elinize telefonun yapışmasına sebebiyet verebilcek hadisedir.
(gölge, 09.10.2007 18:36)
kızsa çok zor bir ihtimali düşünmektir. arasa bile arkadaş gibi hissettiğini düşünür, bu sefer de arama vaktini beğenmezsiniz.
kimi kez hastalıklı kimi kez tutku dolu bekleyişin getirdiği heyecanla dolu ama çoğu kez boş umuttur. aşık olunan kişi aşık olunan kişi olduğunun farkındaysa ve aşık'a meyli varsa zaten arıyordur, arayacaktır. meyli yoksa aramayabilir, düşünmüyordur ya da arar dalga geçme niyetindedir. bu ikincisi çok beterdir. son olarak aşık olunan bu kişi aşık olunduğunun farkında değils, durum gayetle vahimdir. bu konularda verilebilecek temel öğüt
aşk duygusu yaşanıyorsa kişinin kendini bunun akışına kaptırmasının (ama kesinlikle kendine zarar verecek şeyleri yapmadan ya da yapsa da sonradan "aman canım" deyip önemsememek şartıyla) daha iyi olacağıdır. bu yüzden "ara gitsin!"dir, karşıdan beklememek gerekmektedir.
eğer aşık olunan taraf kız tarafı ise bir ömür boyu beklemeye hazır olmalısınız.
(bkz:
kendimden biliyorum)
telefonu elinize alma ve masaya bırakma döngüsü umutlarınız tükenene kadar devam edeceğinden telefonun aşınması dışında bir işe yaramaz bu bekleyiş. beklemeyin, harekete geçin.
her çalan telefona belki
o'dur diye heyecan yapmak ve akabinde
göt olmaktır.
umut fakirin ekmeğidir ama kaybettirdiği zaman da sanıldığından daha önemlidir.
bu yüzden ya göt olma ihtimalini göze alıp aranmalı, ya da
ömür törpüsü olan bekleme süreci sonlandırılmalıdır.
eğer arıyacağından eminseniz çok tatlı bir bekleyiştir heyecan vericidir.
harekete geçemeyecek kadar özgüven yoksulu ve cesaret fakiri kişinin, aşık olduğu kimseyi kendine saplantı haline getirmesinden sonra her gece bir kulağını telefonuna adayarak yaşadığı tatlı-mayhoş melankolinin sebebi...
(bkz:
melankoli kadındır)
aşık olunan kişinin neyi aradığına göre değişecek olan durumların potansiyelini kuantuma göre anlık bir ve umutsuzca bekleme olayının, belli bir paradigma içinde gelişen arayıp aramama kinetiği, arayıp da bulma veya bulamama hareketleri silsilesi ve birçok kişinin korkulu rüyası olan durum.
insanda penelope vidmore kadar sabır varsa normal bir davranış ancak öteki türlü her telefon çalışında kalp atışlarının 2 katına çıkması durumu ki hani olasılık yüzde 1 civarında ise kalp krizini getirecek eylem.
(wildboy, 12.03.2008 21:43 ~ 21:43)
ve şimdi athena "nah! çok beklersin, bunlar rüya, rüya sana" sözleriyle ünlü
skalonga isimli parçasıyla radyolarınızda
genellikle
kenan doğulunun bundesliga da gol kralı olmasıile aynı ihtimali taşır. zordur acı verir, insana ulan böyle saçmalık mı olur dedirtir.
beklemek, beklemek, beklemektir.
10 dakika tuvalete gidilir ve dönüldüğünde aşık olunan kişinin 5 cevapsız çağrısıyla karşılaşılır.
heyecan ile geri aranır.
" aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor....... please try again zart zurt! "
gerçekten sıçmışsınızdır o an.
(luto, 12.03.2008 22:46 ~ 22:48)
adı üzerinde aramasını beklemektir.
aramamaktır... ararsan işlerin sarpa saracağını, günün birinde aşık olduğuna pişman olacağını bilmektir.
bu sebepten,inadına beklemektir!
çok kötüdür. niye kötüdür. bir başkası aradığında sinir olursunuz da ondan. arkadaşınızı bile kırabilirsiniz. "arayacak başka zaman bulamadınmı" diye. tabi arkadaş şaşırır. mesaj beklemek te bir okadar kötüdür. hatta daha kötüdür. bir titreşiyor telefon. allah dersiniz, heyecandan telefona sarılırsınız. bir de ne görelim "cardfinans". daha da kötüsü; başıma gelmişliği vardır ki, cardfinans, vakıfbank, avea dan bir kaç dakka aralıklan mesaj gelmesidir. allah belasını versindir. ana avrat sövdüğünüzle kalırsınız böyle. bazen saat geçer hala salak gibi bekleyebilirsiniz. tütreştiğinde mesajın o isimden geldiğini görmek için. ama tatlı bir heyecan o da ayrı bir mevzu.
sevdiğinden tek haber alma umudu 'bir türlü gelmeyen postacı olanların' pek anlamayacağı, kara tren yolu bekleyenlerin gülüp geçeceği, bekleyenlerde ise her türlü paranoyaya zemin yaratan durum.
