiresini, özünü ve esasını oluşturmak bakımından
    başlangıcı ezel gününe dayanan ve ebede kadar süreceğinde şüphe bulunmayan
    macera... gönülleri terbiye eden, ruhlara derinlik katan, dimağlara
    yükseklik veren bir hüzün ve neş'e. varlıkla birlikte var olan, ve varlıkta
    en son yok olacak olan. başlangıcı ta ezel gününde; şöyle: kur'an'da
    anlatılır ki (âraf, 171-172) allah, dünyada hiçbir şey yok iken, hatta dünya
    yok iken ruhlar âlemini yarattı.

    orada bütün ruhları bir araya toplayıp sordu: "elestü bi-rabbikum?" yani,
    "ben sizin rabbiniz değil miyim?" ruhlarımız bu soru karşısında "kâlû:
    belâ!" yani "dediler ki; -evet (şüphesiz sen bizim rabbimizsin)". bu meclis
    (ezel bezmi, elest meclisi), varlığın ilk toplantısı idi ve bütün ruhlar
    orada birbirlerine şahit tutuldular; ta ki dünyaya geldikleri vakit, bir
    bedene girdikleri, ete kemiğe büründükleri vakit bu sözlerinden
    dönmesinler... dönenler olursa, o mecliste rahmet ve merhametiyle kullarına
    muamele eden rab taala'nın rahmet ve merhamet çizgisinin dışına
    itilsinler...

    ezel bezmi öyle bir meclis idi ki, orada yan yana olanlar, yakın olanlar,
    birbirlerini görenler, birbirleriyle konuşanlar; bu dünyaya geldiklerinde de
    birbirleriyle yan yana ve yakın olur, buluşur veya konuşurlar. insanlar
    arasındaki çağ farkları, uzaklık ve yakınlıklar ile biganelik ve âşinalığın
    temeli işte o ezel gününe dayanır. bu durumda dünya, ezelde kader olarak
    yazılanın vuku bulduğu (kaza) bir duraktır; o kadar. bu durakta aşkın ve
    âşıkın nasîbi de ezel günündeki durumuyla bağlantılı olarak bu dünyada
    görünürlük ve yaşanırlık kazanır.

    bu durumda ya hüsn ü aşk yazarı galib dede'nin benzetmesiyle dünyaya ait
    desenleri ve çizgileri olan kader kumaşları ruhlarımız arasında
    bölüştürülürken âşıka da sevgi hissesi olarak terzilerin makas artığı
    kırpıntılar misali paramparça olmuş bir kalb düşecek veya yukarıda ahmet
    paşa'nın dediği gibi âşık, ezel gününde öyle bir çift göz ile karşılaşacak
    ki aşktan pay almayı, veya aşktan gayrı pay almayı unutup dünya hayatını
    öyle yaşayacaktır. söylediğine göre ahmet paşa, ezel gününde henüz ruhlar
    alemindeyken, güzellerden bir güzel, kendi güzelliğinin farkında olarak
    (istiğna halinde) göz süzüp de kendisine âşık ararken, gözleri bir an,
    yalnızca bir an, ahmed'in canına da değip geçmiştir. aşk adına ahmed'e ne
    olduysa işte o bir an içinde olmuş ve o güzellik karşısında mest ve hayran
    düşüp kendini kaybedivermiştir.

    bu öyle bir mestliktir ki aradan milyonlarca yıl akıp giderek dünya
    kurulacak; adem yaratılıp yine on binlerce yıl insanoğlu dünyada ezel
    macerasını sürdürecek, nihayet ahmed'in ruhu da bir beden ile dünyaya
    geldiğinde hâlâ ezeldeki o sarhoşluğu geçmemiş olacaktır. bunun diğer yönden
    okunuşu, galib'in dediği gibidir ve ahmet, ezel gününde gördüğü güzelin
    aşkını kendisine zoraki kader edinerek dünyayı da onun uğrunda her türlü
    belalara, sıkıntılara, ayrılık acılarına vs. katlanarak mest ve hayran
    yaşayıp gider. yani ki aşkında bu derece sadakat ve doğruluk, tıpkı ruhların
    allah'a verdikleri söz gibi bir ağırlık ve sorumluluk taşır. ta ki âşık,
    ruhlar meclisinin sözünde duran yegane kişisi olabilsin.

    öyle ya hemen hepimiz o gün verdiğimiz sözü çoktan unutmuş, kendimize
    (masivadan, paradan, ihtiraslardan, gururlardan, maldan, mülkten vs.)
    yüzlerce tanrılar edinmiş durumdayız. oysa âşık ezelde verdiği aşk sözüne
    sadakatle sarılmış, aşkın bunca ayrılık belasına da katlanarak âşıklıkta bir
    gömlek daha derece kazanmanın yollarını aramaktadır. aşkın belası öyle bir
    tatlı bela ki, ezelde başlamış olup ebede kadar uzanacaktır. nitekim
    ruhlarımız, "elestü bi-rabbikum?" sorusuna karşılık olarak "evet" anlamına
    gelebilecek pek çok kelime arasından "bela"yı seçmiştir. kul, belayı kendisi
    istemeyince allah neden versin ki?!.. velev aşkın belası da olsa!..

    iskender pala

    kopyalayapıştır için bağışlayınız; bu merhabayı paylaşmak istedim
    (gölgeningücü, 20.03.2007 18:02 ~ 02.03.2009 20:03)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil