güzellik kavramının zaten aşk ile var olduğu ve güzel olan her şeye karşı bir aşk olduğu için güzelliğin ortaya çıktığı düşünülürse şappadanak doğrulanabilecek bir önerme.
(bkz:
güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa)
aşık olmak manevi bir ilhamdır, sanattır. iç dünyanın portresini çıkartabilirsin.. o güzellikle soğuk ayaklarımı hissetmeden bir kış gününde karlar üstünde dans edebilirim, gecenin derinliğinde gökyüzünün aydınlık verdiği soğuk bir kış gününde ayın yıldızlarla olan dansını izlerim içlenirim, en parlak bir yıldız gibi ışıldamak isterim etrafında yeter ki ay bana görünsün ve ben güzelliğimi esirgemeyeyim o'ndan.. varlığına, mutluluk gözyaşları bırakırım sanatımın doruğunda ve olağanüstü duygularımın eşliğinde güzelliğime güzellik katmaması imkansızdır..
aşk pozitif düşünme aşamasında çok ciddi bir derstir gerçekten, keyiflendirir aynaya baktığında daha da güzel görürsün kendini. ki zaten aşkın, sevginin sanatına kelimeler yetmez.. en önemli katkısı ise; en büyük sıkıntılarından kurtarır en ufak şeylerden mutlu olmayı öğretir sana..
"elbet sen de güzel olacaksın küçüğüm
aşk güzel ediyor her şeyi"
dizelerinde bahsedilen olaydır.
(bkz:
delice zeytin)
(bkz:
ezginin günlüğü)
manen ise kasıt doğru olan önermedir. aşk insana pozitif düşünceler aşıladığı için bir anda insanın ruh dünyası daha güzel bir hal alır
cinsiyetten bağımsız olarak
"aşk insanı güzelleştirir"
şeklinde söylenmesi gereken cümle.
çünkü aşk, hem erkeği hem kadını güzelleştirir.
aşık olunca, aşık olunan kişiye daha bi güzel görünmek için kendine daha çok bakmakla ortaya çıkan durumun ortaya çıkardığı yargı.
aşk adamı güzelleştirir,evet.
kesinlikle doğru olan bu önermeye dışardan bakacak olursak aşık kişi karşısındakine kendisini daha çok sevdirmek,beğendirmek adına çabalar.kendisiyle daha çok ilgilenir,zira kafa artık uçmuştur bazı taraflara...
etrafa gayet at gözlüğüyle bakar insan.
akıl havadadır büyüklerin tabiriyle...ayna karşısında harcanan vakit,
duygusal olarak kişinin tatmin olmasından mütevellit yüzüne vuran ışıltıyla bütünleşir!
tam bir evettir, bunu en net görebileceğimiz örnek de şu olsa gerek, yeni biriyle çıkmaya başlarsınız, unutamadığınız adam veya kız, eski sevgililerinizden herhangi biri veya bir kaçı, hiç tanımadığınız ama sizden hoşlanan adamlar veyahut bayanlar aynı anda size doğru gelmeye sizinle ilgilenmeye başlar, oysa onca zamandır yalnızken, kimsenin uğrayıp hal hatır sorduğu bile yokken, bu değişimin sebebi nedir, efendim neymiş, aşk adamı güzelleştiriyormuş heraldeki, herkesin gözdesi olmanız yeni bir aşkı bulmanızla aynı zaman dilimine denk düşüyor.
(bkz:
murphy kanunları)
doğru önermedir. hormonlardan ziyade moral motivasyonudur buna neden. lâkin kadını daha da güzelleştirir aşk. yeni doğmuş bebeğini emziren anne gibi al al yapar yanakları.
pazar günüydü. dışarıda hafif yağan yağmur... geç yatmıştım. alkol de almıştım, ne bulduysam karıştırdım, belki iyi gelir diye. önce rakıyla başladım. fazla içmezdim rakıyı. genellikle viski alırdım. ama o akşam en uygun olanı rakıydı. sonra, bira, cin, vodka, viski derken bardak elimde sızmışım. münir nurettin çalıyordu, arada müzeyyen senara geçiyor, erkan oğur pencereden kar geliyor diyor, ben de eşlik ediyordum ara sıra. öğleni geçiyordu uyandığımda, başım da çatlıcak gibiydi. rutin olarak yaptığım, sahil yürüyüşünü, ardından bir cafede oturup nescafe içerken kitap okumayı, dönüşte film, cips, çerez, bira alıp eve gelmeyi, neşeyle sevdiceği arayıp gel hadi film izleyelim demeyi, yapamamıştım. içim içimi yiyor, yerimde duramıyordum. evin içinde, mahpuslar gibi bir o yana, bir bu yana volta atıyordum. elimden bir şey gelmemesi, bi çare şekilde oturup beklemek, ruhun bedenden taşmasına, beynin sıvı olup kulaklardan dışarı çıkmasına, kol ve bacakların eklem yerlerinden paslı testereyle kesilirken hissedilebilecek acıya eşdeğer bir acının hissedilmesine neden olmaktaydı.
tam o sırada kapı çaldı. kanarya ötüşüydü evimin kapı zili. boğazı patlarcasına ötüyordu kanarya. ayaklarım kapıya doğru gitmek istemiyor, beynim o güçte olduklarına dair uyarı vermiyordu. güç bela kendimi girişe attım ve kapıyı açtım. karşımda onu gördüm. görünce havalara uçtum sevinçten, tam umutlarım tükenmek üzereyken yeniden hayata bağlandım, yeniden doğmuş gibiydim. bütün karamsarlığım gitmiş, üzerime adeta güneş doğmuş gibiydi.
yer: bölük amfisi
anlatan: kıdemli astsubay
anlattıktan sonra sorduğu soru: kimdi lan o gelen?
erler teker teker cevap sallar. sevdiğinizdi, kızınızdı, oğlunuzdu, annenizdi, babanızdı, amcanızdı.
bilen çıkmadı.
o ara biri aşkınızdı diye bağırdı.
astsubay cevapladı evet aşktı.
peşine tekrar soruyu yapıştırdı. peki ne aşkıydı?
(mutsuz, 26.11.2008 01:57 ~ 02:51)
(misuf, 26.11.2008 02:00)
aşk, bir sigara gibi her nefeste içine dolan ve biraz daha seni o sonsuza yaklaştıran, acı bir tatla bir alevin titrek ışığında seni gözetleyen, çoğunlukla kendini bir türlü anlatamamak ya da anlamak istemeyene karşı kendini anlatma savaşı. bir kuş gibi yüksekten uçan ve en çok ayazı yiyen. güzel miyiz abi peki!?,en az ırmaklar kadar. baharı bekleyelim belki çoşar suyumuz yıkar toprakları, alıp götürürken taşları nasılsa bir gün yine dizecek karşımıza set olup dindirecek acımızı. daha güzel olmak için aşık olmak, aşık olmak için daha güzel olmak işte bütün mesele.
(agustos, 26.11.2008 02:19 ~ 02:21)