'duymamış belli hayatında bir eş hasretini
yaşamış, taş gibi, toprak gibi mahrum acıdan
ne bilir bir kağıdın canlara can kattığını
başımız dertte şu her gün geciken postacıdan' faruk nafiz
dırıling (telefon çalma sesi)
-merve sen misin??
-merve siksin seni hasan ben hasan!!
-lan olm kızdan telefon bekliyorum, ne var a.q.
-bana bak yarın ders sabah mı?
-he, siktir yat şimdi
-yalarım
-siktir lan!!
dırıling (telefon çalma sesi)
-merve??
-heee merve, ameliyat oldum sesim kalınlaştı biraz
-ali sen misin?
-merve de bana
-sikicem ha!! ne var olm
-halı sahaya gidiyoz gelsene!
-yok olm merveden tel bekliyom, sonra belki
-sen bilirsin sigişken öperim.
-deşerim ehehe
dırıling (telefon çalma sesi)
-merve!!!
-olm annen ben!!
-ha ne anne noldu ne var?
-merve kim? yeni mi?
-ya anne yok be okuldan arkadaş, bi iş için arıcaktı
-ince iş mi?
-çok komiksin anne, ne var? niye aradın?
-koli yaptım sana yarın otogardan al
-ha iyi tamam alırım
-merve ha adı güzelmiş, huyu falan nasıl?
-tamam anne babama selam ellerinizden öperim
-sizin sınfta mı? nereliler
-anne öptüm!!
-tamam be!!
dırıling (telefon çalma sesi)
-aaa sikicem ama ne var be???
-selim ben merve!!!????
-yanlış numaro (yersen!!)
(bekleme bi daha aramaz o!)
an itibarıyla gerçekleştirmekte olduğum eylem.
çok sinir bozucu, üzücü, "acaba ben mi arasam?" diye düşündüren düşündüğünle kalınması gereken durum. aramama sebeplerinden dolayı arayamazsınız.yer bitirir.yemin ediyorum aramayacağım bu sefer denir.ama gene aranır.böyle abuk subuk da bir şey işte..
-bu sefer aramayacağım lan.
(bkz:
sevgiliyle kavga etmek)
hele bir de asla aramayacağını bile bile beklemek vardır ki işkencelerin en büyüğüdür. o aramadığı müddetçe hayatla aranızda hep bir mesafe olur. asla doya doya yaşayamazsınız. aklınızın bir köşesi hep onunla meşguldür. artık bir süre sonra kabullenip tamam aramayacak dersiniz ama aklınızdan ya ararsa düşüncesini asla silemezsiniz. oysa onda telefonunuz bile olmadığını anladığınızda ise hayattan epey bir şey kaybettiğinizi fark edersiniz.
umut en büyük hastalık yani. en iyisi hiç umut etmeden yaşamaktır. önünüze geldiği gibi.
çok sinir bozucudur. alış veriş merkezine gitmişsinizdir yada ehliyet sınavına, güvenlik kız da olsa aramasını yapar, eller orasını burasını. beklemek çok zor gelir işte o zaman.
şimdi bu hakkaten kötü bişeydir. nice dağ gibi yiğitlerin kasetçaların başına toplaşıp müşterek ağlama seanslarına girdiğini bilirim. hatta ambiyansı bozmamak için en kötü anımı düşünüp ağlardım bunlarla birlikte. neden yapıyorlar bu ritüeli? boynuzu yemişler çünkü ya da yeme ihtimalleri var. bu acı olasılığa ağlıyorlar. tüm gururlarını bir yana bırakıyorlar. birisi peçete servis ediyor 'kardeşim biz yanındayız' diyorlar birbirlerine, oha lan. hepsinin yanında da bir telefon. gözleri telefonla halı deseni arasında gidip gelmekten orospu olmuş. bitmiş koskoca herif. bir sikindirik sevda uğruna mazoşist olmuş, kendini cengize, müslüme adamış, güce karışmak üzere. bunları ortamda dile getirmeye yeltenen benim gibi yüzsüzlerin yüzüne vurmak için de felsefe yapmışlar. demişler ki:
'orhan'dan bağlamayı, ferdi'den ağlamayı, müslüm'den isyanı, cengiz'den de sevmeyi öğrendik'
düşünüyorum. ulan acaba bu adamlar ruhlarını bilinçli olarak acıyla mı terbiye ediyorlardı. kafama takıldı lan arayıp sorsam mı? ne demiş orhan baba:
dün gece hep seni seni düşündüm
söylediklerine aklım takıldı
uykumda bir sağa bir sola döndüm
alaycı gülüşe aklım takıldı
aklım takıldı fikrim takıldı
yeşil gözlerine aklım takıldı