hiç beklenmedik bir zamanda,karşı tarafın tek kelimesiyle gerçekleşen an..sonsuz rahatlama hissi.. yere göğe sığdıramadığın,adını duyunca bile mutlu olduğun, her gece yatarken kendinden önce onun için dua ettiğin adamın "herkes gibi" olması.
birgün bile sorunsuz geçmez, daima kavgalar olur. ama yine de aşk bitmemiştir. bu kadar kavgaya ve soruna rağmen iki insan birbirine sıkı sıkı bağlı olduğu için ayrılamamıştır. onca söylenen laflar, küfürler veyahut kovmaların hepsi o aşkın gücüyle unutulur. fakat ne zaman ki iki sevgili karşı karşıya geldiği bir gün yine sorun yaşanmışsa ve ikisinden birisi diğerine şu soruyu soruyorsa, işte o zaman aşk bitmiştir.
aşka inancınızın son bulduğu andır. varlığına inanırsınız, gerçek sanarsınız, yine ölürsünüz.. sonrada yine aynı yalana kanmaya aynen devam edersiniz..
tüm ümitlerimi iğrenç hakaretlerin ile hançerlediğin andı aşkın bittiği an... hani demiştin ya "şevkin bittiği andır", benim ümitlerimdi şevkim. umutsuz yaşayamazdı bu yürür kızı.
gittin... içinde hiçbir umut, hiçbir sevgi kalmasın diye bileylediğin, kalıntı kanıtlarını da alıp, kendini onulmaz bir zalim yapıp, sana ulaşmak için sarfettiğim tüm çabalarımı paçavra gibi bir kenara fırlatıp gittin... şimdi ne kaldı geriye?
senin sıcaklığından yoksun bir ev, çarşaflarını değiştirdiğim halde, içine girip yatamadığım bir yatak, attığım her adım ile seni hatırlatan bir ortaköy ile başbaşa bıraktın beni...
gittin ama, izin kalmış bedenimde duruyor, geçene kadar dokundurmayacağım kimseye merak etme, çünkü acıyor. hala aklımda senin kelimelerin dolaşıyor, gözlerimdeki ayçiçeği tarlaları solmuşlar ne zamandı hatırlamıyorum, baktım aynaya. ama oradalar hala... biliyorum. zaman iyileştirmiyor yaraları demiştim, diyorum.
sensiz geçen zaman iyileştirmeyecek beni biliyorum.
sen "sadece bir erkek" olduğun gün, gözlerimdeki ay çiçeği tarlaları çorak topraklara dönecek biliyorum. ne kadar gübre atsa elin bahçivanı, ne kadar su verse onun bunun çocuğu, ya da ne kadar çok parlarsa parlasın bilgelikle dolu güneş saydığım benden çok uzak alimler; bu toprak artık yeşermeyecek. biliyorum, görüyorum.
gittin... içimdeki tüm sevgimi de alıp, beni içi boş, ama seyiri hoş, güzel bir kabuktan ibaret bırakıp gittin...
senden geriye senin öğrettiklerinle kendini yoğurmuş koyu bir bencil, hazine gördüğü her yeri sömürecek bir yağmacı, ahlakı hiçbir vicdan duygusu olmadan elinde oyuncak gibi kullanan bir pragmatist, içinde zeker duygusu taşıyan her bedene alayla bakan bir zalim, sadece kendi zevkine hitap edene canının istediği kadar vakit ayıran, sıkıldığında ise gene kendine dönüp, sorgusuz sualsiz ve de densiz ama alabildiğine özgür ve de yalnız vahşi bir kedi bıraktın.
gittin... seninle "tamam" olan ruhumu çalıp gittin benden. şimdi geriye bir tek kalpsiz bir beden, ama içi dolu bir baş bıraktın. aşkın bittiği an; keskin bir bıçak gibi bileylediğin acımasızlığınla, beni benimle sensiz bıraktığın andı. aşkın bittiği an; tüm o hastalıklı umursamazlığın ve etimi kopartan kelimelerinin vahşetiyle kalbimi dağladığın andı.
aşkın bittiği an; seni seninle bırakmamı istediğin ve de beni benimle bırakıp gittiğin andı... boğazıma yapıştığın ellerinin, tüm duyusal ve duygusal bağlantıları koparttığı, beni yadsınamaz bir rasyonalizm ile tek başıma bıraktığı andı, aşkın bittiği an