aşk;gondola binmek gibidir..
inişli çıkışlı ikiside ayrı bir heyecan ayrı bir korku.. yukardayken ya birşey olursa diye endişelenir korkarsın.. indikten sonra ise ayakların tutmaz, hemen yürüyemezsin ama sonradan ona da alışıp kendi başına yürümeye başlarsın..
gel gel gel elleri cennet kokan yarim.(bkz:
hayranlık)
hiç geçmedi seni seven halim.(bkz:
bağlılık)
seni saran şimdi mutlu, şimdi zalim.(bkz:
kıskançlık)
çok özledim seni
esmer yarim.(bkz:
özlem)
hüzün, mutluluk, acı, keyif... hepsi bir arada...
kelimelerle anlatılamaz. hissettirdiği her şey farklıdır. özlem başka bir özlem, sevinç başka bir sevinç, acı başka bir acı olur.
merdivenden inerken yanlışlıkla bir basamak atladığında hissettiklerinle aynıdır...
hissizlik hisinin de içinde bulunduğu kategoridir.
korku. bir daha gelmesin nolur. bende acıya dayanıklı bir ben daha kalmadı artık. onsuz da yaşanabilir.
hicbirsey hissettirmeyebilir..
odaklanamamak ,düşünememek yan etkileridir..
unuttum.
bulutların üzerindeymişçe bir keyif, bir hafiflik, bazen.
karında beş kiloluk dumbbell varmış gibi ağırlık, bazen.
her şeyi yapabilecekmiş hissi verir. aşk için ne gerekiyorsa yapılır, bir nevi gözünü karartır insanın.
(merlot, 02.11.2009 21:38 ~ 03.11.2009 16:03)
(bkz:
anket lan bu)
sanırım herşeyi hissettiriyor.
(bahti, 02.11.2009 21:43)
bok gibi hissettir totalde. ben bunu bilir, bunu söylerim.
üşürsün çünkü aşık olduğun kişinin seni düşünmediğini, şu an bir başkasına sarıldığını biliyorsundur.
acı.
çok güzel şeyler hissettirir. tarif bile edilemez. yaşama bağlanacak bir dal oluşturur. insana insanlığını hatırlatır.
yanma.mide ve nefes borusunda tatlı bir yanma hissi verir.nane şekeri yemiş gibi ferah ferah.
her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
her zaman güzel mi bu kadar,
bu eşya, bu pencere?
değil,
vallahi değil;
bir iş var bu işin içinde.
orhan veli.
aynı böyle hissettiriyor işte.
uyuşukluk, tam olarak bu uyuşukluk hissi. ama sadece beyinde.
yastığa başını koyduğunda - uyku devresine geçememişken henüz- en derinden hissettiğin anlardır aşkını. gözünün önüne gelir yüzü, sıcacık bir şeyler akar içine. öpüşünü, dokunuşunu, gülüşünü hayal edersin ve deli gibi özlersin. dudakların kımıldar; 'aşkım benim' dersin. öyle bir deyiştir ki bu; kendini fark ettiğinde garip bir şekilde utanırsın sanki o duymuş gibi. ama duyabilseydi şimdi dersin, 'aşkım benim' deyip öpebilseydim en sevdiğim yerinden, o sıcacık, yumuşacık gıdığından.
ve uyandığında onun varlığı yansır pencerenden. ne varsa hayatında sıkıntılı, 'olsa ne yazar ki' diye düşünürsün, 'o, var'. o varken sıkıntılardan çok mutluluk var. ondan yana da olsa sıkıntılar, aşkın var, sonunda onun aşkı var.
'siz' diye bir şey var, yalnız değilsindir, yüreğinde koskocaman bir dünya var.
kafka'nın milena'ya yazdığı üzere şöyle olabilir:
""en çok seni seviyorum" diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, "sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla" dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki."
(bkz:
briefe an milena)
saat çalmaz ya sabahları, sen altı zannederken aslında yedidir ya, geç kalırsın, sinirlenirsin
onu düşünürsün, tebessüm edersin
defterin son satırına yazmayı sevmezsin ya, yazın kötü durur, defter elini keser gıcık olursun
onu düşünürsün tebessüm edersin
canın dondurma ister de kutuyu açtığında patlıcan kızartması çıkar ya içinden, hayal kırıklığına uğrarsın
onu düşünürsün tebessüm edersin
kalemin bozulur ya sınavın ortasında panik olursun
onu düşünürsün tebessüm edersin
...
...
...
...
onu düşünürsün tebessüm edersin.
(büşütük, 03.11.2009 00:00 ~ 00:05)
çiceği koparmaya benzer.önce çiçeğe büyük bir hayranlık duyulur, kararsızlıklar birbirini kovalar.kopartıldığında daha başka güzelliklerini görürsünüz herşeyden herkesten kollarsınız onu.bir süre sonra ilgi azalır çicek de solmaya başlar.koyduğunuz yeri unutursunuz bazen, varlığını unutursunuz.nihayet bulduğunuzda o çoktan kurumuştur geriye buruk acısı kalır.elinizde kuru bir dalla kalakalırsınız.